Allah Kur’ân’da, “Biz insana, önce Bana, sonra da anne ve babana şükret diye tavsiye ettik” buyuruyor.(1)
Allah rızası için, evlat olarak, dünyada en nazik olacağımız insanların başında annemiz ve babamız gelir. Onlara saygıda kusur edenler dünyada selamet, ahirette saadet bulamaz. Anne-baba hakkında rivayet edilen bazı hadislerden örnek verecek olursak:
“Anne ve babasını râzı eden Allah’ı râzı etmiştir. Anne ve babasını kızdıran Allah’ı kızdırmıştır.”(2)
“Ümmetimden bir adam gördüm ki, ölüm meleği ruhunu almak için gelmişti. Anne ve babasına yaptığı iyilikler gelip (şefaat etti). Meleğin o anda ruhunu almasına mâni oldu…” (3) Ana-babaya yapılan iyilik, ömrün bereketlenmesine sebep olur.
“Cennete girdim. Orada bir güzel okuma sesi işittim. ‘Bu okuyan kim?’ diye sordum. ‘Hârise bin Nu’man’ dediler. (Hârise bin Nu’man annesine ve babasına hizmet ve iyilikleri sebebiyle bu makama ulaşmış bir sahabi...) İşte anne-babaya yapılan iyilik böyledir. Kişiyi böyle yükseltir.”(4) Allah, ana-babadan sonra akrabalara iyilik etmeyi adalet yapmanın bir gereği olarak emreder. (5)
Bir adam: “Yâ Resûlallah! Benim hısımlarım var. Ben onlara yaklaşıyorum, onlar benden uzaklaşıyorlar, benimle alakâlarını kesiyorlar. Ben onlara iyilik yapıyorum, ama onlar bana kötülük yapıyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba ve saygısız davranıyorlar” dedi. Allah Resûlü (sav) buyurdu ki: “Eğer dediğin gibiyse… sen bu hâl üzere devam ettikçe, onlara karşı Allah’ın rahmeti seninle beraber olur.”(6)
“İyiliklerine karşılık akrabalarına iyilik yapmak ve ziyarette bulunmak kâmil bir yakınlık sayılmaz. Asıl kâmil yakınlık, kendisiyle yakınlık bağları koparılmak istendiği vakit, yakınlığını koparmadan onu devam ettirmektir.”(7)
Biz haklı da olsak, haksızlığa da uğramış olsak, anne ve babamızla ilişkilerimizi koparamayız. Eğer uzaktaysak veya ziyaret imkanımız kısıtlıysa sık sık telefonla arayıp hatırlarını sormayı ihmal etmemeliyiz. Telefon ve her türlü haberleşme araçlarıyla görüşmeye, aramaya, hâl ve hatırlarını sormaya, bir ihtiyaçları varsa elimizden geldiğince ilgilenmeye ve yardımcı olmaya devam etmeliyiz. Sırf ve yalnız Allah rızası için.
Dünyayı isteyen de, âhireti isteyen de, annesini ve babasını memnun etmelidir. Çünkü evlat, onları memnun ve razı etmekle, dünyada rızık bolluğu ve bereketi görür; âhirette ise Allah’ın rızasına ermeye ve Cennete girmeye vesile bulur. Onları kırmak ve rencide etmek ise, -Allah muhafaza- dünyada ve âhirette hüsran ve felâket demektir! Allah’ın rahmetini ve merhametini isteyen, ana-babasına hürmet ve merhamet göstermelidir. Anne-babaya hürmet ve hizmet Allah’ın rahmetine ve bereketine birer vesiledir.(8)
Zaten biz (müminler) Allah için yaşamıyor muyuz? Bizim kalbimiz Allah’a dönük değil mi? Bizim muhatabımız duâ duâ, bire bir Cenâb-ı Allah değil mi? Mümin ve Müslüman Anne ve babamızın beşeriyet icabı hatalarını büyütüp onlara saygıda kusur edersek, biz kaybedenlerden oluruz. İnançsız ana-babanın zorunlu ihtiyaçları varsa; onları temin etmeli ve onlar için de duâ etmeliyiz. Fakat, dine aykırı hiçbir emir ve istekleri yerine gelmemelidir. Ama, hatırlarını arayıp sormaya devam etmeliyiz. Allah, kendisine ibadetten sonra, ana-babaya itaat ve iyilik yapmayı, onlara “öf be!” bile dememeyi emrediyor. Onlar, biz küçükken nasıl merhamet ve şefkat göstermişlerse; bizim de onlar için duâ etmemizi, hürmet ve şefkat göstermemizi hükme bağlamış(9)
Bizim farkına varmadığımız hatalarımız olabilir. Belki de yanlış anlamayla onların kalbi bize karşı kırıktır! Belki bizim de gerçekten önemli ölçüde hatalarımız vardır! Kendimizi murakabe yapıp denetliyor muyuz? Kendimizi sorgulamamız, önce Allah’dan mağfiret, sonra da onlardan özür dilememiz gerekebilir. Hatamız varsa; onların gönlünü almaya ve helâllik dilemeğe bakmalıyız. Ana-babaya karşı ”Ben haklıydım” diye ısrarla hak davası yapmak edebe aykırıdır. Ana-baba eğer hakkını helâl etmiyorsa, biz nezaketimizi ve saygımızı asla bozmadan, işi, her şeyi bilen Allah’a havale etmeliyiz. Suçumuz olmasa da, ana-babanın gönlünü almaya, kalblerini kazanmağa devam etmeliyiz. Başarıncaya kadar! Usanmak, bıkmak, geri çekilmek, sabırsızlık göstermek yok! Annemize ve babamıza karşı âdeta melekleşeceğiz.
Unutmayalım ki Allah’ın rızası ve mağfireti yolunda mecburen geçeceğimiz bir köprü vardır. Bu da ana-baba rızasıdır. Ana-babamız erken ölüp bizler yetim büyüsek de onların bizim üzerimizde hakları vardır. Bu hak, en azından onlar için duâ etmektir. Zaten, her mümin kul, namaz kılarken otomatik olarak, ana-babasının mağfireti için namaz içinde duâ etmiş olur. Namaz kılmayanlar üzerinde ana-baba hakkı kalır. Allah’ın rızasını kazanmak elbette ucuz ve kolay değildir. Cenâb-ı Hak, cümlemize rızasına nâil olacağımız ameller nasip eylesin. Âmin.
Dipnotlar: 1- Lokman Sûresi, 31/14. 2- Câmiü’s-Sağîr, 3/3553. 3- Câmiü’s-Sağîr, 2/1456. 4- A.g.e., 2/2159. 5- Nahl Suresi, 16/90. 6- Riyâzü’s-Sâlihîn, 318. 7- A.g.e., 322. 8- Mektûbât, s. 252. 9- İsrâ Sûresi, 17 / 24
www.hakimiyet.com