| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Her şeyin kötüye gittiğini söylememe gerek yok. Çünkü herkes kötü olduğunu biliyor. Bankalar batıyor. Dükkân sahipleri tezgâhın altında silah bulunduruyor. 17.04.2009 09:46:34
Ne yapacağını bilen kimse yok ve nasıl biteceğini bilen de. Havamız solunmayacak kadar kirli, yemeklerimiz yenemeyecek kadar kötü. Oturmuş televizyon izliyoruz ve muhabirler bize “Bugün 15 cinayet ve 63 adi suç meydana geldi” diyor. Her şeyin kötüye gittiğini biliyoruz, kötüden de beter. Herkes çıldırmış gibi, o yüzden artık dışarı da çıkamıyoruz. Evimizde oturuyoruz ve yaşadığımız dünya yavaşça küçülüyor. Ve tek söylediğimiz “Lütfen, bizi bari oturma odalarımızda rahat bırakın. Bana sadece tost makinemi, televizyonumu çelik radyatörümü bırakın, size hiçbir şey söylemem. Lütfen bizi rahat bırakın. Ama ben sizi rahat bırakmayacağım. Kızmanızı istiyorum! Protesto etmenizi istiyorum. Ekonomik kriz ya da enflasyon ya da sokaklardaki şiddet hakkında ne yapılacağını da bilmiyorum. Tek bildiğim öncelikle kızmanız gerektiği. Şöyle demelisiniz,
- Ben bir insanım. Hayatımın değeri var!
Çocuklarınızın eğitilmesini istemiyorlar. Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar. Bu yüzden tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, lunaparklarla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi; insanlarını zihnini meşgul tutmak için. Yani çok fazla düşünmeniz, önemli insanların işine gelmiyor. Uyanmanız ve anlamanız gerekir ki; hayatınızı yönlendiren insanlar var ve siz bunun farkında bile değilsiniz.
Başımız belada! Çünkü %3 ten daha azınız kitap okuyor. Çünkü %15 ten daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz ekranlarda gördükleriniz. Şu an dışarıda, bu ekranda gördükleri haricinde hiçbir şey bilmeyen koskoca bir nesil yetişiyor. Bu ekran ilahi bir vahiy gibi oldu. Bu ekran başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor. Bu ekran, bu dünyadaki muhteşem güç haline geldi. Ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakları siz düşünün. Şimdi beni dinleyin. Televizyon gerçek değildir. Televizyonlar lanet olası lunaparklardır. Televizyon bir sirktir, bir karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır. Biz eğlence dünyasındayız. Ama sizler sabahtan akşama kadar, her yaştan, her renkten, her dinden insan başına oturuyorsunuz. Bildiğiniz tek şey biziz. Burada döndürdüğümüz illüzyonlara inanmaya başladınız. Ve televizyonların gerçek, kendi hayatlarınızın ise hayali olduğuna düşünmeye başladınız. Televizyon ne derse onu yapıyorsunuz. Onun gösterdiği gibi giyiniyorsunuz, onun gösterdiklerini yiyorsunuz. Çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz, hatta onun istediği gibi düşünüyorsunuz. Bu tamamen saçmalıktır.
Perdenin arkasındaki patronların istediği en son şey, bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum. Bu yüzden sürekli olarak düzmece bir yaşam, din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor. İlginizi dağıtmak ve sizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar. Ve gerçekten de bu işi başarıyorlar.
Bu sözler bir filmden alıntı değil. Bu sözleri Amerika’da ekran arkasında olanlar söylüyorlar. Kendilerini nasıl hayal olduklarını, insanların yaşamlarını nasıl çaldıklarını kendileri anlatıyorlar. Yorgun günü televizyonda evlilik programları, para saçan yarışmalarla dolduran, olayların altında yatan nedenleri irdeleyen insanlar olmaktan bizleri uzaklaştırıyorlar.
Oysaki bizler birçok şeye kulaklarımızı tıkamışız. Sığınmışız güvenli sandığımız kanatlar altına, oradan seyre devam ediyoruz dünyayı. Yaşamın neresindeyiz hiç düşündük mü?
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.