Geçen yaz yıllar sonra kendisini gördüğümde, aradan on yedi yıl geçmemiş gibi aynı samimiyet ve sıcaklıkla sarılmıştık birbirimize. Aradan geçen yıllar sevgisinden ve samimiyetinden hiç bir şey eksiltmediği gibi sanki daha da arttırmıştı.
Yıllarca görmediğiniz birisine sarılmak hele de bu “öğretmeninizse” biraz tedirgin eder insanı. Hatırlayıp hatırlamayacağından kuşku duyarsınız, o kadar kişinin içinden nasıl hatırlayacak dersiniz. Geçen zamanda kaç tane öğrencisi olduğunu hesaplamaya çalışırken, hesap etmediğiniz, ölçülemeyecek bir şeyi unuttuğunuz kafanıza dank eder. Benim unuttuğum ve dank eden öğretmenimin nasıl kocaman bir kalbi olduğu idi. Görür görmez ismimle hitap etmiş ve kendi dersinde nasıl olduğumla ilgili yorum bile yapmıştı.
Ortaokul 3. sınıfta İngilizce dersimize girdi Müyesser Hanım. Yeni mezundu sanırım bizim okula geldiğinde. Sarışın, ufak tefek, çekingen bir hali vardı. Konuşurken yüzümüze bakar, hepimize ismimizle hitap ederdi. İsimlerimizi ondan duymak ne güzeldi.
İngilizce derslerinin kalıplaşmış, “who are you”, “where are you” sorusuna bizim yerimize kendisi cevap vermişti. Biz onun için sadece İngilizce öğretmek zorunda olduğu, olmadığımızda yokluğu fark edilemeyecek kişiler değildik. Biz onun çok sevdiği mesleğini ve bilgilerini paylaşacağı kişilerdik. Ve olduğumuz yerde onun kalbiydi. Ders dışında bizimle vakit geçirmekten keyif aldığını her halinden bilirdik. Zil çalar çalmaz sınıfı terk etmez, sıkıntımız olup olmadığını sorardı. Akşam yatakhaneye bizi kontrole onun gelmesini isterdik. Onun nöbetçi olduğu akşamlar daha bir huzurlu uyur, sabah uyanmamız için vurulan çelik dolabın itici sesini duymadan mutlu mutlu uyanırdık.
Geçen yaz O’nu görüp sohbet ettiğimde bilseydim son görüşüm olduğunu kendisiyle ilgili düşüncelerimi uzun uzun anlatırdım. Seneye yazın görüşmek dileği ile diye ayrılırken herkesin eksiksiz orada olmasını dilemiştik ama olmadı. Kış aylarında rahatsızlandığını duyduk ama hastalığın O’nu sevdiklerinden alacak kadar ciddi olduğunu düşünmedik. Düşünmek istemedik, o kötü hastalığı bu kadar iyi birine yakıştıramadık, kötü olan hiçbir şeyle yan yana düşünmedik, O da olmadı zaten hiçbir zaman. Okulumuzda olduğu sürece kimseye sesini yükseltmedi, kimseyi incitmedi, kimsenin kendisi hakkında olumsuz düşüneceği bir şey yapmadı. İyi bir öğretmen, iyi bir insan nasıl olur ilk O’nu tanıyınca gördüm. Öğrencilerinden sevgisini eksik etmedi, yatılı okul dönemine baktığımda bizi seven, değer veren, yük olarak görmeyen sayılı öğretmenlerimizden biriydi Müyesser Hanım. Rahatsızlandığını duyduktan sonra iyi dileklerimiz onunla oldu, şimdi de dualarımız onunla.
Kendisini tanıyan, dersine girsin girmesin herkesin benimle aynı duyguları paylaştığına inanıyorum.
Sevgili Öğretmenim,
Dualarımız sizi iyileştirmeye yetmedi. Deselerdi ki herkesin ömründen bir zaman dilimi alınıp sizin yaşamanız için verilecek, eminim yüzlerce öğrenci düşünmeden kabul ederdi.
Dualarımız yine sizinle. Aramızdan çabuk ayrılmanız gerçek değilmiş gibi gelse de maalesef gerçek. Eşiniz Sevgili Hocam Mustafa Bey ve ailenize ve de tüm öğrencilerinize, sevenlerinize başsağlığı diliyorum. Mekanınız “Cennet” olsun….
www.hakimiyet.com