| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
— Oğlum hadi şu ekmekleri de ye. Bak sabah sabah senin için kızarttım.26.06.2009 09:02:42
— Hayır, anne yemek istemiyorum. Kahvaltı yapmak istemiyorum. Okula varınca poğaça yerim.
— Oğlum hep aynı yapıyorsun. Kahvaltı yapmadan derse mi girilir? Aç ayı oynar mı?
— Sonunda beni ayıya da benzettin. Yeter artık gelmeyin bu kadar üzerime!
Hızla çarptığı kapının arasından rüzgâr hızıyla süzülen genç, sinirli adımlarla yürümeye başladı kaldırımda.
Yediğine içtiğine, gezdiğine tozduğuna; her şeyine karışılıyordu bu evde. Biran için ebeveyninin kendisinin kötülüğünü isteyen birer düşman olduğunu düşündü. Üniversite, ah üniversite…
Bir kazansa çekip gidecekti buralardan. Belki iş-güç sahibi olunca da bir daha dönmezdi buralara.
Geceden kalma yağmurlara ve sevmediği her şeye kinle basıp, sislerle kaplı Nisan sabahını delerek ilerledi. Belli bir süre sabah telaşı ile koşuşturan insan kalabalığının içinde yürüdü. Sonra tekrar sokağa saptı, bilerek uzatıyordu yolu. Çünkü herkes sıraya geçtikten sonra okula en son gelmek hoşuna gidiyordu.
...
Altı, beş, dört, üç, iki, bir, bir, bir, bir, bir. Son dersin bitiş zilinin son saniyelerini saatine bakarak sayardı hep. Ama tutturmak mesele, bak bugün de “bir”i beş kez söylemişti. Arkadaşlarıyla şehrin kalabalıklığına inat sanki sokaklar bomboş gibi dolaştılar; öylesine. Hatta hafiften esen rüzgârdan üşüyüp bir pastaneye girdiler. Ceplerindeki son metelikle birer çay içtiler.
Kendini kediye, evlerini de samanlığa benzetip benzetmeme arasında bir kararsızlıkla ayrıldı arkadaşlarının yanından. Yolu yine uzatarak yürüdü. Issız dolambaçlı yollarda belki de hayallerinin kaldırımlarında yürüyerek ilerledi. İşte yine evlerinin az uzağındaki kavşağa gelmişti.
Kavşakta toplanan insan kalabalığını ilk başta pek umursamadı. Biraz daha dikkatli bakınca yerde üzeri gazete ve hırka ile örtülmüş cenazeyi fark etti. Yine de pek oralı olmadan yürüyüşüne devam etti.
Cenazenin kafa tarafına örtülen hırka sanki annesininkine benziyordu. Aman, bir sürü kişide vardır diyerek olumsuz düşünmek istemedi. Ama içine bir kurt düşmüştü. Ani bir kararla dönüp hızla kalabalığın arasına daldı. Polislerin müdahalesine fırsat vermeden kazazedenin yüzündeki hırkayı kaldırdı ve öylece kalakaldı. Elindeki market poşetleriyle yerde cansızca yatan annesiydi.
Aradan uzun yıllar geçti ama o kendini hiç affetmedi. Kırdığın bir insandan özür dileyememek, kendini affettirememek ne kötüydü; hele birde kırdığın annense. O yıllarca hep aynı soruyu sordu kendi kendine: “Böyle mi vedalaşmalıydım? Ama nerden bilebilirdim onu bir daha görmeyeceğimi?” diye. Hep keşke dedi, annesinin hırkasına bakarak, keşke o kapıyı çarpıp çıkmasaydım.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.