| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Arpalık, Türk Dil Kurumu deyimler sözlüğünde “bir kaynaktan sürekli olarak çıkar sağlamak” olarak tanımlanıyor.04.12.2009 07:28:31
Halk hafızasında da buna yakın anlamlarda yer eden arpalık, genellikle haksız yere elde edilen para ve yolsuzlukla eşanlamlı olarak kullanılıyor. Tarih Terimleri Sözlüğünde ise “1. Osmanlılarda görevi sona eren ya da emekli olanlara bağlanan ödenek. 2. Genel olarak ileri gelen görevlilere verilen ek ödenek. 3. İlmiye sınıfının ileri gelenlerine bağlanan ödenek.” şeklinde karşılık bulmuş. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğünde de “Hayvan dişlerinde oluşan ve yaş gösteren belirti.” ile manidar bir anlama bürünmüş.
Yıllık geliri 100.000 ve daha fazla akçe olan topraklar has adı altında; padişah, vezir, şehzade, beylerbeyi gibi önemli görevlerde bulunanlara tahsis edilirdi. Yıllık geliri 20.000 ila 100.000 akçe arasında olan topraklar ise zeamet adıyla defterdarlara, subaşlarına, sancak, alay beyleri gibi orta derecedeki devlet görevlilerine verilirdi. Zeamet sahiplerine zaim, bunların kıdemlilerine de zaim gediklisi adı verilirdi. Zeamet olarak ayrılan topraklardan bir kısmı, arpalık adı altında belirli idare ve saray adamlarına, yüksek rütbeli ilim adamlarına, vazifelerinde iken maaşlarına ilaveten, vazifelerinden ayrıldıktan sonra ise emekli maaşı olarak terk ve tahsis olunmaktaydı. Kendilerine arpalık olarak arazi verilenler bu yerlerdeki başta şerî vergiler olmak üzere bütün vergileri, nâibler vasıtasıyla tahsil etmekteydiler. Tahsil edilen vergilerin bir kısmı nâiblere, geri kalan kısmı da arpalık sahiplerine ait olurdu. Naipler arpalık sahipleri tarafından tayin olunur ve bu tayin kazaskerler tarafından onaylanırdı. Nâiblik ya emanet veya iltizam suretiyle verilmekteydi. Birinci şekilde nâib, gelirin bazen dörtte, bazen beşte birini alırdı. İkinci şekilde ise nâibler, geliri tahsil ettiği kazanın önem derecesine göre arpalık sahiplerine 200, 300 hatta 600 kuruş şehriye (maaş) verip, geri kalanı mahkeme masrafları çıktıktan sonra kendilerine bırakılırdı. Has ve zeamet dışında kalan ve yıllık geliri 20.000 akçaya kadar olan topraklar ise tımar olarak adlandırılmaktaydı. Bu yerler ise sipahi adı verilen askerlere verilmekteydi. Fatih Sultan Mehmet zamanında ve daha önceleri en aşağı derecedeki bir tımar yıllık 1.000 akça olarak kabul olunmuştur. Arpalıkların verilme sebebi ise bu kişilerin devlet görevlisi oldukları dönemde olduğu gibi emeklilik dönemlerinde de devleti asilce temsil etmeleri içindi. Bu kişilere arpalık olarak verilen yerlere devlet kadı göndermez, devletin yerine bu kişiler naip gönderirdi. Araziden hâsılat hissesi almaya dayalı bu yöntem, tımar ve zeamete benzetilerek arpalık denmiştir. Halk dilinde emeksiz kazanç ve istismar etmenin karşılığı olarak kullanılan; alay etme ve aşağılama için de başvurulan kelime buradan gelmektedir.
Arpalık, ya belli bir kaza veya sancağın senelik gelirinin bir kısmı tahsis olunmak veya hazineden belli bir gündelik verilerek olurdu. Bunun birincisine Bervech-i arpalık dirlik, ikincisine Bevech-i arpalık ulufe denilirdi. Arpalığın en fazlası; idare amirleri için senelik 100 000, ilmiye sınıfı için 70 000, yeniçeri ağaları için 58 000, saray mensupları için ise 20 000 akçe idi. Ulufe olarak verilenlerin senelik toplamı da bu değerleri aşmazdı. Arpalık sahibi olanlar, bizzat arpalık olarak tahsis edilen kazaya gitmeyip yerine bir naip(vekil) gönderdikleri gibi, bazen de kendileri giderlerdi. Sultan Üçüncü Selim, bozulan ilmiyenin ıslahına teşebbüs ettiği sırada, arpalık sahibi olan mazul vilayet kadıları ile kazaskerlerden, vilayet kadılarından mazereti olmayanların bizzat arpalıklarına giderek hâkimlik etmeleri; sakat ve ihtiyar olanların da arpalıklarını iltizama vermeyip, emanet suretiyle beşte bir üzerinden ehliyetli dürüst naiplere vermelerini içeren fermanında; cahil kimselere naiplik verilmemesini ve imtihansız hiç kimsenin yeniden kadılığa tayin edilmemesini emretti. Arpalık, birçok suiistimallere meydan verdiği için on sekizinci asırda kaldırılarak aylığa bağlandı. Bu durum daha sonra genişleyerek arpalık maaşı; Tanzimat’tan sonra, isim değişikliği ile tarik maaşı ve en son olarak rütbe maaşı adını aldı. Meşrutiyetten sonra ise ilmiye sınıfına da, diğer devlet memurları gibi muntazam aylık ve emekli maaşı bağlandı. Böylece arpalık tarihe karışmış oldu.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 7 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.