| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Bir haftadır ailece hastaneye taşınıyorduk. Neyse ki sonunda iki çocuğun da ellerinin üzerindeki serum iğnesi çıkarıldı da dün eve dönebildik.27.05.2008 09:56:08
İnsan bazen olayların tam ortasında kalmayınca durumun vahametini tam anlamıyla kavrayamayabiliyor!
İşte, son günlerde ülke gündemine oturan Aksaray-Konya merkezli salgın hastalığın ailemize de sirayet etmesi bize, “konu üzerinde hassasiyetle durma” sorumluluğunu hatırlattı. Binlerce insanın, bir virüs sebebiyle yaşadığı çileye bir anlamda, “ortak” olarak, onların “yürek sızısını” anlamış olduk!
***
Bera Otel’de Büyükşehir Belediye Başkanımız Tahir Akyürek, Konyaspor kongresi öncesinde basınla sohbet edip fikrlerini paylaşıyor, fikirlerimizi alıyordu. Ben ise, bir an önce eve ulaşıp, Meryem İkbal’i hastahaneye götürmenin derdindeydim. Sonunda fikrimi kendime saklamaya karar verip “sohbeti de bölmeden” salondan ayrıldım, bizim Hasan Güllüpınar vasıtasıyla Başkan’a “selam ve özür” bırakarak.
***
Hastahane ana-baba günü; çocuğunu kapan koşmuş. Doktorlar, çocukları yatıracak yer bulamayacak duruma gelmişler.
Biz Meryem İkbal’i bir servise götürdük, çığlık çığlığa. Fakat bir sorun var “sen refakatçi kalamazsın” diyorlar bana.
Annenin kucağında Mehmet Arif, daha altı aylık. Teyzeler, yengeler, herkeste bir telaş. Kim gelip bakabilir çocuğa! Üstelik Meryem İkbal’de bu kadar “baba düşkünlüğü varken!”
***
Neyse; Yusuf Gürbüz, Mustafa Çoban derken, Başhekim Yardımcısı Sinan Bahçeci devreye girip bize bir özel oda buldular “siz dışarıya mümkün olduğunca çıkmayın” tembihi ile.
Biz Meryem’in kaçıncı serumdan sonra çıkacağını düşünürken gecenin 2.30’unda evden bir telefon; “Mehmet Arif’te kusma ve ishal başladı” diyor, hanım.
Ailece çocuk servisindeyiz artık. Özel odadaki hasta yatağına Meryem İkbal’i, refakatçi koltuğuna da altı alık Mehmet Arif’i yatırdık.
***
Hemen belirtelim, bir takım eksiklere rağmen Meram Devlet Hastanesi, hizmette büyük mesafe kat etmiş. Görülen o ki, yol almaya da devam edecek. Eksikleri de başka bir yazıda paylaşalım.
***
Gelelim, sayıları üç bini geçen çocukları bu duruma getiren virüsün nasıl yayıldığına.
Bir doktor, “sulardan kaynaklandığını düşünüyoruz” diyordu.
Yetkililerin açıklamalarında ise “su savunuluyor”, “salgın, mevsim değişikliklerinden kaynaklanıyor” deniliyordu.
***
Bu noktada, AK Parti’nin Milletvekili aday adaylığı nedeniyle istifa eden İl Genel Meclisi Grup Başkan Vekili Ali Selvi’nin bir ara, üzerinde hassasiyetle durduğu “Tuz gölü meselesi” aklıma geldi.
Ali Selvi meclis üyeliği sırasında hem mecliste, hem ilgili oturumlarda “Konya’da yer altı suları hızla çekiliyor. Bu çekilme sonunda su sıkıntısından daha tehlikeli, bir durum gelişiyor. Su seviyesi ne kadar düşerse, tuz gölünden ovaya doğru, sulardan boşalan yerlere bir akım gerçekleşiyor. İşte bu akım, hem yer altı sularımızı kullanılamaz hale getirir, hem de zaman içerisinde ovanın çoraklaşmasına sebep olur” diyordu.
***
Dikkat edin; ilk olarak Aksaray’da sekiz bin, Konya’da üç bin çocuk salgın hastalık sebebiyle yatağa düştü.
Yani, salgın ilk olarak “Tuz gölünün komşularında” baş gösterdi!
***
“Kötü niyetli kişiler, su kaynaklarına dahledebilirler mi” bilemem. Fakat toplumda bu endişeyi taşıyan da az değil.
Bir vatandaş “su kuyularına, sivil plakalı, üzerinde görevli yazılı araçlar geliyor, kapıyı açıp, klorlama veya kontrol yapıp gidiyorlar. Ama bunların gerçek görevli mi değil mi olduğunu kim bilebilir!” diyordu.
***
Bu sırada açık su havzamız Altınapa’yı da unutmamak lazım.
Ne zaman bizim Şükrü Uyar ile bir Derbent yolculuğuna çıksak, hem giderken hem dönerken, Başarakavak Atık Su Arıtma Tesislerinde derin bir ah çeker “Buradan sadece kaba arıtması yapılan Başarakavak kanalizasyon suyu Altınapa barajına geliyor, biz de bu suyu içiyoruz” der.
***
Salgın nedeniyle binlerce aile mağdur oldu. Sağlık sektöründe özellikle ishal ve kusma vakalarında kullanılan ilaçlarda ciddi patlamalar yaşandı.
Salgının çeşme sularından kaynaklandığını düşünen birçok insan, hazır sulara hücum etti; böylece bu sektörde de ciddi bir ekonomik hareketlenme oldu.
Bunları konuşurken bir vatandaş “Damacanalar da çok zararlıymış. Özellikle pompalarda oluşan bakteriler hastalığa sebep oluyormuş” diyor.
***
Ortada bir gerçek var; kaynağı ne olursa olsun, bir salgın yaşanıyor. İnsanlar, sadece duydukları, ya da “yarım yamalak” bilgileriyle çeşme suyundan, damacana suyuna, dondurmadan, sebzelere kadar” suçlu arıyor.
Bir hafta içinde inceleyebildiğim gazetelerde ise salgınla ilgili bilgilendirici, yönlendirici açıklamalar, duyurular, ilanlar göremedim!
Geçtiğim caddelerde meydanlarda da salgına karşı vatandaşın alacağı önlemler konusunda ilana rastlayamadım.
Tamam; “bazı bilgileri herkesin bilmemesinde fayda vardır(!)” Bu “stratejik bir gerçek”tir. Ama mesela “damacana pompalarınızı dezenfekte edin; musluk sularını kaynatın” ya da ne bileyim “şu önlemleri alın” diye uyarmak gerekmez miydi?
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
Şu an sitemizde 2 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.