| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Mahlûkâtın ve Âlemlerin Efendisi (sav), önce Allah’ı sevmek ve sevdirmek, sonra da hayât (canlılar) âlemi içinde, sevilmeğe en lâyık olmak üzere yaratıldı. 01.05.2009 09:17:30
O, Allah’ın yarattığı varlık âlemini, her şeyi kametine ve kıymetine göre tanımak ve tasnif etmek üzere gönderildi. Âlemde her şeyi derecesine ve değerine göre sevdi ve sevdirdi. O’nun abdiyet makamında ibâdetinin ve nebîlik makamında risâletinin eşi ve benzeri yoktur. O, sevginin öyle bir santral merkezidir ki, O’nu semeden hiç kimse Allah’ı sevemez. Yaratılmışları da değerine göre ölçülü sevmeyi bilemez. O, ancak sevilmek ve Allah adına itaat edilmek üzere seçilmiş ve gönderilmiş eşrefi mahlûkâttır. O, Allah’ın emriyle öyle bir sevgiye layıktır ki, Allah’tan sonra ve O’ndan öte her sevgi batıldır. Ve O olmadan, O’ndan gayrısına yapılan her itaat isyan olur. O, âlemlere rahmet vesilesi olarak gelmiş ve sevilmek ve itaat edilmek için yaratılmıştır.
Geçmişi geleceğe, şimdiki zamanı mâzî ve istikbâle taşımağa, istikbâli de hazır zamana getirmeğe Kâdir olan Allah, peygamberini miraca çıkarıp önce biraz mâzide dolaştırdı, sonra da O’nu, o mâzîden istikbâle taşıyıp gezdirdi. Yani meselâ, miraçta Sâlih aleyhisselam ile kavmi arasında geçen mücâdeleyi seyrettirip sonra da istikbâlin cennetinde gezdirmiştir. Zamandan ve mekandan münezzeh, kâdiri mutlak olan Allah, zamanı ve mekanı dilediği gibi evirip çevirmeğe de muktedirdir. O Allah, Hz. Muhammed’i (sav) ruhlar âleminin sultanı olarak yaratır. O’na ve hemcinsi olan beşeriyete, insan rûhuna, aşkı bekâ (ebedî var olma aşkı) ihsan eder. Bu aşkın gereği olarak, O’nun istikbâlde yapacağı duâ hürmetine, ebedî saadet yurdu olan uhrevî âlemi yaratır. O’nun duâsıyla, ebedî âhiret yurdunu taleb edeceğini de bilir. Ve cenneti O’nun ehli (olan bütün müminler) için yaratır. Çünkü, bütün enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve onların yolundan giden müminler, O’nun ehlidir. Kâinâtı ve cenneti kendisi ve ehli için yaratan Rabbimiz Allah katında, O zatın ne kadar değerli olduğunu bilenler için elbette bu sözün bir anlamı vardır. Cühelâ ve küffar için bu sözümüzün hiçbir anlamı olmadığı gibi, kula, kul olanların ve onların bâtıl itikatlarının da bizim yanımızda hiçbir anlamı ve değeri yoktur.
Dedesi Abdulmuttâlip tarafından, yerde ve gökte seçilmiş ve öğülmüş Muhammed (sav) adı konulmadan önce, ğayb âleminden sâlih kalplere ilhamla gelen ilâhî bir müjdeye binâen, İbn-i Hacer'in Feth-ul Bâri'de naklettiği bir habere göre, cahiliye devrinde Muhammed bin Adiyy bin Rebia'nın babası, ticâri bir iş için Suriye Şam seyahatinde bir papazla tanışır. Bu zât ona, 'Arabistan'da bir peygamber doğacağını ve isminin de Muhammed olacağını söylemiş. Bu haber üzerine, Adiyy bin Rebia ailesinden doğan bütün çocuklara Muhammed ismini kor. Bu söylentinin yayılması üzerine, daha Efendimiz (sav) doğmadan yıllar önce, Kinâne, Süleym ve Temîm kabileleri de bu yüzden çocuklarına ‘Muhammed’ ismini verirler.
Muharref Tevrat ve İnciller içinde, birçok peygamberin günah işlediğine dair yazılmış yalan ve iftiralar vardır. Yahudi ve Hıristiyan ümmeti, bu uydurulmuş iftiralarla sakatlanmış itikada bağlı kalarak, doğru yol diye dalâlet yoluna girmişler. Kur’ân’nın kudsî ihbârı ve Kutlu Peygamberin irşâdıyla, bütün o mübârek Enbiyâ kardeşlerini, Efendimiz (sav) tebrie ve tezkiye ederek biiznillah temize çıkarmıştır. Âdem aleyhisselam dan itibaren de bütün geçmiş peygamberler, O Kutlu ve Ekber Rasûl’ün geleceğini Allah’ın emir ve izniyle haber vermişlerdir.
O, bütün varlığa ve özellikle insanlığa kutlu bir şâhid olarak gönderildi. İnsanlık, çağlar boyu O’nun geleceği müjdesiyle bekledi. O’nu bekleyenlerden mübârek Rahip Bahira gibi kimi, 9 yaşında O’nu tanıdı. Yaşlı ve âmâ Hanif bilge Varaka b. Nevfel risâletin başında onu tebrik etti. Risâletinden önce, yaşlı Zeyd b.Amr da O’na, gelecekteki risâletine imân ettiğine dâir mektup yazdı. Miraç gününden beri, varlıklarından haberdar olduğumuz gökler sekenesi ve melekût âlemi de O’nu bekliyordu. O, Hz. İbrahim'in (as) duâsı ve Hz. İsmail'in (as) muştusu, sevgililer sevgilisi, en sevgili… Rüyalarımızın en kutlu misâfiri…
Esas vazifesi risâletiyle beraber, ibâdet ve duâ ile insanları örnek ve üstün ahlâkıyla irşâd olan Efendimiz (sav), sadece Müslüman olanlar için değil, bütün insanlık için bir mürebbî ve mürşiddir. Yeryüzü yaratıldığı günden beri, onun gibi Ecmel ve Ekber bir muallim ve mürşid görmemiştir. O, kırk çesit eğitim metodu uygulamış. Tartışmalı konularda vaziyete göre yumuşak ve kibar davrandığı gibi; yeri gelince gayet seviyeli, ağır ve sert sözler de söylemiştir. Mantıklı, soru-cevaplı, edepli, ağlamalı, tebessümlü, korkulu, ümitli, tehdit veya tebşîrle uyarılı, ödüllü ve latîfeli sözlerle ders vermiş, toprak üzerine çizdiği şekillerle veya el hareketiyle, havada dolandırdığı parmak işaretleriyle de mesajını vermiş ve insanları irşâd etmiştir. Erkekleri, kadınları, çocukları, yaşlıları, gençleri, hastaları, fakirleri, herkesi kendi konumuna göre teselli ve terbiye etmiştir.
Dünyadaki bütün nimetleri Allah, mümin kulları için halk ve ihzâr etmiştir. Çalışıp helal yoldan kazanmadıkça ve fakirlerin nafakaları verilmedikçe sosyal huzur sağlanamaz. Zenginden fakire şefkat ve merhametle zekat ve sadaka akarken, fakirlerden de zenginlere doğru hürmet ve muhabbet yükselir. Böylece toplum huzurlu ve mutlu olur. O, kendi zamanında bu mutluluğu halkına ve ashâbına yaşatmıştır. Bu yüzden O’nun yaşadığı zamana “Asr-ı Saadet” denmiştir. Kafirler ve zalimler de takdir edilen rızklarını ya çalışarak helal yoldan veya çoğu zaman haram yoldan elde ederler. Haksız yere ele geçirdikleri dünyalıkları için de âhirette azaba uğrarlar. Müminleri gaflet ve dalaletten korumak için Allah kâfirleri onlara musallat eder. Bu vazifelerinin ödülü olarak kâfirler, elde ettikleri dünyalık sebebiyle bu dünyada mutlu olduklarını sandıkları sırada, her biri, bir aldanış içinde helak olup giderler. Mümin bir kul Peygamber’in (sav) sünnetini, sabır ve şükür içinde ihyâ etmesi nisbetinde dünyada azîz, âhirette mutlu ve kutlu olur. Sünneti terk edenler, dalâlete düşer. Kendini mümin sanarak gaflet içinde günâha ve fıska düşenler ise, en sonunda dünyadan mutsuz ayrılır ve âhirette umutsuz kalır.
O, serâpâ sıdkı, akıl ve hikmeti, ilim ve îmânı, hak ve adâleti, cömertlik ve sehâveti, vefâ ve vifâkı, iyilik ve hüsnü muâmeleyi, cesâret ve seceati, emniyet ve güveni, fetânet ve firâseti, îman ve ibâdeti, risâlet ve emâneti, mûcize ve kerâmeti, dünyâ ve âhitte saâdet ve selâmeti, helal rızk ve bereketi, belâ ve musîbete karşı sabır ve tevekkülü, sonsuz nîmetler sahibi Allah’a şükür ve hamd etmeyi insanlığa öğretti.
O, Kur’ân’ın anlattığı kâinâtın yaratılışını şerh ve izâh eden bir şârih; evrenin yaratılış hikmetini ve gâyesini ilim ehline anlatan bir muarrif (târif edici); mûtîlerin sultanı; insanların, cinlerin ve melekûtun imâmı; sevenlerin en sevgili gözdesi; kâinât ağacının en güzel ve en seçkin meyvesi ve gâyesi; ibâdet ve duâda eşi ve menendi olmayan Allah’ın kulu ve rasûlü; Allah’ın sonsuz nûrunun kendisinde temerküz ve tecelli ettiği en azîz sanatı ve mahlûkudur. Cennetin kendisi ve Allah için sevişen dostları için yaratıldığını, cehennemin de onu inkar eden düşmanları için hazırlandığını bilen öyle yüce bir kimse ki, bütün şefaatçiler biiznillah O’nun şefaatine muhtaç edilmiştir.
Hepimize lazım olacak, mürşidimiz, Efendimiz (sav) den bir duâ demeti. Buyurun siz de ‘âmin’ deyin.
"Allahım, Benimle günahlarımın arasını, doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır. Allahım! Beni hatalardan, beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle."
Allahım, Sen'den, bildiğim-bilmediğim şu anda lütfedilen, ileride lütfedilecek olan bütün hayırları istiyorum. Allahım, bildiğim-bilmediğim şu anda gelip çatan, ileride başa gelecek olan bütün şerlerden Sana sığınırım. Beni nefsimle baş başa bırakırsan, (bu takdirde) ben za'fa, muhtaçlığa, günaha ve hataya düşmüş olurum. Ben, ancak Senin rahmetine güveniyorum; günahlarımı bağışla, zira günahları ancak Sen bağışlarsın. Tevbemi kabul et, zira Sen Tevbeleri kabul eden ve çok Merhametli olansın,"
O’ bizim için de söyle duâ etmemizi tavsiye ediyordu: "Allahım, nebîin Muhammed’in (sav) Sen'den istediği her hayrı Sen'den istiyor, yine nebiin, Muhammed'in (sav) Sana sığındığı her şeyden de Sana sığınıyoruz. Allahım, fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duâdan sana sığınırım. Allahım, Sen'den işimde sebat etmemi ve doğru yolda azim istiyorum. Sen'den nimetine şükretmeyi ve Sana güzelce ibâdet etmeyi istiyorum. Dilime sadâkat ve kalbime selamet istiyorum. Bildiğin şeylerin şerrinden Sana sığınır ve bildiğin şeylerin hayrını Sen'den isterim. Bildiğin günahlarımdan Sana istiğfar ediyorum. Şüphesiz Sen, “Allâmu'l-guyûb”sun.”
"Allahım, Sen'den hayırlı işler yapmayı; kötülükleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi, beni bağışlamanı, bana merhamet etmeni ve insanların (günahları sebebiyle) fitnesini murad buyurduğunda, fitnelere dalmadan beni vefat ettirmeni dilerim. Sen'den, Sen'in sevmeni, Sen'in sevdiklerinin sevgisini ve Sen'in sevgine beni yaklaştıracak amellerin sevgisini dilerim."
Biz de deriz ki: Allahım sevdir senin sevdiklerini, yerdir senin yerdiklerini…
"Allahım, Sen'i zikir, Sana şükür ve güzelce ibadet etmemiz için bize yardım et. Allahım, Sen'den hidayet, takva, iffet ve (gönül) zenginliği dilerim. Allahım, bütün işlerimizde akıbetimizi güzel yap, dünyada rezil ve rüsvay olmaktan ve ahirette azâb ve hüsrandan bizi koru."
Efendimiz dünyada kendisi için yaşamamış, ümmeti ve insanlık için yaşamıştır. O, yaşatma adına yaşamış, bizim katımızda Allah’ın elçisi, en Ecmel, en Ekrem bir kul ve en Ekber bir mürşid, mürebbî, muallim ve imâmdır. Allah’ın katında da abdiyet makamından biiznillah makamı mahmûda çıkmış bir habibullahtır. O bizden birisi olarak Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği eşsiz bir nebî, kurtuluş ve hidâyet vesilesi bir nûrdur.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
Abdulkadir ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.