| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Bir garip ülke Türkiye…24.05.2008 12:42:35
Birileri dün ak dediğine rotayı şaşırmış kaptan gibi bugün kara diyebilmekteler…
Hayır…
Ben de birileri gibi bu güzel ülkemi bırakıp bir yerlere gideceğimden değil.
Ben bu toprakların hamuruyla yoğrulmuşum.
Kahramanlık ninnileriyle beslenmiş, kanın mürekkebe karıştığı mektuplarla büyümüşüm.
Gariplikler ülkesi Türkiye’m.
Koltuk sevdalısı ama ilerleme adına hiçbir proje üretmeyen siyasilerin emelleriyle boğuşur hale gelen Türkiye’m…
Geçenlerde Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül meclis dışında olan parti liderleriyle görüştü. Türkiye’nin geleceği masaya yatırıldı. Yeni projeler üretildi. En azından projesi olanlardan alternatif fikirler istendi.
Ha yeri gelmişken hemen söyleyelim; Devletin yetkili makamları haricinde ülkeyle ilgili projeler üretenlerde var. Bir takım gazeteciler ve küskün (!) siyasiler de yemek toplantılarıyla ülkenin geleceğini masaya yatırmışlar. Kokusu sonra çıkacak ama… Aracılık yapanlar da varmış.
Neyse…
Biz bekle ve gör siyaseti uygulayalım…
Ama birileri Cumhurbaşkanına yedi sayfalık bir öneri mektubu göndermiş. Orada geçen maddelerden bir tanesi de;” Bekle ve gör anlayışına teslim olunmamalıdır. Beklenirse görülecek olanda bellidir. İçerideki iktidar çekişmesinin, devletimiz ve milletimiz için egemenlik zafiyetine dönüşmesi ihtimali yadsınamaz” ifadesidir.
Geçmişte Cumhurbaşkanı seçimlerine katılmayarak ülkemizden birkaç günde dolarların uçup gitmesini bekledi ve gördü bu parti başkanımız. Bekledi ve gördü ki pabuç pahalı…
Anladı ki bu millet bekliyor ama aynı zamanda görüyor da... Sırası gelince de konuşacak.
Bunlar bu parti başkanının bekleyip gördükleri… Ya göremedikleri?
Aynı partinin o zamanki genel başkanı sıfatıyla yaptığı (18 Haziran 2002) grup konuşması herhalde göremedikleri…
İsterseniz konuşmasından bir kesit aktaralım da bugünkü AB karşıtları aslında AB ye değil de ilerlemeye karşı olduklarını görelim.
“Şimdi, bugün geldiğimiz noktada AB ile ilişkilerimizde hiçbir zaman olmadığı kadar iyi bir noktadayız. 1979 yılında Türkiye, eğer Avrupa Birliğine üye olma arzusunu ortaya koysaydı, Avrupalılar bizi teşvik etmişlerdi, yani Yunanistan’ın başvurusunu takiben, 1977’de zannediyorum Yunanistan’ın müracaatı, 1981’de de üyeliği gerçekleşmiştir. Yunanistan’ın üyeliğinden önce bizi teşvik etmişlerdir. O zamanki genel sekreter Emil Noel, Ankara’ya kadar gelmiştir.
“Bir an evvel müracat edin” demiştir. Ama o zaman Türkiye’deki kafa, “onlar ortak biz Pazar” kafasıdır, Avrupa birliği Hıristiyan kulübü kafasıdır. O yüzden biz müracat etmemişizdir.”
Görüyorsunuz ya… biz yıllarca nelerle uğraşmışız. Kafa aynı kafa, zihniyet aynı zihniyet Biz hâlâ kendi ortak pazarımızı bile kuramamışız. Doğuya yönelsek Arap sermayecisi, batıya yönelsek Amerikan’cı ya da AB’ci oluyoruz. AB’nin kapısında yalvarıyoruz diyen siyasiler bugün AB sözkonusu olunca sırf muhalefet olsun diye gerçek meselelerimizi unutup Sabah Atv satışıyla ilgilenmekteler. Hem de daha Türkbank’ın yolsuzluğu unutulmadan…
Onlar ihalelerle ilgilensin…
Yargı muhtırasına devam etsin…
Mahalle baskının yıldönümünü kutlasın kovboylar…
AB normları nutukları atıp, parti kapatmaya gelince yolların açılacağını düşünerek onaylasınlar pervasızca…
Bırak… Onlar yüz sene Yunan düşmanlığını körüklediler. Bir elli sene de Türk-Kürt çatışmasını körüklesinler.
Sen aldırma Türkiye’m…
Onlar anlamadı zaten anlayamazla da Çanakkale’deki Türk-Kürt dayanışmasını…
MHP’yi Mi Kandırdılar?
Eskileri karıştırırken bu yazı geldi önüme. Nazlı ılıcak’ın 21 Haziran 2000 tarih ve (Yeni Şafak) imzalı yazısı. O bölümü aynen aktarıyorum;
Hani nerede bir dakikalık karanlık eylemi? Niçin ışıklar yanıp sönmüyor? Türkbank meselesi, Susurluk’un ta kendisi değil mi? Mesut Yılmaz, Eyüp Aşık ve Çete ilişkileri ebediyete kadar karanlığa mı gömülmek isteniyor?
MHP istikrarı sarsacakmış. Peki 9-5-1999 tarihli gazetelerde yer alan beyanatında Mesut Yılmaz, Yüce Divan’da aklanmayı istemiyor muydu? Bakın ne diyordu: Şimdi bizim istediğimiz, bütün bu suçlamalarla ilgili olarak, öne sürülen konuların yargı tarafından değerlendirmesidir. Ben Yüce Divan’da yargılanmak istiyorum. Bunu kendim için değil, partim için istiyorum. Meselenin ilgili yargı tarafından sonuçlandırılması hususunda ısrarlı olduğumu Sayın Ecevit’e ifade ettim. Kendisi de, bana, yardımcı olacaklarını vaat ettiler”
Yine aynı tarihli gazetelerde Ecevit, Anap liderinin açıklamalarını söyle değerlendirmiştir; ancak tercihine saygı göstereceğim; genel kurul’daki oylamada olumlu oy kullanarak, Yılmaz’ı Yüce Divan’a göndereceğiz”
Görüldüğü gibi, hem Yılmaz, hem de Ecevit Yüce Divan’ın önünün açılacağını beyan ediyorlardı. Acaba hükümeti kurma aşamasında, yolsuzluklar konusunda titiz davranacağını söyleyen MHP’yi yatıştırmaya mı, yoksa kandırmaya mı çalışıyorlardı?
Bugün de türban konusuna destek vererek AKP’yi kapattırma aşamasına gelen MHP o günlerin hıncını mı alıyor acaba? Parti yöneticiler müneccimliğe mi soyundu?
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.