Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Konya’nın, Vefa semtine ne de çok ihtiyacı var!

Mustafa GÜDEN - maratoniletisim@gmail.com

Yabancı bir şehri tanımanın en güzel yolu iyi bir rehber kadar, o şehre ait yayınlardır.15.09.2009 07:06:28
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

Hele İstanbul gibi  bir tarih, kültür doğa şehrine, bir medeniyetler müzesine gelmişseniz, bolca vaktiniz olması gerekiyor.

Kitapçı vitrinlerine göz gezdirirken, küçük kitaplar sepetinde “İstanbul’da ziyaret yerleri” adlı bir kitap ilgimizi çekti.

Valide Atik Camiin gölgesinde gölgelenirken, merakla kitabın sayfalarını çevirmeye başladık.

Ziyaret yerlerinin başında Yuşa Aleyhisselam’ın kabri şerifi anlatılıyordu. Öğreniyoruz ki Yuşa Aleyhisselam’ın annesi, Hazreti Musa’nın kardeşi Meryem’dir. Yani Hazreti Yuşa, bilinen büyük peygamberlerden Hazreti Musa’nın yeğenidir.

Yine kitaptaki ifadeye göre Yuşa Aleyhisselam, İstanbul’u Fetih niyeti ile geldiği Beykoz sırtlarında vefat etmiş ve defnedildiği yere de Yuşa tepesi adı verilmiş.

Yuşa Aleyhisselam’ın, Hızır Aleyhisselam ile yakın arkadaşlığı ve sık sık görüştüğü de belirtiliyor.

İstanbul’da 487 türbenin bulunduğu belirtilen kitabın sayfalarını çevirdikçe, Konya menşeyli bir zatın olup olmadığı ayrıntısına da dikkat etmeye başladık.

Bu arada Peygamber efendimizin torunlarından Emir Ahmed Buhari, Seyyid Nizam Efendi ve Şerifzade Mehmed Efendi’nin  mekanlarının İstanbul’da olduğunu öğreniyoruz.

Bir sayfada karşımıza Hızır Bey olarak bilinen Hızır Çelebi çıkıyor. “Osmanlı dönemi alim ve evliyalarının büyüklerindendir” diye tanıtıldıktan sonra, Nasreddin Hoca’nın torunlarından olduğu belirtiliyor. Sivrihisar doğumlu olarak anlatılıyor ama yine de Hızır bey ile hemşehriyiz, anlayacağınız.

(Biliyorsunuz, Nasreddin Hoca’da Eskişehir ve Akşehir arasında paylaşılamamaktadır.)

Derken, bir başka Sayfa da Ebu’l Vefa Konevi ismine rastlıyoruz.

“İstanbul’daki meşhur velilerdendir. İsmi Mustafa bin Ahmed, lakabı Muslihuddin’dir. Şeyh Vefa, Ebu’l Vefa ve İbn-ül Vefa ‘da denir “ şeklinde tanıtılıyor.

Vefa hazretleri Konya’da doğmuş. İstanbul’da yaşadığı semte, adı verilmiş ve 1491 yılının Hicri Ramazan ayının ilk pazartesi günü vefat edince, kendi adıyla anılan camii’in yanındaki türbeye defnedilmiş.

Daha sonra Medet Bala’nın Altınoluk Dergisi’ndeki yazısıyla, Vefa Hazretlerini daha yakından öğreniyoruz;

“Babası Ahmet Sadri, dedesi Hacı Yahya efendidir, Neseben ve mesleken Sadrettin Konevi’ye  nisbet edilir” diyor.

Vefa hazretleri tahsiline Konya’da başlayıp ilimde yükselir.

Konya-Antalya yolundan kızı ile birlikte Hicaz’a gitmiş ve dönüşünde Rodos Şövalyeleri tarafından yakalanarak hapsedilir.

Karamanoğlu İbrahim bey haberi alır almaz, saygı ve sevgi duyduğu Vefa hazretlerini kurtarmak için gerekli fidyeyi korsanlara gönderir.

Rodos’tan dönüşü İstanbul üzerinden gerçekleşen Vefa hazretleri, burada bir müddet kalır. Bu sırada Karamanoğlu İbrahim bey vefat eder ve çocukları arasında da saltanat kavgası başlar. Vefa hazretleri de bu gelişmeler nedeniyle Konya’ya dönmeyip İstanbul’da kalır.

Kısa geçelim;

Fatih sultan Mehmet Han sohbetlerine katılmak isteyince “Dergahın manevi havasından etkilenerek devlet işlerini aksatırsınız” diyerek geri çeviren O’dur.

Aynı gerekçeyle İkinci Beyazıd’ı da sohbetlerine almamıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in veziri Sinan Paşa’nın ifadesine göre Vefa hazretleri mücdehit’tir.

Onu, Molla Gürani’ye anlatırken “O Kur’an’ın yedi manasına vakıf, bütün hadisi hafız ve kavaidi usule uygun olarak ictihat şartlarını haizdir” der.

Medet Bala, Vefa hazretlerinin çok kıymetli eserlerinin olduğunu belirtip “Makam-ı Sülûk ve Saz-ı İrfan tasavvufa ait Türkçe manzum birer eseridir. Evrad-ı Vefa ve Ruzname-i Vefa adlı eserleri de çok meşhurdur” diyor.

Vefa sözcüğü son yıllarca sıkça kullanılır oldu. Hatta halk arasında, vefasızlıkları anlatmak için  “Vefa İstanbul’da bir semtin adı olmakla kaldı” şeklinde bir klişe söz bile yaygınlaştı.

Ne zamandır Konya’daki bir kısım vefasızlıklara dair bir yazı hazırlamayı düşünmüşsem de, kimi zaman tembellik, kimi zaman da yoğunluk nedeniyle mümkün olmamıştı.

İstanbul’da Vefa semtinin adının Konyalı bir evliya’dan geldiğini öğrenince “vefasızlığımıza” biraz daha hayıflandım.

Semtinin adını bilip de, Vefa hazretlerini bugüne kadar tanımamak “en azından kendi adıma” bir vefasızlıktı.

Sözü uzatmayalım;

Konya’daki kimi vefasız durumları anlatacağımız yazı için bir sonuç düşünmüştük.

Vefa’ya dair eksikleri sıraladıktan sonra diyecektik ki;

“Bari Konya’da yeni bir semt, yahut yeni ve görkemli bir park kurulsun; adına da Vefa denilsin de, tüm vefasızlıkları alıp götürsün”

Vefa Hazretlerini öğrendikten sonra, cümle vefasızlıklardan kurtulmak için, Vefa adına bir eser ortaya konulmasını arzu ediyorum.

Hızır bey gibi, Anadolu’nun çeşitli köşelerinde meftun diğer Konya menşeyli alimler adına da Konya’da eserler oluşturmak hoş olmaz mı?

Bu yazı toplam 312 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.