Yazdır

Bulanuha Haramuha Kadıhuha Helaluha

Kuruluş ve yükseliş dönemlerinde her alanda olduğu gibi devletin / mülkün temeli olan hukuk alanında da sağlam güçlü ve dengeli olan Cihan Devleti Osmanlı, yıkılış dönemlerine hukukunun zayıflaması üzerine hızla sürüklenmiştir. Bir zamanlar dünyanın gıpta ile izlediği Osmanlı hakimleri (kadılar) gitmiş onların yerlerini “Kadı gibi haram yemez” mısraları ile hicvedilen rüşvetçi kişiler almıştır. İşte bu dönemlerle ilgili anlatılan bir hikaye o dönemi çarpıcı bir şekilde anlatır.

Rivayet odur ki iki köylü şehre giderlerken yolda güzel bir post bulurlar. Lugata (buluntu) hükmündeki bu postun hukuki durumunu şehre varınca kadıya sorarlar. Kapıyı açan ve ellerinde güzel bir postla karşısında duran bu iki vatandaşa kadı efendi sorar;” Buyurun nedir derdiniz?” Onlarda durumu açıklarlar ve postun hukuki durumunu sorarlar. Postu pek beğenen kadı efendi;” Durun bakalım kara kaplı kitaba bir bakalım” deyip içeri girer ve kalın bir kitapla geri döner. Bir yandan kitabın sayfalarını karıştırır bir yandan da postun parlak tüylerine göz gezdirir. Sonra bir sahifede durarak köylülere döner ve der ki “bakın şurada sorunuzun cevabı var.”Nedir kadı efendi? diye soran köylülere kadı efendi şu cevabı verir. Daha doğrusu kitaptan okurmuş gibi yapar;” Bulanüha haramuha, kadıhuha helaluha” Bu net ve kafiyeli cevabı! İyi anlayan köylüler kadıya bir soru daha sorarlar; “Kadı efendi ucundan bacağından bulanlara bir şey yok mu? “ Kadı; “bakalım” der ve başka bir sayfa açarak şu cevabı verir; “Vela ecek vela bacak hepsi Kadı’nın olacak…” Tabi ki ne ecek kadı’nın oldu ne bacak. Çünkü Mülkün temeli çökünce bırakın postu, koyunu koskoca Osmanlı, kendisine “ebed müddet” sıfatını layık gören Osmanlı çöktü gitti.

 

             VELEVKİ BİR ŞEY ÇIKMASA BİLE

 Bence “Ergenekon davası” Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı davası… Bir gazetenin manşetinde yer alan ; “Cumhuriyet 1923 yılında kuruldu 2008 de arınıyor” hükmü yabana yatılacak bir görüş değil. 

            Suçlamalar eksik, iddiaların ispatlaması mümkün olmasa bile bu gerçek değişmez. Çünkü bu dava şunu gösterdi ki bu ülkede devleti devlet yapan en önemli unsur olan yazılı bir hukuk var ve bu hukuk herkes için uygulanabiliyor. Şimdiye kadar Milletin kafasında (en azından benim kafamda) bu hususta şöyle bir evham oluşmuştu; ”Türkiye de hukuk zayıflar için var. Bazı kurum ve kişiler dokunulmazdır…” Bu davadan hiçbir sonuç çıkmasa bile bu evhamın, bu görüşün yıkılması başlı başına çok önemli bir sonuçtur.

        KADI FATİH ALEYHİNE RUM MİMAR LEHİNE HÜKMEDİNCE

            Bazı sosyal tarihçiler Fatih ile Rum mimarın mahkemesini İstanbul un fethi kadar önemli sayarlar. Hadise çok bilindiği için yazmıyorum. Yalnız şunu söylemeliyim ki Cihan padişahı Fatih, Hızır Kadının verdiği kısas hükmüne boyun eğerek “İstanbul un Fatihi” unvanına birde “gönüllerin fatihi” lakabını eklemiştir. Aynı şekilde bağına zarar veren askerleri sırası ile, silsile takip ederek değişik makamlara şikayet eden bir kadıncağızın Kanuninin huzuruna çıkması ve ondan ;” Pekiyi bende derdine çare olmazsam ne yapacaksın? “ sorusuna o kadının “o zaman Seni de şeriata (hukuka) şikâyet ederim demesi aynı hikmetin bir başka pırıltısıdır. “Berlin de hâkimler” var sözü epeydir ülkemiz için bir hülya ya dönüşmüştü. Bence bu dava bu hülyanın gerçeğe dönüşmesinde epey bir yardımcı olacak.

            Dava ile ilgili söz söyleyecek kadar bilgimde yok belgemde. Ama benim derdim bu değil. Benim derdim, devleti devlet yapan, milletin huzur ve sükûnun kaynağı olan hukuk çarkının tam ve düzenli dönmesidir. Şöyle bir söz (Hadis de olabilir) hatırlıyorum. “Dinsiz bir devlet, bir millet yaşayabilir ama adaletsiz bir devlet asla.”Hz Ömer Efendimizin söylediği Mustafa Kemalin de  tekrarladığı “Adalet mülkün (yani devletin) temeli “ sözü ne kadar evrensel ne  kadar doğru ki dünyanın en önemli mahkemesi olan Lahey Adalet divanının duvarında halen asılı duruyor. Hâkimlerimiz en büyük maaşı almalı. Onlara “cüzdanları ile vicdanları” arasına sıkıştırmayacak bir ücret ödenmeli. En yüksek maaşı onlar almalı. Ondan sonra da onlardan tam adalet beklemeliyiz. En yüksek maaşı aldıkları halde onlarda en küçük bir yanlışlık gördüğümüz zaman ise onlara en büyük cezayı vermeliyiz. 

            Bu dava inşallah ülkemiz, milletimiz, devletimiz için bir arınma bir silkelenme, bir gerçeğe dönme çabasının başlangıcı olur. . Darbı mesel haline gelen ; “Şeriatın (hukukun) kestiği parmak acımaz” sözü inşallah milletin kalbine tekrar avdet eder.    

 Umarım bir elinde adalet terazini tutan, diğer elinde kılıç olan, gözü bağlı adalet kızının “gevşeyen”(veya gevşediği algısı uyanan)  göz bağı bu dava ile sıkışmış olur.

“Velev ki” hiçbir sonuç alınmasa bile bu algı büyük bir dönüşümün başlangıcı olacak ve de hayırlı olacak.

www.hakimiyet.com