Son Dakika
BAÄžLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Kutlu DoÄŸum ve Sevgi

ABDÜLKADİR ETÖZ - aketoz@yahoo.com.tr

Efendimiz (sav) Allah’dan sonra sevilmeye en lâyık olan kimsedir. Bu sevgide kurtuluş, huzur, kemal ve saadet vardır. O’na Allah’ın ilmi adedi kadar, sonsuz salât ve selam olsun.18.04.2008 00:51:00
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

İslam'ın doÄŸduÄŸu günlerde, dünyaya iki büyük devlet hükmediyordu. Bunlardan birincisi, İran'ın ateÅŸperest hükümdarı, koyduÄŸu vergileri halka anlatmak için ÅŸehrin meydanında konuÅŸtuÄŸu sırada, fakirin biri ÅŸöyle feryât eder: ‘Efendimiz, susuz araziden de vergi alacağım' diyorsunuz. Benim gi­bi kurak arazide yaÅŸayan fakirler, yaÄŸ­mur yaÄŸmayınca mahsul alamıyoruz, o zaman nasıl vergi vereceÄŸiz? Åžah, halkın içinde böyle konuÅŸan köylüyü, yönetime itiraz ve hakaret teÅŸvikçisi sayarak ateÅŸe atıp yakar. Hiç kimse de bu cinayete ses çıkarma cesareti gösteremez. İkincisi, o günün DoÄŸu Roma’sı sayılan İstanbul’da Bizans İmparatoru, Süleyman Aleyhisselam’ı (n Beyt-i Makdis’ini) geçmek id­diasıyla inÅŸâsını baÅŸlattığı Ayasofya kilisesinde ülke­sinin halkını kamçı zoruyla ve karın tokluÄŸuna çalıştırıyordu. Bu cebrî çalışmadan bıkıp kaçanlar, yakalanıp Sultanahmet (Hipodrom) Meydanında ibretlik ceza olarak yağız atların kuyruÄŸuna baÄŸlanarak parçalanıp ölünceye kadar yerde sürükleniyorlardı. O günlerin Hicaz topraklarında ise, Câhiliye dönemi müÅŸriklerinden, ‘kız babası’ dedirtmek istemeyen zalim babalar da diri diri çocuklarını kuma gömüyorlardı.

Kutlu doÄŸumun hediyesi, Âdem OÄŸullarının seçkini Rasûlullah Efendimiz (sas) ise, bir hutbesinde, halka ÅŸöyle sesleniyordu:

-Ey insanlar! Sizleri idare ettiÄŸim günden bu yana, kimin sırtına bir kamçı vurmuÅŸsam; iÅŸte sırtım gelsin o da bana vursun! Kimi incitecek bir söz söylemiÅŸsem; iÅŸte yüzüm, gelsin o da bana aynı sözü söylesin! Kimin hakkını almış­sam; iÅŸte malım gelsin o da benden hakkını alsın! Sakın sizden biri demesin ki, ‘hakkımı isteye­cektim; ama Rasûlullah'ın darılacağından kork­tum da isteyemedim.’ Åžunu iyi bilin ki, benim inancımda hakkını isteyene darılmak yoktur. Åžunu iyi biliniz ki, benden hakkını alan yahut da helal eden kimseyi severim. Ancak bu suretle Rabb'imin huzuruna üzerimde kul hakkı olmadan çıkabilirim! Bu sözleri dinleyenlerden biri ayaÄŸa kalkarak:

-Ya Resulallah, der, öyle ise benim zatınızda üç dirhem alacağım var, onu istiyorum!..

Bu isteÄŸinden dolayı o kimse ne ayıplanır ne de bir korku duyar. Ancak diyalog devam eder ve Efendimiz (sav), o borcunun nerden kaldığını sorar. Adam da “Hani çölden gelen fakir bir bedevî, sizden yardım istemiÅŸti de, o ÅŸey sizde bulunmadığı için emriniz üzerine ben vermiÅŸtim, iÅŸte onu talep ediyorum.” Bu hatırlatmadan sonra Rasûlullah (sav) iltifatla karışık, aynen ÅŸöyle buyurur:

- Ey amcam oÄŸlu Fazlı! Borcumu hatırladım ve o sabit olmuÅŸtur’ der. Hemen borcunu öderken de ‘beni kul hakkından kurtaran Allah’a hamdolsun’ diye duâ eder! Zaten sahabenin de niyeti, bu önemsiz alacağını tahsil etmek deÄŸil, peygamber emrine uyup O’nu rahatlatıp duâ ve sevgisine mazhar olmaktır.

O’nun zamanına ‘Asr-ı Saâdet’ denmesinin sebebi: İnsanlar, dünya kurulduÄŸundan beri bu kadar hür olamadılar. İnsanlar düÅŸüncelerinden dolayı kınanmamayı, dinlerinden dolayı zorlanmamayı O’nunla tanıyıp gördüler. İnsanlar, sevginin, gıdadan ve ÅŸifâdan daha lezzetli olduÄŸunu O’nunla tadıp anladılar. İnsanlar, düÅŸmanlığın ve kinin, mikrop ve zehirden daha acı bir azap olduÄŸunu O’ndan aldıkları îman terbiyesiyle fark ettiler. Gerçek kahramanlığın sabır olduÄŸunu O’ndan öÄŸrendiler. DoÄŸruluÄŸun ÅŸerefe, vefânın sevgiye, cömertliÄŸin dostluÄŸa, hediyeleÅŸmenin mutluluÄŸa sebeb olduÄŸunu O’nunla anladılar. Hakikat bilgisinin îmana, iyi niyetin keramete, ittifakın kuvvete dönüÅŸtüÄŸünü O’nunla gördüler. Mümin insanlar, tevekkülün stressiz ve kaygısız  bir hayata nasıl inkılâb ettiÄŸini O’nunla yaÅŸadılar. İnsanlar, gerçek intikam zevkinin affetmek olduÄŸuna ve iyiliÄŸin bir kimseyi esir aldığına onunla ÅŸâhid oldular.

Huneyn’de savaÅŸtığı Havâzin kabile reisi Amr’ı, sığındığı Taif  Kalesi’nden gizlice çıkıp kendine getiren haber ve iyilik neydi? Efendimiz’in (sav) el altından ona haber gönderip “Senin gibi ÅŸerefli bir adamın akraba ve ailesinin benim yanımda esir kalması yaraÅŸmaz. Bedelsiz olarak alıp gidebilirsin” demesi üzerine, adam bu centilmenlik (çelebilik) ve affediliÅŸ iyiliÄŸi altında ezilip kalmak itemez. Hem gizlice Müslüman olduÄŸu yetmiyormuÅŸ gibi, kendisine sığınması için kucak açan Taif’li müÅŸriklerin ellerinden hile ile kalelerini alıp Rasûlullah Efendimize (sav) hediye etmiÅŸtir. Harp meydanında esir edilemeyen düÅŸman, iyiliÄŸin esâretiyle düÅŸünür ve gönüllü olarak hak dîne girdiÄŸi gibi, sığındığı kaleyi de fethedip Rasûlullâh’a (sav) hediye eder. O, iyiliÄŸin hiçbir çeÅŸidini terk etmez ve küçümsemezdi. GörüÅŸtüÄŸü herkesi güler yüzle karşılamayı ve misafire ikram etmeyi tavsiye ederdi.

O’nun fıtrî terbiye metodu ile yetiÅŸen sahabeler, kıyamete kadar ümmete ve bütün insanlığa örnek olmuÅŸtur. Bu hususta birkaç misal arzedelim. Rasûlullah (sav) zamanında azad olan köle Sevbân (ra) bir gün hasta olmuÅŸ. Onu ziyârete gelen Medine Vâlisi Abdullah, bu ünlü azatlı köleye, ÅŸaka yollu “Yâ Sevbân! Sen Mûsâ veya Îsâ aleyhümesselâm zamanında yaÅŸasaydın ne yapardın?” demiÅŸ. Sevbân’ın cevâbı, “ben o zaman yaÅŸasaydım, kölelikten kurtulamaz, hasta olsam da bir vâli ziyaretime gelmezdi. Sana gelince, sen de ne vâli olurdun, ne de hasta olan eski bir köleyi ziyarete gidebilirdin” demiÅŸ.

Fakir ve ihtiyaçlı olmasına raÄŸmen yardım, hîbe, zekat ve sadaka kabul ettirilemeyen Ebû Zer Gıfâri (ra) için Hz. Osman (ra) kölesini yanına çağırıp der ki: “Åžu paraları al, Ebû Zer’e git. EÄŸer bir yolunu bulup kabul ettirebilirsen seni azâd edeceÄŸim” der. Bu sevinçle köle Ebû Zer’i bulup paraları vermek ister. Her ne kadar ısrar etse de kabul ettiremez. En sonunda dayanamayıp bu paraları kabul ederse kölelikten kurtulacağını ısrarla vurgular. Fakat Ebû Zer (ra) buna raÄŸmen  kabul etmez ve der ki: “EÄŸer ben bu paraları kabul edersem, sen kölelikten kurtulursun. Fakat, o zaman da ben köle olurum. Kusura bakma kabul edemem.” Bundan da anlaşılıyor ki, Efendimiz’in (sav) gınâsına göre, “men tamaa zelle, men ganaa azze = tama eden zelîl olur, kanaat eden azîz olur” buyurmuÅŸ. İşte sahâbe efendilerimiz böyle bir izzetle yetiÅŸmiÅŸ insanlardı.

O, mütecâviz kâfirlere ve münafık tiplere karşı sert ve tavizsiz, ancak kâfir, fasık-günahkar da olsa, bütün insanlara karşı semâhat ve hoÅŸgörülü yaklaşırdı. Zamanını üçe ayırır, ibâdet için Allah’a, istirahat ve ihtiyaç için nefsine, aile ve çevresine karşı sorumluluÄŸu olduÄŸu bilinciyle yaÅŸardı. Hicretten sonra Mekke fethi gerçekleÅŸince, sahabe efendilerimiz (radiyallahu anhum) O’nun artık Mekke’de ikamet edeceÄŸini sanmışlardı. O, hicretle muhacirlere yardımcı olan Ensâr’ı unutmadı ve vefâdan vazgeçmedi. Onlara: “Bundan sonraki hayatım da vefâtım da aranızda olacaktır” buyurarak  Ensâr’ı sevindirdi. Medine’yi vefâ yurdu olarak terk etmedi.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizi (sav) Allah’tan sonra, bütün mahlûkâttan çok sevmek gerekir. Bu O’nun hakkı olduÄŸu gibi, bizim de menfaatimiz ve kemâlimiz bu sevgiye baÄŸlıdır. Çünkü bizim hidayetimiz ve kurtuluÅŸumuz O’nun sevgisine baÄŸlıdır. Peygamber’i (sav) sevmeyi bilmeyen, hakkıyla Allah’ı da sevemez. Çünkü seven itaat eder. Hakka itaat eden de hidâyet bulur. Bu meseleyi te’yîd eden yüzlerce âyet-i kerîmeden birini arzedelim: “De ki, eÄŸer babalarınız, oÄŸullarınız, kardeÅŸleriniz, eÅŸleriniz, akrabalarınız, mallarınız, kesada uÄŸramasından korktuÄŸunuz ticâretiniz ve hoÅŸunuza giden konaklar, Allah’tan ve Rasûlunden ve O’nun yolunda cihâd etmekten daha sevimli ve önemli ise, o halde Allah (ölüm) emrini gönderinceye kadar bekleyin. Allah (öyle) fâsıklar gürûhunu hidâyet etmez, umduklarına eriÅŸtirmez.” (Tevbe, 9 / 24)   

Mü’minin amel ve eylemi yetersiz olsa bile “El-mer’ü, maa men ehabbe = kiÅŸi, sevdiÄŸi ile berâber olacaktır” hadis-i ÅŸerifine göre, iyileri sevmek, iyiliÄŸe vesile olduÄŸu gibi, kötüleri de sevmek, kötülüÄŸe vesiledir. Habibullah = Allah’ın sevgilisi olan Efendimiz (sav) Allah’dan sonra sevilmeye en lâyık olan kimsedir. Bu sevgide kurtuluÅŸ, huzur, kemal ve saadet vardır. O’na Allah’ın ilmi adedi kadar, sonsuz salât ve selam olsun.

Bu yazı toplam 123 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

KULLANICI GİRİŞİ
ARAMA

Detaylı arama >>

ANKET

Sitemizin yeni tasarımı sizce nasıl?


Sonuçlar >>

Bütün Anketler >>

Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.