Yazdır

Namaz Ve Bayram

Arabca salâtın başı bu dünyâda namazdır. Iyd’ın (bayramın) başı da (cennette Allah’ı görme) Rü’yet’ullah’dır. Yâni bu dünyada hizmet, öte dünyada ücrettir.

Salâtın diğer anlamlarından bazıları selâm, duâ, ibadet, saygı, bağlılık, güzel bir âdeti koruma ve kollama gibi mânâları tazammun eder. Bayramlar da zahmet  ve hüzünden kurtuluşu, ödül alma ve sevinci ifade eder. Bu yazımızda, bir mü’min için namazın en büyük salât olduğunu ve bayramın da onun ödülü olduğunu özetle vurgulamağa çalıştık.

            Namaz, yâni salât, kişinin yaratılış sebebine ve var oluş gâyesine uygun hareket etmesi ve davranmasıdır. Yâni, insanın fıtratı selîmesini koruması için, Rabbi olan Allah’ın emrine itaat etmesi ve O’nun emrine göre yaşaması, namazla kendini Allah’a sevdirmesi ve günahlara karşı kendisini muhafaza etmesidir.

            Salâtın çeşitleri vardır. Allah’ın salâtı, kullarına karşı “Rab”lik vazifesini hakkıyla yapmasıdır. Meleklerin salâtı, yaratılış gayelerini göre, Allah’ın emrine uygun çalışmaktır. Peygamberlerin salâtı, risâlet ve örnek kulluk görevlerini yerine getirmektir. Cin ve insanların salatı da, başta Allah’a itaat ve ibadet olmak üzere, peygambere ve adâlete itaat etmektir. Bunun için de akıllı, bilgili ve imânlı olmak yeterlidir.

            Bayramlara gelince: Bunlar 6 adet olup baştan sona doğru gittikçe şerefi ve azameti artan bayramlardır. Senede iki kere tekerrür eden ve hayat boyu yaşadığımız bu mübârek bayramların her ikisi de orijinal ve semâvî havasıyla, bizim dünyevî hayatımızı Arşın Rabbi olan Allah’a bağlar. Her çalışmanın bir ücreti, her hüznün bir selâmeti vardır. Bayramlar da hüzünlerin sevince ve çalışmanın ücrete ve ödüle dönüştüğü sevgi ve sevinç günleridir. Altı bayramın ilk ikisi her sene tekrar eden 1. Ramazan ve 2. Kurban, (diğer üçü birer kere yaşanır) 3. Ölürken îman, 4. Mahşerde Emân, 5, Cennete Girildiği zaman. Altıncısı en büyük lütuf olan bayram, sonsuz güzellik yurdu olan cennette, sonsuz güzelliğin aralıkla tecelli ettiği sevgi ve aşk bayramı, Rü’yet’ullâh’a Mazhar olunduğu an’dır. Bütün bayramlar, 6.Bayram’a hazırlık ve alıştırma için ihsan edilmiştir.

Hz. Peygamberi (asm) inkâr eden hiçbir nûra ve hayra mazhar olamaz

            Peygamberler, salât emrini tebliğ ve bayram lütfunu tebşîr için geldiler. Salâtsız ve itaatsızları Cehennemle tehdît etmek, salât ve itaat ehlini cennetle müjdemek için örnek bir tebli görevi yaptılar. Müslümanın sadece namazı değil, her türlü ibadeti; orucu, zekâtı ve haccı da rabbi için onun salâtıdır.  Hz.Muhammed (sav) Bütün peygamberleri temsil ve tezkiye etmek için gönderildi. Çünkü İslâm’dan önceki dinlerin, namazı, bayramı ve inanç esasları tağyîr ve tebdil edilmişti. Peygamberler için, sonradan mukaddes kitablarda iftiralar yazıldı. Hz. Muhammed (sav) hak ile bâtılı fasletmek, yalanla doğruluğu tashih etmek ve Allah’ın dinini tekmil etmek için gönderildi.

İnsanların mücerred “Lâilâheillallah” demeleri kâfi değildir. Yâni, “Muhammedürrasûlullah” demezse hiç kimse ehl-i necat olamaz. Çünkü, Kelime-i şehâdetin iki rüknü birbirin­den ayrılmaz, birbirini ispat eder, biri diğerine delil ve hüccetir. Muhammed’in (sav) Resûl olduğu mûcize ile desteklendiği gibi, O da  Allah’ın varlığını ve birliğini iddia ve isbat için, Kur’ân diliyle konuşur. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesse­lam “Hâtemü'l-Enbiya”dır, bütün enbiya­nın sonuncusu ve onların vârisidir. Elbette, Allah’a ulaşma ve bütün hayırlara kavuşma yolları­nın başındadır. Onun büyük caddesi ve doğru yolundan başka hakikat ve necat yolu olamaz. Bütün ehl-i marifet ve hak yolunu bulan büyük imamlar, Şeyh Sâdi-i Şirâzî gibi derler: "…Hz. Muhammed'i (sav) örnek almadan bir kimsenin selâmet ve safâ yolunu bulması imkânsızdır. “Hem Muhammed’in (sav) tevhide giden doğru yolundan başka bütün yollar kapalıdır. Ancak Hazret-i Muhammed'in (asm) yolu açıktır" demişler.

Ancak, bazı insanlar bilmeden fıtrata tâbi olarak cadde-i Ahmediye’de (sav) gittikleri zaman doğrulukla onun yoluna girmiş olurlar. Hem bazen olur ki, Peygamberi bil­meden; hayat tarzları ve fıtrî temiz ahlakları ile gittikleri yol, cadde-i Ahmediye’ye çıkan patikalar hükmündedir. Dünyanın cazibeli fitnesinden, para ve mal hırsından uzak kalan münzevîler, bir nevi fetret hayatı yaşayan bedevî ve köylüler gibi, fıtrat peygamberini düşünmeyerek "Lâilâheil­lallah" demeleri onlara kâfî gelip necat bulabilirler.

Fakat bununla beraber, en önemli bir husus da şudur ki: Kabul etmemek başkadır, kabul edecek şeyi bilmemek başkadır. Yâni, Peygamberi bilmi­yorlar veya düşünmüyorlar ki kabul et­sinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlâhi’den yalnız "Lâilâheillallah"ı biliyorlar. Bunlar ehli necat olabi­lirler. Fakat Peygamberi işiten ve dâvasını bilen kimseler, onu tasdik etmezse, Cenâb-ı Hakkı tanımış olmaz. Böyle kimselerin Allah hakkında yalnız "Lâilâheillallah" kelâmını söylemeleri, kurtuluş sebebi olan tevhidi ifade etmez. Çünkü, kendine ulaşan bilgiyi ve hakkı, tahkîk ederek kabul etmeyen, peygamberi ve getirdiği mesaj olan Kur’ân’ı inkar olduğu için küfre düşmekten kurtulamaz. Tabii ki namazı ve bayramı da olamaz. Fakat, bir dereceye kadar, kabul edeceği şeyi bilmeyenin mazereti vardır ve sadece Allah’ı bilmesiyle imânı yeterli olur.

Binlerce mu'cizâtıyla, Kur’ân âyetleri ve sünnet olan asârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev-i beşerin eşrefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamı inkâr eden bir adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nûra mazhar olamaz ve Allah'ı tanıyamaz.1

 

Her dinde namaz farzdı

Allah, her peygambere ve ümmetine, temelde değişmeyen iman esasları başta olmak üzere, şekil ve de­taylarında kısmen farklılıklar olsa da, na­mazı, orucu ve zekâtı emretmiştir. Bunu Kur'ân'dan öğreniyoruz. Meselâ, "Ey îman edenler, sizden öncekilere farz kılın­dığı gibi, oruç size de farz kılındı"2 âyetiyle orucun bizden önceki ümmetlere de farz kılındığını bildiren  Kur'ân’a göre bizden önceki ümmetlerin de bizim gibi namaz, oruç ve zekât la mükellef olduğunu görüyoruz. Bu hususta Kur’ân’dan birkaç örnek arzedelim:

1-  Hazret-i İbrâhim’in (sav) namazı: “İb­rahim dedi ki: '...Rabbimiz! ben zürriyetimden kimini… namazla­rını Beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadide yerleştirdim.....Yâ Rabbi beni ve benim neslimden olanları namazda devamlı kıl. Ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur” 3

2-  Hazret-i İsmail'de (sav) namaz ve ze­kât: "Kitapta İsmail'i de an. Muhakkak ki o vaadinde sadıktı ve Allah tarafından gön­derilmiş bir peygamberdi. Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Ve Rabbinin katında rızâya erişmiş bir kul idi” 4

3-  Hazret-i İshak ve Hazret-i Yakup'ta (as) namaz ve zekât: "Biz İbrahim'e İshâk'ı verdik. Bir de torunu Yâkub'u ihsan ettik. Her birisini sâlihlerden kıldık. Onları, em­rimizle doğru yolu gösteren rehberler yap­tık. Ve onlara hayırlı işlerde bulunmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı verme­yi vahy ettik. Onlar ancak bize ibâdet eden kullardı” 5

4- Hazret-i Lokman'da (as) namaz: “…Oğlum! Namazını dosdoğru kıl! İyiliği em­ret! Kötülükten sakındır! Başına gelene sabret! Şüphesiz ki bunlar, uğrunda azim ve sebat edilmeye değer şeylerdir. “6

5- Hazret-i Şuayb'ta (as) namaz: "Dedi­ler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı is­tediğimiz gibi kullanmamızı yasaklayan senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı ba­şında, yumuşak huylu birisin.” 7

6- Hazret-i Musa'da (as) namaz ve zekât: "Seni Ben peygamber seçtim. Şimdi vahy olunanı dinle. Muhak­kak ki, Allah Ben'im. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et. Ve Beni anmak için namaz kıl. Kıyamet mutlaka gelecektir. Onun vaktini gizliyorum ki, herkes neye ça­lışıyorsa onun karşılığını görsün."8

"Mûsâ ve kardeşine, 'Mısır'da milletini­ze evler hazırlayın. Evlerinizi namazgah edinin. Namaz kılın.' diye vahy ettik. 'İna­nanlara müjdele.”9

"İsrail oğullarından, 'Allah'tan başkası­na kulluk etmeyin. Anne-babaya, yakınla­ra, yetimlere, düşkünlere iyilik edin. İnsan­lara güzel söz söyleyin. Namazı kılın. Zekâtı verin." diye söz almıştık. Sonra siz, pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zâ­ten döneksiniz."10

7-  Hazret-i isa'da (as) namaz ve zekât: "…Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi. Ve beni peygamber yaptı. Bulunduğum her yerde beni müba­rek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana na­maz ve zekâtı emretti. Ve beni anneme ita­atkâr kıldı. Beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün de, öldüğüm gün de, hayat verilerek diriltileceğim gün de selâ­met üzerimedir." İşte Meryem oğlu Isâ bu­dur."11

            Mülk Sûresi’nin başında, insan ve cinlerin ibadet için yaratıldıkları belirtilir. İbadetin başı, namaz olduğu gibi, bayramların başı ve en büyüğü de Cennette Rab Teâlâ olan Allah’ı görmektir. İyi namaz kılmak için akıllı, bilgili, doğru ve iyi ahlaklı olmak gerekir. Namaz kılmayanlar ve arada bir kıldığı zaman sıkılanlar, ya itikadı bozuk, ya cahil veya ibadet tembeli kimselerdir. Namazı bir kaygıdan kurtulma adına edâ eden, onu hızlı ve çabuk kılan ve kıldıranlar gafil müminlerdir. Ancak îmânı kamil namaz âşıkları ve Efendimiz’in (sav) “gözümün nûru” dediği namazın hakkını (huşû ile) verenler “Rü’yetu’llah” bayramını hak ederler. Çünkü dünya hayatı hizmet ve çalışma yurdu; âhiret hayatı ise, ödül ve sevinme yurdudur

______________________________                             

  Dipnotlar:

 1- Bediüzzaman, Mektûbât, s. 321

 2- K.K. 2 / Bakara Sûresi,183  

 3- K.K. 14 / İbrâhîm Sûresi, 37-40 

 4- K.K. 19 / Meryem Sû­resi, 54-55

 5- K.K. 21 / Enbiyâ Sûresi, 72, 73

 6- K.K. 31 / Lokman Sûresi,13-17

 7- K.K. 11 / Hûd Sûre­si, 87

 8- K.K. 20 / Tâhâ Sûresi, 13 -15

 9- K.K. 10 / Yûnus Sûresi, 87

10- K.K. 2 / Bakara Sûresi, 83

11- K.K. 19 / Meryem Sûresi, 29-34.

 

www.hakimiyet.com