Üç ayların sultanı Ramazan, âhiret ticareti için kurulan panayır yerine benzer, veya münbit bir toprağa mevsiminde ne ekseniz, hemen çimlenip erken yetişen mahsül gibi hemen eli¬nize gelir. Bir verirsiniz, en az on katıyla karşılık alırsınız.
Bazen bu verimlilik yükselir, bire yüz, bire bin ve bazen de bire otuz bin aldığınız olur. Kıraç ve verimsiz topraklara, mevsimi dışında bir şey ekmeye kalksanız, hiç bir şey alamazsınız. Ne var ki, bu ayda maneviyâtı yükselen kalbin merhamet duygusu daha da artar. Allah’ın hadsiz rahmeti iç âlemimizi yeniden dizayn eder. Hele biz O’na sıdk ve hulûs ile bir yönelelim. O’na nerede, ne zaman ve nasıl bir tövbe ile yönelmiş olursak olalım; Allah "onca fırsatları kaçırdın da, şimdi mi geldin?” demez; bizi rahmetiyle, merhametiyle, affıyla, mağfîretiyle, şefkatiyle karşılar. Biz O'na doğru yürürsek, O bize doğru koşar. Yani ezelî rahmetini seferber edip elimizden tutar, istimdâdımıza cevap verir, bize hem umduğumuz ve hem de beklemediğimiz zamanlarda yardım eder. Çünkü Yaratıcımız -tabir caizse- şefkat ve merhametiyle kullarına karşı çok düşkündür. Bize kucak açıp her zaman bizim dönüşümüzü bekler. Bizim hem mutluluğumuz ve hem de imtihanımız için hayrı da, şerri de sebep kılar. Hayır verip şükretmemizi, şer verip sabretmemizi bekler. Kur'ân bunu, "Belki sevmediğiniz şey, hakkınızda hayırlıdır, hoşunuza giden bir şey de sizin için bir şerdir, fakat siz bilmezsiniz Allah bilir"(1) âyetiyle ilan ediyor.
Gündüzleri oruçla, geceleri namazla, zikirle, duâ ile ve niyazla geçirebileceğimiz bereketli ve feyizli zaman dilimleri var. Bu bereketli zaman dilimlerinde, diğer günlerde olduğu gibi, kalbimiz tek bir makama yönelecek, tek bir makamdan imdat isteyecek, tek bir makama arz-ı hacet edecek, tek ve en yüce bir makam sahibini zikredecek. Ahlâkımızı, her şeye Kadir, O makam sahibi tesviye ve tahkim edecek. Biz (samimi bir duâ ile) istersek vicdânımızı hakka yönlendirecek. Kalbimizin tatmini ve manevî hastalıkların şifâ kaynağı, yalnız Allah ve O’nun zikri iledir.
Bu üç ayların en faziletlisi Ramazan ve içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesidir. Ramazan’ın gündüzü ve geceleri, rahmet-i Rahmân'ın coşkusu, bizi rahmet ve şefkatle sarıp kucaklar. Bu gün ve geceler, manevî yükselişimiz ve günahlarımızdan arınmamız için bir fırsat-ı Rabbânidir. Allah tövbe ve istiğfarla kendine sığınanı affetmemekten hayâ eder. Tövbe etmemiz ve makbul bir kul olmamız için Ramazan’la rahmete çağrılırız. Kulu Rabbine yaklaştıran, bu aydan daha bereketli ve daha verimli bir zaman dilimi yoktur. Başka zamanda bire on sevap getiren ibâdetler, bu gün ve gecelerde bire yüz, bire yedi yüz, bire bin, bire on bin, bire yirmi bin, bire otuz bin manevî kazançlara vesile olabilmektedir. Dualar bu ayda daha çok müstecâb olmakta, niyazlar kabul edilmektedir. Sadaka, zekat ve yemek yedirme sevapları kat kat artmıştır.
Şimdi bu günlerin bereket ve feyzinden haber veren Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın mübarek sözlerinden bir demet sunalım: O buyurdu kî: "Recep ayı Allah'ın, Şaban ayı benim ve Ramazan ayı ise ümmetimin ayıdır.”(2) Yine buyurdular ki, "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâ geri çevrilmez. Bunlar: 1- Receb ayının ilk gecesi olan Regâib Gecesi, 2- Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi, 3- Cuma Geceleri, 4- Ramazan Bayramı gecesi, 5- Kurban Bayramı Gecesi.”(3) Kadir Gecesi’nin husûsî bir yeri ve kıymeti olduğundan, Kur’ân’da açıkça bu gecenin ismi anılmış ve O’nun bin aydan daha hayırlı olduğu buyrulmuştur. (Kadir Sûresi) "Şaban ayı, Receple Ramazan ayı arasında bulunan, insanların çoğunun değerini bilmediği bir aydır. Onda kulların amelleri Allah'a arz edilir. Ben amelimin ancak oruçlu iken Allah'a arz edilmesini isterim.(4)
"Şaban ayının yansı geldi mi, o geceyi ibâdetle ihya edin, gündüzün de oruç tutun. Çünkü Allah Teâlâ o akşam güneş battıktan sonra dünya semâsına (kudreti ve rahmetiyle) tecellî eder ve der: "İstiğfar eden yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, nzık vereyim. Hastalığa uğramış olan yok mu, afiyet vereyim! Keza, duâ eden yok mu, kabul edeyim!" Bu böyle sabaha kadar devam eder.(5) "Ramazan ayına bu ismin verilmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.(6) "Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennem ateşinden kurtuluştur.(7)
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Herşeyin bir zekatı (temizlenme vasıtası) vardır, cesedin zekatı oruçtur.” Teravih için de “Kim Ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle namazla (Teravihle) ihya ederse geçmiş günahları affedilir." Resulullah’ın (sav) bu tavsiyesi herhangi bir değişikliğe uğramadan bu durum (terâvihin ferden kılınması) Hz. Ebu Bekir'in hilafeti zamanında böylece devam etti, Hz. Ömer'in hilâfetinin başında da böyle devam etti. Ancak, bir örnek olarak şunu da hatırlatalım. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ramazan'da, mescidin bir kenarında namaz kılan bir guruba rasladı. "Bunlar ne yapıyor?" diye sordu. "Bunlar, yanlarında ( fazla ezberlenmiş) Kur 'an bulunmayan kimselerdir, Übeyy İbnu Ka'b (radıyallahu anh) bunlara namaz kıldırıyor!'' dediler. Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm: "İsabet etmişler, bu davranış ne kadar iyi! '' buyurdular.''(8) Resûlullah (sav) ın arkasında 23 ve 25 Ramazan gecelerinde sahabeler toplanıp onunla teravih kıldılar. Ancak bu uygulamanın farz olmasından korkan Efendimiz (sav) onlara cemaatla namaz kıldırmamış, Hz. Ömer’in (ra) hilâfetinin son zamanlarında teravih namazının bir imam arkasında cemaatla kılınması teşvik edilmiştir.
Kadir Gecesi için de bir rivayette şöyle gelmiştir:"Kim, Kadir gecesinin sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse geçmiş günahları affedilir.”(9) Hz. Enes İbnu Malik (ra) anlatıyor: “Ramazan ayı girmişti. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu mübarek aya girmiş bulunuyorsunuz. Bu ayda bir gece vardır ki bin aydan hayırlıdır. Bu gecenin hayır ve bereketinden mahrum kalan bir kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış gibidir. Onun hayrı ise sadece (uhrevi saadetten) mahrum kimseye haramdır."
Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete girerdi. Ramazanın son on gününde ise çok daha şiddetli bir gayrete geçerdi. Son on günde. geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası için) uyandırırdı"(10)
Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç, sırf benim içindir, ben de o kimseyi dilediğim gibi mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yemesini ve içmesini terketti."(11) "Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''(12)
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''(13)
Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''(14)
Bir gün, Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.'' Buyurdu ki: "Sana orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''(15)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır."(16)
Yine Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "ResuluIIah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."(17)
Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''(18)
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?'' diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Ramazanı ta'zim için Şa'bân!" dedi. Tekrar soruldu: "Hangi sadaka efdaIdir?'' "Ramazanda verilen!'' cevabını verdi.''(19)
İbnu Abbâs (radıyallabu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissâlatu vesselâm), Ramazan dışında hiçbir ayı tam olarak oruçlu geçirmedi."(20)
Aşûre Orucu: Kays İbnu Sa'd İbnu Ubâde (ra) anlatıyor: "Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtrı ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu nafileten yapıyorduk."(21)
Hz. Aişe (ra) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, "(Bu ay) hiç yemiyecek'' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, "(Bu ay) hiç tutmayacak'' derdik. Ben, onun Ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Diğer başka aylarda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim."(22)
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beş vakit namaz birbirine, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan da diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler."(23) Kul hakkı hariç.
Hz. Cabir (ra) anlatıyor: "Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam; helali, helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilâve ve eksiltmede bulunmasam cennete gider miyim?" Resûlullah (sav): "Evet!" buyurdular. Nu'man: "Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!" dedi."(24)
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan biriyle yaşadığı halde, onlar sayesinde cenneti kazanamayan kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında anıldığım zaman bana salât okumayan kimsenin de burnu sürtülsün!"(25)
DİPNOTLAR:
1- Bakara Sûresi: 216.
2- Câ-miü's-Sahîh, 3/1034
3- Câmiü's-Sahîh, 3/953.
4- Câmi-ü's-Sahîh, 3/1107
5- Taç, 2 / 168.
6- Câmiü's-Sahîh, 2/671
7- Câmiü's-Sahîh, 3/719
8- Ebu Dâvud, Salât 318, ( 1377)
9- Buharî Terâvih 1; Ebu Dâvud, Salât 318, (1371); Tirmizî, Savm 83, (808); Muvatta,
Salât fi Ramazan 2, (1,119)
10- Buharî, Fadlu Leyleti'l-Kadir 5; Müslim, î'tikâf 8, (1175); Ebu Dâvud, Salât 318,
(1376); Tirmizî, Savm 73
11- Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151)
12- Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363)
13- Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638),
Edeb 58, (3823)
14- Tirmizi, Cihâd 3, (1624)
15- Nesâi, Sıyam 43, (4, 165)
16- Müslim, Sıyam 202, (1163); Ebu Davud, Savm 55, (2429); Tirmizi, Salat 324, (438)
17- Buhari, Savm 5, Bed'ü'I-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129).
18- Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746).
19- Tirmizi, Zekat 28, (663)
20- Buhari, Savm 53; Müslim, Savm 178, (1157); Nesâi, Savm 70, (4, 199)
21- Nesai, Zekat 35, (5, 49)
22- Buhari, Savm 52; Müslim, Sıyâm 175, (1156); Muvatta, Sıyâm 56, (1, 309); Tirmizi, Savm 37, (736)
23- Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214)
24- Müslim, İman 16, (15)
25- Tirmizi, Da'avât 110, (3539)
www.hakimiyet.com