Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Türkiye büyütülüyor mu, kendisi mi büyüyor?

Mustafa GÜDEN - maratoniletisim@gmail.com

Geçen yüzyılın başlarında, coğrafyamızı kana bulayan güçler, bütün kirli hesaplarına ve işbirliklerine rağmen emellerine ulaşamamış, 600 yıllık bir çınarın küllerinden, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu izlemişlerdi.16.10.2009 05:42:56
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

Dilinden, kılık kıyafetine kadar her şeyini yenileyen cumhuriyetimize, devletin kurucusu Atatürk tarafından, “muasır medeniyetler seviyesi, ilim ve fen” gibi önemli hedefler gösterilmişti.

Ancak zamanın seyri, gösterilen hedefle orantılı olmadı.

Yüzyılımıza damgasını vuran ekonomik zayıflığımıza, sıkça “siyasi basiretsizlikler” eklenince ülkemiz, uluslar arası ilişkilerde sessiz, soluksuz kalmanın yanında; Anadolu topraklarını parçalama planını yürütenlerin de işleri kolaylaşmıştı.

Rusya ve Yunanistan başta olmak üzere, etrafını çevreleyen bütün komşularına çeşitli gerekçelerle sürekli mesafeli duran ülkemiz, bu nedenle adeta kendi sınırları içinde bir çeşit “mahpus” hayatına boyun eğmişti.

Suriye, İran, Irak gibi Asya’ya açılan kapı konumundaki komşularımız bizim için “irticai tehlike” idi.

Rusya, Yunanistan, hatta Ermenistan’ın “topraklarımızda gözü” vardı.

Yıllarca bu savla yaşadık.

Sonunda; aslında topraklarımızda gözü olanın komşularımız değil, daha başkaları olduğunu anladık!

Daha iyi olanı; komşularımızı bize birer “tehlike” olarak gösterenlerin, komşularımıza da bizi “nasıl bir tehlike” olarak sundukları “devletler nezdinde” anlaşılmıştır.

Dört yıl önce İstanbul’un orta yerinde dünyanın gözüne baka baka “Türkiye yeniden Osmanlı’nın rolünü üstlensin, ben; Türkiye’ye tabi olmaya Ülkem adına, söz veriyorum” diyen Ortadoğu devletlerini gördük.

Onlarca yıldır bizim için “tehlike olan” devletler, kapalı kapılar ardında değil, kürsüde “Türkiye’ye tabi olma sözü” verdiler.

Dikkatiniz çekiyor mu, Yunanistan son zamanlarda nasıl  da “uysal bir komşu” oldu.

Rusya’dan gelen “Osmanlı ile boşuna savaştık” itiraflarını sizin yorumlarınıza bırakıyorum.

“Soykırım iddiaları” başta olmak üzere,  Azerbaycan’a karşı tavırları nedeniyle “baş ağrımız” haline gelen Ermenistan’ın, Osmanlı’nın son dönemine kadar “sadık millet” iken, neden ve nasıl bize sırt çevirdiğinin, derin tahlilini yıllar önce yapabilmek lazımdı.

Yazık ki, uzun yıllar bu tahlile gerek dahi duyulmamıştır.

Hükümetin “demokratik açılım” söylemlerinin akabinde ortaya atılan “Ermeni açılımı”nı da tarihsel süreç içinde değerlendirmek gerekiyor.

“Yeniden Türkiye’ye tabi olalım” diyen İslam ülkeleri, bir zamandır hız kesmeyen ekonomik kriz rüzgarında “samimiyet testinden” geçiyor.

Devasa ekonomik vantilatörün düğmesine basanlar, oluşturdukları sert rüzgarlarla, Türkiye’nin etrafında son yıllarda meydana gelen “dost bloğunu” dağıtmaya çalışıyorlar.

Türkiye ise sadece etrafında toplanan Ortadoğu ülkelerine rağmen “dindaşlık” duygularıyla hareket etmediğinin de bir işareti olarak Ermenistan ile “el sıkışmayı” tercih etti.

Yakın tarihte olanlara rağmen el uzatarak “büyüklük” gösterdi.

Bırakın dış politika üretmeyi,  Uluslararası toplantılara sadece “protokol gereği” katılan, yapılan konuşmalardan “bir tek cümle bile anlamadan” ülkemize geri dönen Dış İşleri Bakanlarını unutmadık henüz.

Herhalde dünyanın en çok seyahat eden Dış İşleri Bakanlarının başında gelen Sayın Ahmet Davutoğlu, sadece “protokol adamı” olmadığını, ilk Konya ziyaretinde ifade etmişti.

“Geçmişte bir saat bile atalarımızın himayesinde olan bütün topraklara Uçak seferleri başlatıyoruz” dediğinde, coğrafyamızın büyümeye başladığını fark ettirmişti, Davutoğlu.

Şu sıralarda en çok izlenen dizi filmlerde Türkiye sınırlarının ABD tarafından “Osmanlı haritası şeklinde yeniden çizildiğinin” gösterilmesi boşuna değil.

Ekonomik kriz vantilatörü işe yaramadı. Sert rüzgarlar, dağılmayı değil, birleşmeyi hızlandırdı.

Üstelik oluşumun, sadece Müslüman ülkelerle de sınırlı kalmayacağı da anlaşıldı.

Bunun için de, bir yandan ekonomik kıskacı iyice sıkarken diğer yandan da “Türkiye’nin büyümesini biz istiyoruz” diyorlar.

Sadede gelelim;

Sınırlarını aşan Türkiye için, yeni pazarlara doğru yelken alma vakti gelmektedir.

Üreticimiz, sanayicimiz, ticaret erbabı yeni iş sahalarını keşfetmek için yeni hamleler yapmalıdır.

Bu yazı toplam 301 kez okunmuş.

Yorumlar

  • çok güzel çözümleme!

    Meğerse bize tek gereken ekonomik özgürlüğümüzü kazanmakmış. Ondan bundan emir almayı bırakınca kendimize geldik :D

    Gerçektende dış politikada çok ilginç gelişmeler yaşanıyor. Biryandan Suriyeyle stratejik işbiriliğine gidilirken ertesi gün Irak'la bir düzine anlaşma imzalanıyor.

    Ermenistanla normalleşmeye yönelik adımlar atılıyor ve birçok Azeri siyasi uzmanın da belirttiği gibi bu karabağ sorunu ile ilgili müzakerelere canlılık kazandırıyor.

    Bir yandan Sırplarla Boşnakların arasını yaparken diğer taraftan Suud Kralı'nın Suriye'ye gelmesine aracılık ediliyor.

    Aynı zamanda demokratik açılımla kendi halkımızın tüm unsurlarının devletle barıştırılmasına yönelik adımlar atılıyor.

    ibrahim aydoğan 16.10.2009 23:45:42

Sizde bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz!

Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.