İslam dininin getirmiş olduğu iyiliklerden ve güzelliklerden birinin de paylaşmak olduğu gerçeği yalnız Müslümanlar tarafından değil, çeşitli ve değişik dinlere mahsus milletler ve ülkelerce de benimsenmektedir.
Zenginlerle fakirler ve ihtiyaç sahipleri arasında gerçekleştirilen paylaşma sayesinde insanlık ciddi bir yakınlaşmaya imza atmaktadır. Zenginin gönül rızası ve ilahi bir emir olduğu için servetinden belli bir kısmını çevresinde yaşayan fakirlere, muhtaçlara, dullara, yetimlere, kısaca zaruret içinde yaşam mücadelesi verenlere tasadduk etmesi paylaşmanın güzel bir örneğidir.
Dinimizde yıldan yıla verilmesi emredilen zekat, paylaşma kültürünün en önemli örneğini teşkil eder. Zengin Müslümanların mallarından ve paralarından kırkta birini çevresinde bulunan fakirlere seve seve dağıtması evvel emirde bir farzın yerine getirilmesine, sonra da zenginlerle fakirlerin kaynaşmasına sebep olmaktadır.
Paylaşmak yalnızca zekat ile sınırlı değildir. Ramazan ayı içerisinde, durumu müsait olan Müslümanların yine ihtiyaç sahiplerine verilen fitre, yani fıtır sadakası, hastalık ve ihtiyarlık gibi sebeplerden dolayı farz olan ramazan orucunu tutamayanların yine garip ve gurabaya ödemek zorunda oldukları fidye ile her zaman yapılabilecek olan sadaka; İslam dininin güzel hasletlerindendir.
Böylece zengin ve ekonomik güç sahibi olan her Müslüman; zekat, fitre, fidye ve sadaka sayesinde paylaşma kültürünü, geçici dünya hayatına hakim kılmış olur.
Her Müslüman’ın alın teri ve el emeği ile kazanmış olduğu malda fakirlerin hakkı vardır. İşte bu haklar, gönül rızası içinde yapılan paylaşma ile fakirler sevindirilir, zengin Müslümanlar da borçtan kurtulmuş ve ayrıca da nail olurlar.
Elindekileri ve kazancının bir kısmını verebilmek ve başkalarıyla paylaşabilmek gerçekten çok önemlidir. Zenginin malında, fakirlerin gözü olmaması, zenginlerle fakirler arasında ekonomik güç dengesinin sağlanması ve aynı çevrede yaşayan insanların en güzel şekilde kaynaşabilmesi için zekat ile, fıtra ile, fidye ile, hatta kurban ile paylaşımda bulunulması zamanımız dünyasında daha büyük önem arz etmektedir.
“Ben kazandım, ben harcarım!” mantığı asla geçerli değildir. Hele hele “Ben nasıl çalışıp kazandıysam, onlar da çalışsın kazansın!” gibi görüşler yanlıştır ve sakattır. Çünkü Allah (CC) insanların kimisini zenginlikle, kimisini de fakirlikle imtihana tabi tutar. Her çalışanın aynı mala ve aynı servete sahip olması mümkün değildir.
Paylaşmanın önemini idrakten aciz olanlar, İslam’ın koymuş olduğu farz, vacip ve sünnet gibi en derin mana ifade eden ibadetlere türlü şekillerde bahane bulanlar dahası çevresinde açlıktan nefesi kokanları, kuru ekmeğe bile muhtaç olanları görmedikleri, düşünmedikleri ve onlara yardım ellerini uzatmadıkları için indallah büyük sorumluluk altındadırlar. Paylaşmak insanı sorumluluktan kurtarır.
Bizim dinimiz her insana fakir olsun, zengin olsun, erkek olsun, kadın olsun üstün bir değer verir. Allah tarafından verilen bu değeri her türlü yardımlaşmada ve paylaşma kültüründe de açık ve en bariz bir şekilde görüyor ve bizatihi de yaşıyoruz.
www.hakimiyet.com