| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Bugün illüzyonist, sihirbaz diye adlandırdığımız, ‘aklın alamayacağı oyunları’ gösteren hokkabâzlar, yüzyıllardır gözlerimizi bağlamaya devam ediyorlar. 05.03.2010 09:06:25
Neredeyse insanlık tarihi kadar mazisi olan illüzyon sanatının en eski oyununun ‘Hokka Oyunu’ olduğu söylenebilir. Hokka metal, cam veya topraktan yapılmış, içine mürekkep de konulan küçük kaplara denir. Gerçi eski rahipler kendi güçlerini halka kanıtlamak için tapınakların içine birtakım borular, su hazneleri, içbükey aynalar gizleyerek akustik, hidrolik ve optik yöntemlerle sözde birtakım mucizeler gösteriyorlardı. Ancak, ‘gözbağcılık’ sanatının en evrensel ve belki de en eski oyunu, tümüyle el becerisine dayanan bu hokka oyunuydu. Öyle ki tarihçiler, Eski Mısır’da MÖ 2500’de inşa edildiği hesaplanan Beni Hasan’ın mezarında bulunmuş 25x50 cm boyutundaki bir duvar resminin hokka oyununu gösterdiğini öne sürüyorlar.
Hokka oyunu yalnız en eski oyun olmakla kalmıyor, genel bir terim olarak bütün illüzyonistlere lakap da oluyor. Günümüz Türkçesinde ise bu manadaki ‘hokkabâz’ artık pek kullanılmıyor. Türkiye’deki hokkabâzlık gösterilerinde, hokkabâzların ‘yardak’ denen yardımcıları soytarı kıyafetleriyle, ustasının sahnede yaptığı illüzyon oyunlarını bozmaya çok meraklı, komik kişiler olarak temsil ediliyordu. Bu yüzden de seyircilerin dikkati daha çok yardağa yoğunlaşıyor ve böylece oyun illüzyon gösterisinden daha çok, bir çeşit soytarılık olup çıkıyordu. Bu bakımdan günümüzdeki el çabukluğu sanatçıları, genellikle kendilerine hokkabâz yerine illüzyonist, sihirbaz, gözbağcı demeyi tercih ediyorlar. Tabii az da olsa, hokkabâz sözcüğünü kullananlara da rastlanıyor.
Günümüzde illüzyon, el çabukluğu, gözbağcılığı, sihirbazlık gibi isimler altında yapılan tüm gösteri ve şaşırtıcı oyunların ana kaynağı olan hokka oyununda, tahta ya da madenden yapılmış üç hokka, bardak veya kupa var. Üç tane minnacık top da bunların hemen yanında duruyor. Topların her biri ters çevrilmiş bir hokkanın altına yerleştiriliyor. Sonra hokkabâz hokkaları açıyor ve biraz önce konan toplardan ikisinin yok olduğu görülüyor. Derken hokkabâz üçüncü hokkayı açıyor. Hayretle görülüyor ki, ortadan kaybolan o iki topla birlikte üç top bu sonuncu hokkanın altında duruyor. Gösteri, seyirciyi şaşırtan yeni oyunlarla sürüyor. En sonunda hokkaların altından büyük toplar ya da soğan, limon, yumurta gibi nesneler çıkıyor. Bunlardan bazıları hokkadan bile büyük olabiliyor.
Hokkabâz sözcüğü hokka ve oynatan, oynayan anlamına gelen Farsça bâz ekinden oluşuyor. Hokka oyununa benzer, ona yakın oyun yapan sanatçılar da vardır ve bunlar ‘yuvarlakbâz’, ‘yumurtabâz’, ‘mührebâz’ gibi adlar alıyorlardı. Antik Yunan’dan bu yana yüzyıllar boyunca hokka oyunu öylesine ilgi görmüştü ki, Bosch, Breugel, Daumier gibi resim ustaları ve daha birçok ressam bu oyun üzerine tablolar, gravürler yapmışlardı. Karikatüristlerin bu konudaki çizgileri ise daha çok politik mesajlar içeriyordu.
Türk hokkabâzlığının en önemli özelliği, hokkabâzların, yanındaki yardımcılarla yaptığı söyleşilerdi. Karagöz ve ortaoyunundaki söyleşmelere benzeyen bu durum, Türk hokkabâzlığına başlı başına bir tiyatro gösterisi niteliği de eklemişti. Şenlikleri anlatan kitaplarda, bir hokkabâzlık gösterisi sırasında ustanın, tıpkı ortaoyunundaki Pişekâr gibi bir ‘şakşak’ taşıdığı ve bununla yardağına vurarak seyircileri güldürdüğü anlatılır. Tabii burada asıl amaç, seyircilerin yardımcıya yönelmeleri sırasında, asıl gözbağcılık oyununu yapacak fırsatı yaratmaktı. Hokkabâz ayrıca oyun süresince bir deniz kabuğunu boru gibi öttürür ve ‘enbân’ denilen bir torba kullanırdı. Bütün bunların amacı da hep seyircilerin dikkatini başka noktalara toplamaktı. Yine o zamanki kayıtlara göre, Karagöz ve ortaoyunu gibi hokkabâzlık da daha çok İstanbul’da yaygınlaşmıştı. Kentin çeşitli semtlerindeki birçok kahvehane, bayram, sünnet düğünü gibi belirli günlerde hokkabâzlık gösterisi yapılan önemli sahneler haline gelmişlerdi. Bu oyunlarda kullanılan bazı kelimeler ise halk arasında gerçek anlamı bilinmese de hep söylenegelmiştir; hokkabaz, şakşakçı, yardak, soytarı gibi.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.