| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Çobanlar birkaç gündür heyecan içindeydi. Tek heyecanlı olan çobanlar değildi aslında; köyün bütün gençleri ve gençliğe ilk adımını atmış, ergen olmuş erkekleri de heyecanlıydı. 10.04.2009 09:13:49
Çünkü ekim ayında tekelerin boynuzları ve sırtları boyanıp süslenerek sürüye katılmış, çiftleşmeleri sağlanmıştı. Buna, teke katımı diyorlardı köylüler. İşte bu günlerde teke katılalı artık yüz gün olmuştu. Dolayısıyla da gebe kalan keçilerin karınları şişmiş doğumlarına elli gün kalmıştı. Bu ise köylü için bereketti çünkü yeni bir keçi demek daha fazla süt, yün, et ve para demekti. Elbette herkesin keçisi gebe kalmıyordu, keçisi gebe kalanlardan çobanlar ve gençler saya oyunu ile bu akşam hediye toplayacaktı. Şubat soğuğuna aldırmadan ellerine meşalelerini, çıralarını alan meydanda toplanıp aşağıdan yukarıya bütün köyü dolaşacaklardı. Yatsı namazından sonra başlayıp gece yarısına kadar devam edecekti şenlik. Çobanın birinin üzerine alabildiğince çanlar asılıp yanındaki birkaç kişi de çuvalları omuzlayıp gürültülü bir şekilde kapılara gidecekti. Evlere varılınca önce mani söylenip kapı açtırılacak, kapı açılınca da üzerinde çan bulunan kişi evin ortasına yatıp, hediye almadıkça kalkmayacaktı. Ev sahibi un verirse un çuvalına, bulgur verirse bulgur çuvalına, yemiş verirse de yemiş çuvalına ayrı ayrı konulacaktı. Tabii keçisi çok olanlardan daha fazlasını koparmak ise saya liderinin marifetine kalmıştı. Hediye toplama işlemi bitince de toplayanların hepsi köy odasına gelip kuruyemiş ve meyveleri yiyip geriye kalanları ise aralarında paylaşacaklardı.
Keçiler sağılıp çanlarını tıngırdata tıngırdata dağa çıkalı bir hayli olmuştu. Güneş yalçın dağların tepelerinden yok olurken hava da kararmaya başlamış ve sürü köyden görülemez hale gelmişti. Kadınlar akşam yemeğinin telaşıyla uğraşırken genç kızlar da ellerinde su kaplarıyla köy çeşmesinin önünde laflamaktadır. Çocukların kimisi taşların veya evlerin ardına gizlenmiş sobe oynamakta, kimisi de çelik çomağa dalmış tokmakan, dibdan, uçdan, beldan, dizdan atıp; bir iki, üç dört, beş altı, yedi sekiz, dokuz öküz diye çomakların ucundan tutup çeliklerin uzaklıklarını tempolu bir şekilde saymaktadır. Biraz daha büyük erkekler taşları üst üste dizip ellerindeki taşlarla onları yıkıp lapırga oyununu oynarken yaşıtları kızlar da kendi aralarında beştaş oynamaktadır. Genç erkekler ise çeşmenin etrafına kümelenmiş, su dolduran kızları izleyip caka satmak içinde bir punduna getirip ellerinden tuttukları bir akranlarını sırtlarından kaydırarak altlarına almaktalar. Bu esnada sürünün gittiği karşı dağdan bir bağırma sesi geldi. Orada bulunanlar dağ tarafına dönüp dikkatle dinlediler fakat çok uzakta duran çobanın söylediklerinden bir şey anlamadılar. On in iki yaşlarında ve hızından dolayı teyin diye adlandırdıkları bir çocuğu çobanın yanına gönderdiler. Çocuk dakikalar sonra geri döndüğünde gözleri yerinden çıkacak gibiydi. Çobanın anlattığına göre, sürüye kurt girmiş ve birkaç keçiyi boğmuş; geriye kalan keçiler ise dağda kaçışarak dağılmıştı. Köpekler kurtlarla boğuşsa da yaralanıp kaçan köpekler olmuştu. Teyini bu kez haber vermesi için muhtara gönderdiler. Az sonra ezan yerine camiden bir ilan yapıldı. Evinde silahı olanların silahlarını alıp acele köy meydanına gelmeleri, dağılan sürünün kaybolmadan veya canavar kırmadan bulunması gerektiği söylendi. İlanı duyan erkekler toplanmaya bile gerek duymadan gruplar halinde çobanın olduğu yöne doğru koşar adım gitmeye başladı. Çobanın yanına varanlar onu bir taşın başına oturmuş boş boş bakarken buldular. Boğulan keçilerin kimin olduğunu ve kendi keçilerinin hangi yöne kaçtığını sordular ama donuk donuk bakan çobanın tek bir cevabı oluyordu; bilmiyorum. Kurtların saldırdığı yere ilk gelenler bazıları ölmüş bazıları da can çekişen yirmi kadar keçiyle karşılaştı. Birkaçı hemen bıçaklarını çekip can çekişenleri keserek mundar olmalarını önlediler.
Erkekler dağda dağılmış sürüyü ararken eline bıçağını alan kadınlar da Fatma Kadın’a koştu. Ocak veya diğer bir deyişle el, Fatma Kadındı. Gelenlerin hepsi kurtağzı bağlama veya ateş yaktırmayla keçilerini korumaya çalışıyordu. Fatma kadın açık bıçaklara besmeleyle beraber hiç nefes almadan Tin suresini üç kere okuyup üfledikten sonra bıçakları kapatıyordu. Buna kurtağzı bağlama deniliyordu. Kimisi de keçisinin ölüp ölmediğini merak ediyordu. Bunun içinde bir ateş yakılıyordu; eğer ateş sönerse keçiler ölmüş, sönmezse yaşıyor demekti. Fatma Kadın’ın kapısından birçoğu endişeli, ateşi sönenler ise ağlamaklı çıktı.
Sabaha kadar kimse uyumadı. Güneş battığı gibi dağların ardından taptaze doğarken dağa giden gruplar teker teker keçilerle gelmeye başladı. Bütün gidenler geldiğinde durum tespiti yapıldı. İlk saldırı anının dışında kurtlar keçi boğmamıştı ama sürüdeki birkaç koyun uçurumdan düşerek ölmüştü. Asıl hayret verici olan ise arama ekiplerinin anlattıklarıydı. Bir kurt birkaç keçiyi kıstırmış ama hiçbir şey yapamadan bekliyordu. Bir sürüye saldıran kurdun birkaç keçiyi pamuk gibi havada savurması içten bile değildi ama galiba bunun için Fatma Kadının iznini almaları gerekiyordu. Muhtarın yaptığı konuşmayla herkes evine dağıldı, ilk işleri ise kurtlar açlıktan ölmesin diye bıçaklarının ağzını açmaktı. Saya ise bir gün gecikmeyle bu akşam yapılacaktı.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.