| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Derin bir nefes alıp ta içlerden gelen bir “oh be” ile bıraktı nefesini.
- Oh be dünya varmış. Okuyacağım diye yıllarca canım çıktı. Nihayet atandım.
07.03.2008 00:25:10
MEB’in yaptığı öğretmen atamalarının sonucunu internetten öğrenen öğretmen adayı yerinde duramıyordu. Onca yıl zorluklarla okuduktan sonra bir de sınırlı sayıda insanın arasına girmeye çalışmıştı. Atanmayı o kadar çok istiyordu ki arkadaşlarına, “İran MEB”e atasınlar giderim diyordu; yeter ki atasınlar.
Atamasının İran’a yapılma olasılığı elbette yoktu, ama O İran’a sınır olan bir ilimize atanmıştı. Buna rağmen çok sevinçliydi, öyle ya kolay mıydı binlerce işsizin bulunduğu bir ülkede iş sahibi olmak? Hemen arkadaşlarını aradı. Acaba onlar da atandı mı diye meraktan duramıyordu. Arkadaşlarının hepsini çok seviyordu, hele içlerinden birisi vardı ki onunla ta ilkokul sıralarından beri kader birliği yapmıştı. İlkönce O’nu yani Canan’ı aradı ama ulaşamadı. Sonra sınıfından bir arkadaşını aradı onun da ataması yapılmıştı. Diğerlerini sordu,
- Benim bildiğim sekiz kişinin ataması yapılmış, dedi arkadaşı. Ve bir bir hepsinin adını saydı.
Gökçe duymak istediği ismi duyamayınca biraz telaşlandı. Can yoldaşının atanamaması onu çok üzerdi. Tekrar tekrar aradı Canan’ı ama bir türlü ulaşamıyordu. Bir taraftan da “Atanmıştır canım; aramızda pek puan farkı yoktu, üstelik aynı illeri tercih etmiştik.” diye düşünerek evin yolunu tuttu.
Kapıyı açan annesinin gözlerine öyle minnet dolu, öyle sevinçli baktı ki; aylardır gözüne uyku girmeyen zavallı kadın sonucu hemen anlamıştı. “Gökçem” diye sarıldı O’na ve dakikalarca ağladılar. Yaşlı kadın, tayinin uzağa çıkmasına üzülüyordu ama kızının iş sahibi olması ona tarif edilmez bir sevinç yaşatıyordu. Daha ilkokula yazdırdığı, üniversiteyi kazandığı zaman dün gibiydi. Eşini kaybettikten sonra kızına üç yıldır kendisi bakıyordu. Bu üç yıl hiç bitmeyecek gibi gelmişti O’na. Ne kadar zorlandığını Allah’a ne kadar yalvardığını bir O bilirdi. Artık her şey geride kalmış şunun şurasında kızı 15-20 gün sonra göreve başlayacaktı.
***
Götürebilecekleri hem hafif hem de kullanışlı bazı eşyalarını alarak, buruk bir Eylül akşamında otobüse bindiler. Yirmi saati aşkın bir yolculuktan sonra öğleye doğru atandığı ile ulaştılar. Zaten boş olduğu günlerde bütün evraklarını hazırlayan Gökçe doğruca İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gitti. Yorgunluk ve şaşkınlığın verdiği ruh haliyle koridorlarda ne yapması gerektiğini soracak birilerini aradı. Gözü koridordaki büyük pencerenin önünde duran birisine takıldı. Işık vurduğu için pek seçemeden yaklaştı ve kalakaldı. Karşısında duran en çok görmek istediği kişi, Canan’dı.
İki genç kız birbirlerine biraz sitem dolu sözler söyledikten sonra birbirlerini anladılar. Meğer Canan da O’na ulaşmaya çalışmış ama ulaşamamıştı. İşte kader onları burada da birbirlerinden ayırmamıştı. Gidip birlikte evraklarını teslim ettiler.
Birkaç gün öğretmenevinde kalıp bu arada da birlikte kalabilecekleri bir eve baktılar. Şehrin hafif dışında kalan kendilerince güzel mini minnacık bir ev kiraladılar. Zaten bu birkaç gün zarfındada çalışacakları okullar belli olmuştu. İkisinin okulu da il merkezine yakın bir köydeydi.
Canan, Gökçe ve Gökçe’nin annesi eve ufak tefek birkaç eşya daha alıp birlikte yaşamaya başladılar. İki genç öğretmen hayallerinin öğrencilerini yetiştirmek için didiniyordu. Her gün okuldan yorgun argın gelip aç kurt gibi yemeğe saldırıyorlardı. Sonra daha çaylarından birkaç yudum almadan ikisi de birer köşede uyuyup kalıyordu. Yaşlı kadın gün boyu yalnız olduğu için onlar birkaç kelime konuşsunda dinleyeyim diye ağızlarının içine bakıyordu. Günler, aylar hep bu kısır döngünün içinde geçti.
Bir gün yine yaşlı kadın yemekleri hazırlayıp kızlarını beklemeye başladı. Öyle ya artık Canan da onun kızı olmuştu. Dört aydır her ikisine de annelik yapıyordu. Ardı ardına gelen düşüncelerinden sıyrılmaya çalışarak oturduğu pencereden gökyüzüne baktı. Hava kararmaya başlamıştı. Hiç bu kadar geç kalmamışlardı.
- Geç kaldılar, dedi belli belirsiz bir ses tonuyla.
***
Yatsı ezanı ve aynı zamanda çalınan kapının sesiyle yaşlı kadın toparladı kendini. Sevinçle ve kendinden beklenmeyen bir çeviklikle kapıya koştu. Kapıyı açınca karşısında kızları yerine dört jandarma duruyordu. Kadın şaşkınlıktan donan kanına rağmen fısıldadı:
- Kızlarıma bir şey mi oldu?
- Yok teyzeciğim meraklanma, sadece bizimle karakola kadar gelmeniz gerekiyor.
***
Ertesi gün bir kamyonet yanaştı genç öğretmenlerin kapısına. Birkaç hamal alelacele eşyaları yüklemeye başladılar. Eşyaların yüklenmesi bitmek üzereyken Milli Eğitim Müdürü’nün makam aracı göründü. Müdür Bey içeri girip üç kadını dışarı çıkardı. Üçünün de gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Bitkinlikten yürümeye mecalleri kalmamıştı. Müdür Bey onları kamyonete bindirirken ekledi:
- Siz hiç merak etmeyin, kimsenin yaptığı yanına kalmayacak. Bunların hesabı sorulacaktır. Kızlarımın da tayinleri istedikleri yerlere yapılacak. Hepinize hayırlı yolculuklar…
Tüm bunlar olurken tozlarla kaplı bir köyle birkaç öğrenci o gün öğretmenleri gelmediği için sokakta oynuyordu. Ama hepsi üzüntülü ve ağlamaklıydı. İçlerinden birisi daha fazla kendini tutamayarak hıçkırıklarla ağlamaya başladı:
- Yapılır mı bu öğretmenlerimize? Bunlarda hiç insanlık kalmadı mı? Bize bir şeyler öğretmek için ta nerelerden gelen öğretmenlerimize tecavüz ederek mi teşekkür etmeliydik. Utanıyorum bu köyde yaşamaktan…
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 18 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.