| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Biz O’nun gelişini ve dünyayı teşrifini Allah’ın bir rahmeti olarak biliriz. 11.04.2008 02:15:00
O’nu överken Allah senâ edilmiyorsa beyhûde bir gayrettir. O’ndaki fazilet, Allah’ın en üstün bir sanatı ve kâinâtı velveleye veren ve adına evren denen âlemlerin “Dellâl-ı Ekber”i olması haysiyetiyledir. Gerçi O, "Beni övmeyin; benim için sadece Allah'ın kulu ve rasûlü deyin!" diye ashâbına öÄŸüt verse de Kur'an, O’na itaat etmeyi, salavatla temcîd etmeyi, iman, amel ve eylem ile O’nun ahlâkını örnek almayı emreder. Kim O’na salavat getirmiyorsa, ne inanmış bir mü’min ne de müslüman sayılır. O’ndaki bütün meziyet ve hasenât, Allah’a ait bir lütuf ve fazilet olup Âdem (as) in evlâdı arasından Muhammed’in (sav) seçilmiÅŸliÄŸine delildir. O, eÅŸrefü mahlûkât (yaratılmışların en ÅŸereflisi) ve ecmelü tahiyyâttır. (Yâni, Allah’ın yarattığı canlılar âleminin en üstün ahlaklı güzelidir.)
Biz O’nun geliÅŸini ve dünyayı teÅŸrifini (ÅŸereflendirmesini) Allah’ın bir rahmeti olarak biliriz. O’na ait ne kerâmet, ne rahmet ve ne fazilet varsa; Zât-ı Zülcelâl Allah’ın O’nunla beraber ve O’nun vesilesiyle Benû Âdem’e (as) bir lütfu, keremi ve rahmetidir. O, kâinât aÄŸacının güneÅŸ denen dalında filiz veren dünya adlı ve gezegenlerin en görkemlisi olarak yaratılan yeryüzünün efendisidir. O, insan çiçekleri açan dünyanın gâyesi, meyvesi ve neticesidir. O, bu dünyanın en ÅŸirin ve güzel ahlâkı olarak parlayan, meyveleri arasında en ÅŸifâlı ve en leziz olan meyvesidir. (Allah’ın kudsî bir hadisi diye “Lev lâke lev lâk, lem mâ halaktü’l-Eflâk” rivayet edilen kavl-i kerîme göre: “Eger sen olmasaydın (seni yaratmayı murad etmeseydim) felekleri de (yâni kâinâtı, gökte gezen ve yüzen yıldız ve gezegenleri de) yaratmazdım” buyurmuÅŸ. Bu sözün rivayet sıhhati tartışılmış olsa bile, bence mânâsının sıhhati, ÅŸüphesiz ve tartışılamaz derecede doÄŸrudur. Çünkü, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” âyeti ile mâna bütünlüÄŸü bire bir örtüÅŸüyor. Rahmet Peygamberi (sav), kaderin adâlet ve faziletine inanarak her kederden kurtulmuÅŸ, tedbire ve esbâba riâyetle beraber, Allah’a sonsuz güveniyle tevekkül ederek biiznillah baÅŸarıya ulaÅŸmıştır.
O, İlk yaratılan son sultan, insanları “Lâilâhe illallah” demeye, tevhide çağırdı. O, insanlığın görüp göreceÄŸi en muhteÅŸem medeniyetin kurucu… O sallallâhu aleyhi vesellem, en büyük nebi ve rasûl, en büyük yenilmez bir kumandan, insanlığın en mütevâzi mürebbisi ve en büyük hocası, en ideal aile reisi, hem en yüce ahlâk, düÅŸünce ve fikir insanıdır. O’na dost olmak ÅŸeref, O’na düÅŸman olmak zillettir.
İlk yaratılan O’nun nûruydu. Fakat en son O gelecekti. GeleceÄŸi güne kadar, nebîlerin dillerinde destandı. Bir gün, Musa Aleyhisselâm Cenab-ı Hakka ÅŸöyle dua etti: "Ya Rab! Muhammed Aleyhissalatü Vesselam ile ümmetinden bazılarının Cennetteki derecelerini bana göster!" Allah Tealâ ÅŸöyle vahy etti: "Ya Musa! Sen buna güç yetiremezsin! Fakat madem istedin, Benim onlara ihsan ettiÄŸim büyük dereceleden bir dereceyi sana göstereyim. Bu derece ile onu senden ve bütün mahlûkattan üstün kıldım." Bu esnada melekût âleminden kendisine bir kapı açıldı. Musa Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın makamını, derecesini ve Allah'a olan yakınlığını görünce nerede ise kendinden geçecekti. Bunun üzerine sordu: "Ya Rab! Muhammed Aleyhissalatü Vesselamı ne ile bu dereceye yükselttin?" Cenab-ı Allah ÅŸöyle buyurdu: "Ona verdiÄŸim yüksek ahlâkla." Hazret-i Musa (a.s.), "Bu nasıl bir ahlâktır?" diye sorunca, Cenab-ı Allah, "îsar hasletidir. Yani baÅŸkasının ihtiyacını kendi ihtiyacına tercih etmesidir. Bu ahlâk ile Bana kim gelirse, Ben onu hesaba çekmekten haya eder ve onu Cennette istediÄŸi yere koyarım" buyurdu. Hazret-i AiÅŸe (r.a.) haber veriyor ki: "Resul-i Ekrem Efendimiz (sav) dünyadan gidinceye kadar üç gün üst üste karnını doyurmadı. Dilesek doyurabilirdik. Fakat baÅŸkalarını kendimize tercih ederdik." (İhya, 3/571.)
GeleceÄŸi güne kadar gelen nebiler, hep O’ndan bahis açacak, zihinleri ve kalpleri uyanık olanları O’nu intizar etmeÄŸe ve beklemeÄŸe sevk edeceklerdi… Ka’b İbn Lüey ve Kuss İbn Sâide gibi hassas insanlar kendi zamanlarında “gelecek” ümidiyle O’nun yolunu beklediler. Selman-ı Fârisî ve Zeyd İbn Amr gibiler O’nu beklemeÄŸe dayanamayıp canlarını ve mallarını feda edercesine O’nu aramak için belde belde dolaÅŸtılar. Gözler, Medine’in Faran daÄŸları arasında O’nu arayıp asırlarca bekledi. Asırlar öncesi, İbn Heyyebân gibi Medine’ye otağını kuranlar, Yemenli Tübba’ meliki gibi Medine’ye gelip hicretten sonra O’nun kalacağı evi inÅŸâ edenler bile vardı. Râhib Bahîra, O’nun gelmekte geciktiÄŸini sanıp kendini uzlete vermiÅŸ, yaÅŸlı Varaka bin Nevfel de a’mâ gözleriyle O’nu göremeyeceÄŸi endiÅŸesiyle sararıp solmuÅŸtu. Ama Sahâbe nesli, O’nun eliyle ve diliyle yetiÅŸerek ve bütün âlemi aydınlatan mürÅŸitler ve muallimler olarak dünyaya medeniyet ve nurlar saçacaklardı.
Resûlü Ekrem Efendimiz (sav) aklı, bilgisi, îmanı, ahlâkı, edebi, cesareti, cömertliÄŸi, adâleti, sabır ve ÅŸükür içinde ibâdeti, sıdk ve emânete riâyet etmesi ve risâletiyle ezelden - ebede insanlığa örnek kiÅŸilik sunmuÅŸtur. O’nun getirdiÄŸi dinin terbiye ve ahlâk medeniyeti, çağını saadet asrı hâline getirmiÅŸ, kendisi evvelîn ve âhirîn bütün âlemlere ve arkadaÅŸları da kıyamete kadar bütün insanlığa rehber ve örnek olmuÅŸtur. O’nun ümmetinin ulemâsı, önceden gelip geçmiÅŸ ümmetlerin peygamberleri gibi vâzife görmüÅŸ ve hizmet vermiÅŸlerdir. Zaten “Hâtemü’l-Enbiyâ” (Peygamberlerin Sonuncusu) olması hâsiyetiyle O’na ve Ümmeti Ulemâsına da böyle bir görev misyonu yüklenmiÅŸtir.
Âhir zamanda ve kıyâmete yakın zamanda da Peygamber (sav) soyundan geleceÄŸi rivâyet edilen Mehdî aleyhisselam, Hz. İsâ aleyhisselâmın nuzûlüyle kuvvet kazanıp onunla birleÅŸip güç birliÄŸi edecek. O zaman Hıristiyanlık tasaffî ederek İslâmiyet’e inkılâb edecek. Mehdî ve müslümanlık metbû (kendisine tâbi olunan) Hıristiyanlık da İslâm’a tâbi olacak ve birlikte müÅŸterek düÅŸman olan dinsizliÄŸi ve deccallığı inÅŸallah yıkacaktır. Her peygamber gibi, zaten Hz. İsâ da (as) bir İslâm peygamberidir.
Peygamberlere îman dinin bir rüknüdür. Her farz olan emirleri yapanlar ve haramlardan kaçınanlar cehennemden azâd olur. Ama esasen mü’mini Allah’a yaklaÅŸtıran ve kiÅŸiye cennet kazandıran ÅŸey, adına “nâfile” denen O’nun sünnetine yapışmaktır. Bir kimsenin kendi hevâsına ve kafasına göre dini emirleri uygulamaÄŸa kalkmasına bid’at denir ki adamı dalâlete sürükler. Direksiyonu ve dümeni Allah’ın elinde olan Rasûlulllah “sırâtımüstakîm” denen doÄŸru yolda olduÄŸu için, hiç ÅŸaÅŸmaz ve ÅŸaşırtmaz. O’nun sünneti, fıtrat dediÄŸimiz tabiîlik ve yaratılış gâyesine uygun bir hayat tarzı içinde ibâdetle yaÅŸamaktır.
Peygamber’i (sav) sevmek ise, seveni kemâle erdiren ve mü’mini hedefine ulaÅŸtıran bir sırrı ilâhîdir. Allah’ın rızâsı da, sevdiklerini sevmek ve yerdiklerini de yermekle olur. Bir gün Hz. Ömer (ra) “Yâ Rasûlallah! Nefsimden sonra en çok seni seviyorum” demiÅŸ. O da “Yâ Ömer! Beni nefsinden ziyâde sevmedikçe îmânın kemâle ermez” buyurmuÅŸlar. Bu cevab üzerine Hz. Ömer (ra) bir ürperti hissetmiÅŸ. Ve “Yâ Rasûlallah! Åžu anda seni nefsimden de çok (sevdiÄŸimi hissediyor) seviyorum” deyince, Habîbullah Efendimiz (sav) “Yâ Ömer! Åžimdi îmânın kemâle erdi” diye buyurmuÅŸ.
Elinde Tevrat'la gördüÄŸü Hz. Ömer'e bile, "Musa bugün yaÅŸasaydı bana uymaktan baÅŸka bir ÅŸey yapmazdı!" diye buyurmuÅŸ. Fakat hiçbir zaman kendisi ile diÄŸer peygamber arasında büyüklük mukayesesi yapmaz, bütün peygamberlere îmânı ve o masumları sevmeyi öÄŸütlerdi.
Bir Yahudi Medine çarşısında, "Hz. Musa'yı insanlar üzerine seçen Zât'a yemin olsun!" deyince, bir Ensarî, "Rasulullah aleyhissalâtu vesselam aramızda iken sen ne diyorsun be adam!” diyerek çıkışır. Bu hadise kendisine aktarılınca, O’na yakışan büyüklükle: Åžöyle demiÅŸ: "Ben, (Sûr'a ikinci defa üfürüldüÄŸünde) kıyam edip başını ilk kaldıran olacağım. O anda, ArÅŸ'ın sütunlarından birine tutunmuÅŸ halde Musa (aleyhisselâm) ile karşılaşırım. Bilemem ki o, benden önce mi kıyâm etti, yoksa o, (Sûr'a üfIeniÅŸte) Allah'ın çarpılıp yıkılmaktan istisna tuttuklarından mıdır?... O, Yunus’un (as) Allah’tan izinsiz hicretinden dolayı, balık karnında yakalanıp arkasından piÅŸman olup îmân eden kavmine geri döndürülmesini ve Nebîlikten azil olmadığını beyan için, “Kim de, 'Ben Yunus ibnu Metta'dan daha hayırlıyım’ derse ÅŸüphesiz yalan söylemiÅŸ olur” diye buyurduÄŸu gibi, “Beni Yûnus’a tafdîl etmeyin, benim için Allah’ın Kulu ve Rasûlü deyin yeter” sözüyle de engin tevâzusunu sergiler. Her kibirlinin alçak olması gibi, O’nun büyüklüÄŸü tevâzuundaydı.
Bir sohbetlerinde, Allah’ın âdil ve fâzıl kaderinden dolayı kederlenmiÅŸ, tevekkül ile de kereme yükselmiÅŸ Hz. Yusuf (as) için: "Kerim oÄŸlu kerim oÄŸlu kerim oÄŸlu kerim; İbrahim oÄŸlu İshak oÄŸlu Yakup oÄŸlu Yusuf tur!" diye buyurmuÅŸlar. Çünkü, kardeÅŸlerini af etmekle kalmamış, iyilik ve keremiyle onları utandırmış. Aynı keremi, Mekke fetih günü, KureyÅŸ’in hicret öncesi, kendisine ve ashâbına yaptıkları eziyet günlerini Yusuf (as) gibi baÅŸlarına kakmadan affetmesiyle fazlasıyla yapmıştır. Câhiliye zulmünü herkes bilse de O, bunu söylemekten hayâ etmiÅŸtir.
Hz. Ali'nin ifadesiyle, birlikte oturduÄŸu kimselerden O’nu tefrik edecek bir giyim-kuÅŸamı ve duruÅŸ ve tavrı olmazdı. Onların en fakiri gibi giyinir, en fakiri gibi yer içer, en fakiri olarak yaÅŸar, onlarla birlikte çalışır, onlarla birlikte kum veya toprak üzerine otururdu. O, bu haldeyken bir (köylü) bedevi gelmiÅŸ, "Bu topluluÄŸun efendisi kimdir?" diye sormuÅŸtu. O sırada Efendimiz (sav) arkadaÅŸlarına ikramda bulunuyordu. Kendisini tanıtma adına söylediÄŸi ÅŸu sözle: “Seyyidü’l-Kavm hâdimehum” (TopluluÄŸun efendisi, onlara hizmet edendir) Demek istiyor ki, eriÅŸilmez büyüklüÄŸün yolu, sonsuz tevâzu içindedir. Ey ehli hizmet, hizmet içinde kibir yapmayın. Ey ehli siyaset, yönettiÄŸiniz toplumdan kendinizi üstün görmeyiniz. Ey teorisyen ve bilim adamları, Allah’ın size ihsan ettiÄŸi gücünüzü ve imkanlarınızı Allah’ın kullarına hizmette kullanın nefsinize pay çıkarıp halka tepeden bakmayın…v.s. O, büyüklüÄŸü makamda, servette ve sosyal statüde gören müÅŸrik ileri gelenlerinin aksine, köle ve fakir de olsa akıllı, imanlı ve ahlaklı insanları öne çıkarıyor, kabiliyet ve becerisine göre taltif ediyor, hattâ azatlı kölesi Zeyd’in oÄŸlu Usâme’yi (ra) ordu komutanı yapıyordu.
Bir Muallimü Ekmel olan Rahmet Peygamberi’nin (sav) bütün gayreti, insanları cehâlet, küfür ve zulüm kuÅŸatmasından kurtarmak için eÄŸitmekti. Cehâletin ilacı ilim, küfrün ilacı îman ve zulmün ilacı da adâlet idi. O, Allah’tan îman ve ahlâk medeniyetini getirip kurdu ve örnek bir cemiyet oluÅŸturdu. Câhiliye döneminde, O’nu en çok üzen iki ÅŸeyden biri ÅŸirk, diÄŸeri de kavmiyetçilik illetiydi. Åžirke karşı tevhîdi ve tek Allah’ı anlatır; ırkçılığa karşı da insanlığın bir atadan geldiÄŸini ve ümmet inancını savunurdu. Zira insanlar, biri Allah’ın seçkin ümmeti, hak ve adalet taraftarı olan (Hizbullah), diÄŸeri de ÅŸeytanın küfür ve zulüm taraftarları olan bâtıl yolun ümmeti (hizbuÅŸÅŸeyan) olmak üzere iki guruptur. Yalnız Allah’ın hizbi olan Ümmeti Muhammed hak ve doÄŸru yoldadır. Onun dışında kalan bütün ÅŸeytânî hizipler bâtıl ve dalâlet yollarıdır.
O, insanların çoÄŸu Allah’a iman ve ibâdet etsinler ve dünyaları da âhiretleri de kurtulsun diye kendisini helak edercesine bir gayret içindeydi; Öyle ki, bu yüzden Cenab-ı Allah O’nu sık sık teselli ederek iltifatla karşılıyordu. O, baÅŸlı başına ve insan sûretinde, varlıklar için, idraklerimizin fevkinde ve çok ötesinde tam bir rahmettir. Allah'ın Rahman ve Rahîm oluÅŸu, bütün varlıkların vücut bulması ve varlık alanına çıkması O’nunla mümkün olmuÅŸ. Allah’ın rahmeti, O’nun mihveri etrafında döndürülmüÅŸ, Allah’ın izniyle cennete girecekler O’nun ÅŸefâatiyle tasdik edilmiÅŸ, O, kulluÄŸuyla kainâtın yaratılmasına sebeb olmuÅŸ, O’nun müstakbel duâsı hürmetiyle cennet yaratılmış. O’ndan dolayı bizler ve âlemler yaratılmış.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.