Yazdır

Ey İnsan! Dur!

Bir maraton koşucusu gibiyiz. Doğduğumuz gün yarış startını almış, bitiş çizgisine doğru koşmaktayız var gücümüzle…

Bu koşuşa kendimizi öylesine kaptırmışız ki; nedenler, niçinler önemini kaybetmiş. Nefes nefese, kan ter içerisinde, sadece koşuyoruz. Adımlarımız adımlarımızı kovalarken, sona yaklaştığımızın bile farkında değiliz. Sadece koşuyoruz…

            Ey insan! Dur! Düşün! Ne yapıyorsun? Niçin yapıyorsun? Nasıl yapıyorsun? Biraz nefeslen… Etrafına bir bak… Kendine bir bak… Dön, geriye bir bak… Sonra bir daha düşün… Nereden başlamıştım koşmaya? Yol ayrımlarında durup düşünmüş müydün? Ok işaretlerine dikkat etmiş miydin? Yol haritanı açıp da, bir kez bakmış mıydın? Sahi, yol haritanı hatırladın mı? Elinden hiç düşürmemen gereken, her dönemeçte hangi yolun doğru olduğunu gösterecek olan yol haritanı unuttun mu yoksa? Koşmaya başladığında, ona ne kadar sıkı sarılmıştın oysa… Nerelerde, hangi telaşların, hangi uğraşların civarında bıraktın elinden? Bir düşün, hatırlamaya çalış... Hangi küçük menfaatin karşılığında kolayca veriverdin o kıymetli haritanı? Şimdi neye göre yol alacaksın? Doğru yola gittiğini nereden bileceksin? Menzile doğru koşarken, yolun sonunun nereye çıktığını nasıl anlayacaksın?

            Etrafına bir bak! Koştuğun yol kenarları neye benziyor? Dağlar, yemyeşil ovalar, rengârenk çiçekler, çağıl çağıl akan sularla bezeli, ruh dünyanı dinlendirecek güzellikte mi? Yoksa susuzluktan kavrulmuş topraklar, bir zerrecik rahmete muhtaç alev alev yanan çöllerde mi koşuyorsun?  Gidilen yolun, varılacak yerin habercisi olduğunu hiç duymadın mı?

            Birlikte koştuğun insanlara dön de bir bak! Kime benziyorlar? İç dünyalarının temizliği yüzlerine aksetmiş, gönül güzellikleri gözlerinde ki gülüşlere yansımış, güzel insanlarla mı koşuyorsun? Yoksa kalplerinin kasveti yüzlerindeki karanlıklarda dalgalanan, gözlerinde dünya hırsı alev alev yanan bedbahtlarla mı berabersin?

            Birde geriye dön bak! Kat ettiğin yollarda nasıl izler bırakmışsın? Kalıcı, güzel, senin arkandan geleceklere rehberlik edebilecek izler mi bunlar? Yoksa en ufak bir esinti de silinip gidecek ve bir daha hiç hatırlanmayacak izler mi? Nasıl eserler bırakmışsın arkanda, iyice bir bak. Kitab-ı mübin’e yazılıp, hesap gününde önüne getirildiğinde, neler hissedeceksin, şimdiden iyice düşün…

            Dur ve kendine nazarı dikkatle bak! Yolun başına getirildiğin andan bu güne kadar neler değişmiş sende, nelerini yitirmişsin? Sende var olan güzellikleri döküp saçmış mısın yol kenarlarına? Yoksa güzelliklerine sıkı sıkıya sarıldığın gibi yol boyunca gördüğün güzel şeyleri de almış mısın beraberine?

            Sonra önüne bak! Ne kadar yolun kalmış… Bilmiyor musun? Yolun sonu meçhul mü? Belki yüzlerce adım var, belki de birkaç adım sonra bitecek… Bilinmez bir zaman diliminde, bilinmez mesafeler var önünde… Yahut ne zamanın, ne de kat edilecek yolun var... Gayb bu olmalı. Yalnız Rabbimin bildiği, insanın tüylerini diken diken eden, en gerçek bilinmezlik, bu olmalı… “Düşün dedin, düşündüm. Koşmaktan vazgeçtim. Dönmek istiyorum.” demek te mümkün değil. Bu mecburi koşuda sadece düşünmek için geri dönüp bakabilirsin… Pişman olmak var, ama zamanı geriye döndürmek imkânsız. Her göz kırpışımızda, aldığımız her nefeste, kalbimizin her atışında elimizden kayıp giden ömrümüzü geri getirmemiz mümkün değil… Ama mümkün olan bir şey var. İBNÜL VAKT olmak… Zamanın kıymetini bilmek… Bize verilmiş olan her nefesi bilinçli bir şekilde harcamak… Kıymetli olana, kıymeti derecesinde itina göstermek… Bir mirasyedi savurganlığı ile heba ettiğimiz ömür sermayemizi, karlı bir kazanca dönüştürebilmek…

            Düşünmeden yaşamak… Çağımız insanının en büyük problemi bu. Oysa Rabbimizin, saadet yurdu olan cennete çağırdığı ve oraya girmeyi hak eden müminlerin en bariz vasfı “akıl sahibi olmak” tır. Onlar neden ve niçinleri bir kenara koyarak, yuvarlanıp gitmezler. Muttakilerin önderleri olarak, en önde koşarlar. Kullukta, ibadette, hayırda… Ve cennete giderken de en önde koşanlar, yine onlardır… “sabikunel evvelün” dürler… Bu dünya maratonunda Rablerini hiç unutmadan koştukları için, ahirette de ona ilk kavuşacak ve ona en yakın olacak olanlar hiç şüphesiz, onlardır. 

            Selam bize ve Allahın Salih kullarına olsun…

www.hakimiyet.com