Efendimiz (sav) “Men sâme Ramadâne îmânen ve’htisâben gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi” buyurdular ki: ‘Kim ihlâs ve samimiyetle bu ayda (bütün erkanına inanarak) oruç tutar, ibâdetlerini (tam) yapar, sevâbını da yalnız Allah’dan umarsa, o mümin kulun geçmiş günahları bağışlanır.’
Allah’ın gerçek kulları, Hak ma’buda, O’nun sonsuz nimetlerine karşı, isteyerek ve severek oruçla şükreder. Komutanı seven asker, emirlerini de severek yapmaz mı? O, orucu emreder; biz de severek ve isteyerek oruç tutarız. O, her hâlimizden haberdardır. O, kendisine samimiyetle el açan kullarını boş çevirmez.
Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp yakarırken, O’nun kullarını gördüğüne, dualarını işittiğine ve kalplerden geçen istekleri yerine getirmeğe kâdir olduğuna tam inanmak lazımdır. Yoksa O’na karşı şüpheyle el açmak, saygısızlık olur. O’nun rahmeti, lütuf ve keremiyle gazabının önündedir. O’nun duaları kabul etmesinin en önemli vesilesi tövbe ve ihlastır. O’na gönülden inanmaktır. Mümin kimse samimiyetle ellerini kaldırdığı zaman Allah onları boş çevirmez. Kulunu mahcup etmez; aksine, kulu kapısına bir daha gelsin diye ihsan eder.
Her hususta Allah’ın hoşnutluğu nazara alınmalı, hiç bir amel insanların takdir ve teveccühlerine bina edilmemeli; her şey, Allah için yapılmalı ve beklentiler de hep Allah’tan olmalıdır. O’nun Ma’bud, bizim de âbid ve kul olduğumuz hatırdan çıkarılmamalı. Allah’ın bizim üzerimizde sayısız nimetleri ve hakkı vardır. Bizim O’ndan alacağımız sıfır. Fakat keremi sonsuz olan Allah, sermayesi ve aslı kendisine ait olan varlığımızı ve nefsimizi, sınırlı zaman dilimi içinde, ibâdetle terbiye etmemiz karşılığında, cennet müzesine konulmağa layık hâle gelmemizi istiyor. Bize, cennete layık amel etmemiz gerektiğini önceden haber veriyor. Kulluk yaparsanız cennet, azıp saparsanız cehennem var, diye ihtar ediyor. Bize vücûdu veren de dünya ve âhireti yaratan da Allah’dır. O’ndan başkası için yapılan her amel ve eylem, boştur ve riyâkarlıktır.
Cenâb-ı Allah oruç hakkında “Oruç Bana ait bir ibadettir; onu kendime izafe ediyorum. Mükâfatını da Ben vereceğim.” buyurmaktadır. Bu sebeble onun kutrunu (yükseklik, derinlik ve genişliğini) ancak Allah bilir. Kabul edilmiş bir orucun karşılığı ancak cennettir. Bu ayda azgın şeytanlar bağlanır, insan şeytanları, onların vazifesini devralır. Müslümanlara sataşırlar. Nefsini insan şeytanlarına kaptıranlar kâtil bile olur.
Bin aydan hayırlı bir gece olan Kadir gecesi ve teravih namazıyla Ramazan ayı çok yücedir. Buna delil de şu âyettir. “O Ramazan ayı ki insanlara bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı bâtıldan ayıran en açık, en parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.” (Bakara, 2/185) Bu ayda sadaka, zekat ve fıtır sadakasıyla gönüller coşar, kalpler cömertleşir.
Teravih Namazı, Arapça’daki “tervîha” kelimesinin cem’î (çoğulu) olup “teneffüs etmek, ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek” gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının sonundaki oturuşa, “tervîha” denilmiş. Sonradan bu kelimenin çoğulu olan “teravih” sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur. Teravih namazı, sünnet-i müekkede olarak orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir. Efendimiz Ramazan’da birkaç gece teravih namazı kıldırmış, “Kim Ramazan namazını (teravihi) inanarak ve sevabını Allah’tan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.” diyerek ashabını bu namaza teşvik etmiştir. Rasûl-ü Ekrem (sav) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur: “Allah Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim. Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlas ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur.” Teravih namazının cemaatle kılınması sünnet-i kifâyedir. Yani, bir yerleşim yerinde en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir selâm vererek kılınması en faziletli olanıdır.
Günümüzde bazıları, teravihin sekiz rekat olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Ne var ki, İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimiz’in Ramazan’da yirmi rekât ve vitir kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiili icması vardır. Nitekim, teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır. Ancak (ümmetin işini yapan teknik adamlar) ustalar, hastalar, yolcular ve düşkün yaşlılar sekiz rekat kılabilirler. Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun, isterse de hatim takip edilsin, ayetlerin tertil üzere (yavaş) okunması ve namazın da tadil-i erkana riayet edilerek kılınması gerekir. Yoksa “Allahuekber” komutuyla spor yapanlar / yaptıranlar namaz kılmış olmazlar. Esâsen, bu namaz, kalbinde ibadet sevgisi ve dilinde zikir lezzeti taşımayanlara zor gelir.
Ramazan ayında, diğer zaman dilimlerine göre, her türlü amel-i sâliha daha sevaplıdır. Başta Kur’ân okumak ve mukâbele dinlemek olmak üzere, beş vakit namaza itina göstermeli, bol duâ ve zikir etmeli ve her türle olumsuz davranışlardan çekinmeliyiz. Ki çekinme ittikası, eylemli ve ihlaslı amelden daha hayırlıdır. Geceleri sahura kalkıldığı zaman hiç olmazsa en az iki rekat teheccüd namazı kılmalıyız. Ki kabir hayâtı nûrunu bu namazdan alır.
www.hakimiyet.com