Yazdır

Koksu

Yanına arkadaşlarını alan çocuklar üçerli beşerli guruplar halinde köydeki bütün evleri dolaşıyor.

Sokak aralarında birbirleriyle karşılaştıkları zaman ise her gurup diğer gruptakilerin ellerine ve ceplerine bakıyor. Ellerindeki bulaşıktan ne yediklerini anlamaya çalışıyorlar eğer eller üzerlerine silinmemişse. Ceplerin kabarıklığı ve görebildikleri kısmından da diğer gurubun ne topladığını tahmin etmeye çalışıyorlar. Bazıları ise dayanamayıp soruyor:

-         Ya, o Arap Elması’nı kim verdi?

O mayhoş, gördüğün zaman bile insanın dişlerini gıcırdatan elmayı Mıgırdıç’ın Gelini’nin verdiğini aslında hepsi bilir ama sürpriz bir cevaba karşı soruluyor sorular. Bazen fısıldaşmalarla bazen de bağırarak söylenir sırlar:

-         Koşun, Garazor’un Karısı ekmek kızartması yapmış; hem de Pazar Ekmeği’nden. Diğer çocuklar gitmeden koşup yiyin.

Daha fazla koksu toplamak için giydikleri geniş cepli elbiseler veya pantolonlarının içine sıkıştırıp bir heybe gibi kullandıkları gocuklarıyla, koşuşturmaya başlıyor çocuklar.

Her Perşembe günü ikindi ezanıyla toplanan çocuklar, köydeki bütün kapıları dolaşıp “koksu” diye sesleniyorlar ev sahiplerine. Kimse de şaşırmıyor zaten bu seslere; kadınlar hazırlıklı çıkıyor kapı önlerine. Kızarttıkları Pazar Ekmekleri’ni yufkalara sarıp veriyor bazısı, bazısı ise kocasının çalışmak için gittiği Aydın’dan getirdiği incirlerden veriyor birer tane; haftaya da kalsın diye. Tabii kızarmış ekmek çocukların en istediği. Pazar yapmak için Cuma günleri gittikleri komşu kasabada eğer babaları neşeli günlerindeyse fırından ancak çeyrek ekmek alıveriyordu. İçine hiçbir şey koymadan öyle bir iştahla ve gururla yiyorlardı ki ekmeği; arkadaşlarına caka satmak için de bir sebepleri oluyordu hepsinin. Topladıkları papatya ve meyan köklerini sattıkları zaman ise cepleri paralandığı için fırıncıya “çeyrek ekmek arası peynir” veya “çeyrek ekmek arası helva” siparişi bile veriyorlardı. Bundan dolayı koksuda Pazar Ekmeği kızartması dedin mi, bütün sular duruyordu çocuklar için. Ev sahibi kapıdan ekmek kızartmasını uzattığı zaman hepsi tavaya elleriyle dalıp, bir lokma daha fazla kapmanın mücadelesini veriyordu.

Tabii köydeki her evden böyle az yedikleri şeyler bulamıyorlar. Birçok kadın bahçesinden topladığı elma, armut, üzüm, yer elması ve kuruttukları kaklardan veriyor. Ekmek yapacak kadınlar da perşembeyi seçiyorlar ki; gelen çocukların ellerine birer bazlama yağlayıp verebilsinler. Aslında çocuklar her evden ne alacaklarını iyi biliyorlar çünkü herkes neredeyse her hafta aynı şeyleri veriyor.  Kadınların neredeyse hepsinin kocası Aydın’a kök sökmeye gidiyor. Ancak kocaları geldiği zaman değişiyor verilenler; incirler, zeytinler, lokumlar, şekerli leblebiler… Ama hepsi tane tane…

Akşam ezanına kadar sürüyor bu koşuşturmaca. Ne yaz dinliyor çocuklar, ne kış; ne toz duman ne yağmur çamur. Zengin fakir, ilkokulu bitirmemiş bütün çocuklar dolaşıyor sokaklarda. Yılın her perşembesi bazen üşümüş, bazen tepeden tırnağa ıslanmış, bazen terlemiş, bazen üstü başı çamur içinde ama her zaman seslerinin çıktığı kadar bağırıyorlar bütün kapılara; “koksu”.  

www.hakimiyet.com