| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Hz. Muhammed (s.a.v.) İslâm’dan önce El-Emin (en güvenilir) doğru adam olarak meşhur olmuş.30.05.2008 09:49:36
Peygamber olduktan sonra da Muhbîr-i Sâdık olarak Allah’tan aldığı vahyi, eksiltip- artırmadan en doÄŸru sözlü bir elçi titizliÄŸi içinde insanlığa iletmiÅŸtir. Risâletinin gereÄŸi, mûcizelerinden bir nev’i de istikbâle âit haber vermiÅŸ olduÄŸu fetih müjdeleriyle ümmetini sevindirmesidir. Ümmetinden Müslüman olan her kavme, Allah’ın izni ve risâletin yümnü bereketiyle istikbâle ve geleceÄŸe ait zafer müjdeleri vermiÅŸtir. Bu nusret ve zafere, ihlâs ve samimiyet durumlarına göre Sahâbe efendilerimizden sonra en fazla Türk Milleti, yâni 600 yıllık Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye(*) nâil olmuÅŸtur.
İşte, kat’î sahih bir nakil ile, Ashabına haber vermiÅŸ ki: "Siz umum düÅŸmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem feth-i Mekke, hem feth-i Hayber, hem feth-i Åžam, hem feth-i Irak, hem feth-i İran, hem feth-i Kudüs’e muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum (Bizans) Melikleri’nin hazinelerine sahib olup aranızda taksim edeceksiniz."(1) Resûlullah (s.a.v.) bunu söylerken “tahmin ederim veya zannederim” dememiÅŸ, belki görür gibi, doÄŸrudan doÄŸruya kat’î ve kesin olarak haber vermiÅŸ ve haber ettiÄŸi gibi doÄŸru çıkmıştır. Halbuki bu “ihbâr-ı gaybî” yi haber verdiÄŸi vakit, hicrete mecbur olmuÅŸ, sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya O’nun düÅŸmanıydı.(2)
Hem, kat’î sahih bir nakil ile buyurmuÅŸ ki, 'Letuftahanne’ l-Kontantiniyyete, Felenığme’ l-Emîru Emîru Ha Felenığme’ l-CeyÅŸu Zalıke’ l-CeyÅŸ' "Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur."(3) demesi, baÅŸta Sahabeler olmak üzere her İslâm Devleti, İstanbul'un fethi için çalışmış, (**) ancak bu Osmanlı Türk Müslüman’lara nasib olmuÅŸtur. Bu hadisle anlıyoruz ki Osmanlı Türk Muhammed Hz. Fâtih, Allah’ın izni ve lutfu ile yüksek bir mertebe sahibidir. Fâtih ve Sâlih ordusu, Muhbîr-i Sadık (sav) ın heber verdiÄŸi gibi zuhur etmiÅŸtir.(4) İman edecek olanlara kat’î bir bürhan ve delildir ki, Hz. Muhammed (sav) yalansız, son derece ciddî ve yüzlerce mûcizeden biri olan istikbâle ait doÄŸru haberlerini tarih tekzîb edemediÄŸi gibi aksine, aynen vukuatla tasdik etmiÅŸtir. O’nun Allah adına söylediÄŸi ÅŸeyler doÄŸrudur. İşte, O zât-ı Ahmediye Muhammed aleyhissalâtü vesselam, her ÅŸeyi yaratan ve gaybın (gizli ve gelecek) ilimleri kendisine ait olan bir Zât-ı Zülcelâl olan Allah’ın resulüdür ve sadece O’ndan aldığı vahiy ile haber veriyor.(5)
FÂTİH’İN SEÇKİNLİĞİ ve ÖZEL YETİŞTİRİLMESİ
Rivayete göre Fatihin babası II.Murad, (çocuk yaÅŸta) oÄŸlu Muhammed’i tahta geçirmesinin asıl sebebi, kendisi de hayatta olduÄŸu halde İstanbul’un fethini görme dileÄŸidir. Sırf bu yüzden, küçük, zekî ÅŸehzâde, baÅŸta AkÅŸemsüddîn olmak üzere, özel hocalar nezâretinde yetiÅŸtirilir.
O’nu bu ideal ve kanaate sevkeden olay ÅŸöyle geliÅŸir: Anadolu’da, Engürü (Ankara) Karyesi’nde, Hacıbayram nâmında bir zat varmış, etrafına topladığı binlerce müridi ile PâdiÅŸâhımız Efendimize kafa tutacak ve devletin başına gâile açacak halde güçleniyormuÅŸ. Tez bir tedbir alınmazsa devlete, millete zarar verebilir… Fâsit ve hâsid (fesatcı ve hasetci) adamların bu dedikodusu artık saraya kadar ulaşır. Hacıbayram nâmındaki bu ÅŸeyhin de te’dîb ile yola getirilmesi ve itaat altına alınması icâb eder.
PâdiÅŸah, tez elden caşıt (istihbâri casus) elçisini, vaziyeti ve durumu tedkîk için Engürü (Ankara) Solfasol (Sûfîsi bol) Köyü’ne gönderir. Derken elçinin ona mülâkî olduÄŸu (ulaÅŸtığı) sırada Hacıbayram, kendisine tâbî olan ne kadar müridi varsa, meydana kurduÄŸu çadırın etrafında toplanmaları için (yüksek sesle çağırıcı) dellallarla etrafa haber salar. Binlerce (Bayramî Tarikatı mensubları) mürîdân (müridler) meydanda toplanır. Hacıbayram, dellâl ile cemaata îlân eder ki “Her kim Allah yolunda cihâda ve ÅŸehitliÄŸe hazırsa; gelsin çadıra girsin, onu kurban edeceÄŸim” der. Müridler ürpermiÅŸ ve hiç kimse kurban olmaÄŸa cesaret edememiÅŸ. Ancak bir karı-kocadan ibaret olan iki müridi, kalabalığı yara yara çadıra doÄŸru ilerlemiÅŸ ve içeri girmiÅŸ. Derken kısa bir süre sonra çadırın içinden, “Bismillâhi Allahu Ekber!” sadâsı yükselmiÅŸ… Ve o sırada foÅŸur foÅŸur akan kanların çadırın eteklerinden dışarı doÄŸru yayıldığını gören halk, iÅŸin ciddiyetini anlayınca çil yavrusu gibi etrafa dağılıp meydanı boÅŸaltmışlar. Çadırdan dışarı çıkıp etrafa bakan elçiye, Hacıbayram Velî : “Beyim gördüÄŸünüz gibi, benim hakiki mürîdim size önceden haber verdiÄŸim gibi bir karı-kocadan ibarettir, geri kalanlar kendini mürîdim sanan bir sürü tarlada çalışan zavallı (iÅŸçi) insanlardır. KeÅŸke onlar da müridim olsaydı, deÄŸil PâdiÅŸah Efendimize itaatsızlık, belki onun Allah yolunda cihadına ve fetih niyetine ÅŸerîk (ortak) olurdum.”
Hacıbayram Velî’nin, önceden tedbirini alıp çadıra koyduÄŸu koyunlardan habersiz içeri giren bu iki samimî mürîdi, îlân edildiÄŸi gibi kurban edildi zannedilmiÅŸ. Onlar da ÅŸeyhe olan sadâkatleri, güvenleri ve niyetlerinden dolayı, Allah yolunda Hz. İsmail (a.s.) in Babası Hz. İbrâhîm (a.s.) tarafından kurban edilme niyetleri gibi biiznillah sevab kazanmışlardır…
Keyfiyeti öÄŸrenen padiÅŸah Murâd-ı Sânî Hacıbayram Velî’yi dâvet ederek O’nu tâzimle (saygıyla) huzuruna alır. Ve der ki: “Ey Åžeyh hazretleri! Senden ÅŸüphelenmekle hatâ ettik. Ancak benim fetih niyetimi nerden biliyorsun ki bana ÅŸerik olmak istersin?” diye sorar. O da, biiznillah ehlullaha haber verilen ÅŸeylerden, onların mes’ul olamayacağını bildirmesi üzerine, “madem biliyorsun o halde bana yardım et ve fetihte ÅŸerikim ol” diye ümitlenir. Ancak, Somuncu Baba yetiÅŸtirmesi ve talebesi olan Hacıbayram Velî, tarikat usûl ve âdâbına göre “râbıta” yaparak …istiÅŸare eder, mürâkebe ve mükâÅŸefesinden sonra… “Sultanım, Allahu Â’lem, bu fetih size ve bana müyesser olmasa gerek, velâkin (Fâtih’e iÅŸâretle) ÅŸu çocukla (o sırada arkasında duran yeni yetiÅŸme talebesi ve müridi, genç AkÅŸemsüddin’i kastederek) bu bizim köseye nasip olsa gerekir” buyurur.
Murâd-ı Sânî (II.Murad) bu manevî iÅŸarete istinaden fethe mazhar olacak oÄŸlu Muhammed’i bir an evvel “Fâtih” olarak görme arzusu ve heyecanı içinde, onu çocuk yaÅŸta tahta geçirerek kendisini ibâdet ve tâata verip İstanbul’un fethini intizâra (beklemeye) koyulur…Kaderin verdiÄŸi fetvâya göre Fâtih’in babası Murâd-ı Sânî ve Hacıbayram Velî bu fethi göremeden âhirete göç ederler… Fâtih’in Hocası AkÅŸemsüddin ve talebesi Sultan Muhammed, Allah’in rahmeti ve bereketiyle adını taşıdığı Peygamber (s.a.v.) in müjdelediÄŸi kiÅŸiler olma nîmetine ve ÅŸerefine mazhar olacaklardır…
Yıllar sonra Fatih, fetihten sonra Avnî mahlasıyla söylediÄŸi ÅŸiirinin bir beytinde, yukarda anlatılan hikayeyi tasdik makamında “Evliyâ vü asfiyâya istinâdım var benim” demiÅŸtir. Yıllar sonra aÅŸka gelen Yahyâ Kemal de bir ÅŸiirinde "Vur pençe-i âlideki ÅŸemÅŸîr aÅŸkına / Gülbang-i âsümânı tutan pîr aÅŸkına" diyecektir.
FÂTİH’İN KENDİSİNİ VAZİFELİ BİLMESİ
Hz. Fâtih, artık "İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden ordu ne güzel askerdir."(6) hadisin sözüyle kastedilenin kendini olduÄŸunu sezmiÅŸ ve inanmış olarak, atının üstünde eliyle İstanbul surlarını iÅŸaret ederek ordusuna sesleniyordu: "Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u!" Aynı günlerde AkÅŸemsüddin çadırında yerlere kapanmış Allah’a yalvarıyordu “Yâ müfettiha’l-Ebvâb! Eftah lenâ hâze’l-Bâb!” Ey her kapıyı açan sonsuz güç sahıbi Allah’ım, bu ÅŸehrin kapısını da lutfen bize aç! O daha önce iman ettiÄŸi Peygamber (s.a.v.) in vahyen haber verdiÄŸi fethi mübîn müjdesine ve keÅŸfen gördüÄŸü zafer vaadine inanmış secde halinde gözyaşı döküyordu.
Åžâir Yahyâ : "Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar / Fecr-i hücûm içindeki tekbîr aÅŸkına" diye resmettiÄŸi gibi, sabah namazından sonra, Bizans'ın haçı yerine, Osmanlı Hilâli’ni surlar üzerine diken Ulubatlı Hasan, ÅŸehid olurken gülümsüyor ve dudaklarından dökülen ÅŸu sözlerle Muhammed Fâtih’i aÄŸlatıyordu: “Hünkârım az evvel Resulullah (s.a.v.) orduyu teftiÅŸ ediyordu…” Biz de melekût âlemiyle iltibaslı bu kudsî müÅŸâhedeye inanarak: ‘Tekbir-i ÅŸehâdetle îmân edip arza vedâ / Tasdik eyledi Muhammedî ervâh-ı ÅŸühedâ’ deriz.
Macar Urban’la Edirne’de dökülen kırk camuzun çekebileceÄŸi büyüklükte “ÅŸâhî” topların hendesî planlarını yapan Mühendis Fâtih, karadan gemi yürüten muktedir ve dâhî komutan, beÅŸ dil bilen nadir bir diplomat, insanlara inanç ve din hürriyeti veren âlicenab bir hükümdar. İlim ve din ayrımı yapmayan bir âlim, adını taşıdığı Peygamberin sünnetine saygı gösteren dindar bir mü’min, üçü imparatorluk 15 devlet almış, fakat insanları adâletle yönetmiÅŸ âdil bir sultan, bilim kadar sanatı de seven ve sanatkara deÄŸer veren ÅŸair bir sanatkar…ve bir çok meziyet ve fazileti olan insan…
Fatih, atası ve büyük ceddi Osman Bey'in oÄŸlu Orhan Bey’e, "İstanbul'u aç, gülzâr yap!” vasiyetini onun adına yerine getiren 7.PâdiÅŸah’dı. Çükü İstanbul o zamanlar harabât ve keder içinde, kendisini gül bahçesine çevirecek İslâm’ı bekliyordu. Hem, Rum vezirinin Kral’ına hitaben "İstanbul'da kardinal ÅŸapkası görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi yeÄŸleriz" diye söylediÄŸi söze göre onları daha fazla bekletmemek gerekirdi. Nitekim Fetih Günü, Muzaffer ve Gâzî Fâtih, atı üstünde yürürken İstanbul Rumları, korku ve saygı ile O’nu gül yaÄŸmuruna tutmuÅŸ ve 21 yaşında İstanbul’u gülzâr yapmak da O’na düÅŸmüÅŸtü. Çünkü O, "Murat" bahçesinde açılmış bir “Gül-i Muhammedî”ydi. (s.a.v.) İstanbul halkına korku yerine can ve mal güvenliÄŸi vererek, adını taşıdığı Peygamber’in (s.a.v.) Mekke fetih gününde Mekkeli’lere kerîm davrandığı gibi, bağışlayıcı davranmış, hatta vatanını savunurken sur dibinde ölü bulunan Kral Kostantin’i takdir etmiÅŸtir.
Gülzâr olan sadece Fâtih’in geçtiÄŸi yollar deÄŸildi. Fetih haftasında tebdîl ve tâmiriyle ilk Cumâ Namazı için hazır olan Ayasofya da donatılmış, Muhammedî gül bahçesinde Hilâl ile nikahlanıp Müslüman ve İslâma gelin olmuÅŸtu. O’nun nikah gününde okunan Kur’ân ve ezanlar, "Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî / Kâfi deÄŸil sadâna cîhân-ı Muhammedî" îlânıyla âleme bu fetihle beraber İslâm nikahını müjdelemiÅŸti… Åžimdi o, Beyi ÅŸehîd edilerek gayri Müslim birine zorla niÅŸanlanmış ve iffetini koruyan güzel bir dul gibi beklemede, ondan ayrılıp Müslim bir Bey’e yeniden nikahlanmayı bekliyor.
FETHİN MANASI VE GÂYESİ
Fetih, Allah’ın lütfu ve hediyesidir. KiÅŸinin ameli ve eylemi Allah’a ait olduÄŸu için onun hâlis niyetinden baÅŸka sermayesi yoktur. Nasr Sûresi’ne göre, baÅŸarı Allah’tan olmasaydı kul fiillerinden dolayı gizli ÅŸirke düÅŸmez ve istiÄŸfâr etmesine de gerek kalmazdı. Rabbimiz, "Allah'ın yardımı ve fetih gelip, insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiÄŸini gördüÄŸünde, Rabbine hamd ederek tesbihte bulun ve O'ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir."(7) Buyurdu. Bunu bilen Fâtih de gurura kapılmamak için, ÅŸükür secdesi yaptı ve başına toprak serpildi…
İstanbul'un fethi gibi zaferler, hakka hizmetin bir ödülü, geçmiÅŸ ve geleceÄŸimizi aydınlatan ve süsleyen Allah’ın bir nimeti, insanlığa medeniyet öÄŸreten ve yeni bir çaÄŸ hediye eden millî misyon ve musaffânın (seçilmiÅŸliÄŸin) tezâhür ettiÄŸi bir dönem ve milletimizi yücelten tarihî bir ÅŸerefin îlânıdır.
İstanbul'u fethederek bu övgüyü hak eden büyük hükümdar. Fatih Sultan Muhammed, fetih öncesi Bizans halkı üzerindeki kralın yönetim baskısını kaldırmış, halkın hasret kaldığı can, mal, ırz ve namus, din ve mezhep güvenliÄŸinin teminat altına alındığını bir fermanla îlân etmiÅŸtir. Bu ferman, günümüz insan hakları kanunlarına örnek olacak ÅŸekilde, insanlara inanç ve ibadet hürriyeti tanımış; halkın sevgi, saygı ve hoÅŸgörüye dayanan Fâtih’in yönetim tarzı her kesimi sevindirmiÅŸtir. Din ve milliyet ayrımı yapılmadan yoksul ve güçsüzler korunmuÅŸ ve eski zulme son verilmiÅŸ. Bu erdemli davranışa hayran kalan Bizans halkı, gönülleri de fetheden Hz. Fâtih için hazırlanan (dışardan destekli) gizli isyan teÅŸebbüslerine, baÅŸta kilise önderleri olmak üzere yerli halk yüz vermemiÅŸtir. Çok geçmeden Balkan halklarından “gelin! bizi de fethedin!” diye gizli haberler gelmeye baÅŸlamış. Zâlim krallarından rahatsız olan yerli halkın Osmanlı’ya açık ve gizli yardımları olmasaydı Balkanların fethi kolay olmazdı. Her yerde kalıcı fetih, adaletle gönüllerin fethine baÄŸlıdır. EÄŸer İstanbul’un fethiyle gönüller de fethedilmeseydi, baÅŸta BoÅŸnaklar olmak üzere Osmanlı İslâm’ı Avrupa’da tutunamazdı.
Ecdadımız kendi zamanlarında bulundukları yerleri terk ederek uzak diyarlara gitmiÅŸler ve yeni topraklar fethetmiÅŸler. Yeryüzüne insanlık ve adaleti taşımışlar. İslâm öncesi zamanın iÅŸgallerinde, yeni bir toprak parçası, üzerindeki insanlarla beraber ele geçirilince; yerli halk kıtal, sürgün veya esir edilme hallerinden birine maruz bırakılırdı. EÄŸer yerli halktan memleketinde kalmak isteyenler olursa, iÅŸgalci fâtihlerin ve galiplerin dinine girmek zorunda bırakılırdı.
İslâm’ın fetih anlayışına göre, fethedilen yelerin halkı, 3 seçenekten biriyle muhayyer bırakılır. Bunlardan birincisi, (en hayırlı teklif) gönüllü olarak Müslümanlığı seçmesi halinde, fâtihlerle aynı ve eÅŸit haklardan yararlanır. İkincisi, cizye vergisi vererek, Müslümanların idaresi altında adalet ve emniyet içinde kendi kültürlerine göre yaÅŸarlar. Üçüncüsü de, Müslüman idaresini kabul etmeyenler, mallarını satar, sermayeleri ile taşıyabildikleri kadar mallarını yüklenip diyarlarını terk ederlerdi.
Sahabe ve Osmanlı’da cihad anlayışı, “İ’lâyı Kelimetullah” için dünyanın fethi idi. Niyeti, bizzat dünya olanın cihadı biter. Artık onun mücâdelesi nefsânilik ve zulme döner. Nihayet her zalim gibi er veya geç yıkılıp gider. Allah’a ve âhirete imân hakikatini ilimle, kitapla yaymak ve neÅŸretmek, iyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak, yalancı ve çıkarcı materyalist medenî milletlere ve insanlara karşı maddî cihad yerine manevî cihâdı ön plana çıkarmak gerekir. Allah rızası için insanlığa hizmet idealini göstermek isteyen, cihadında menfaat gözetmeden bu dünyanın ücret yeri deÄŸil hizmet yeri olduÄŸunu fiilen isbat etmek zorundadır.
Dünün fetih ve cihad anlayışı silah ve bilek gücüne dayanıyordu. Günümüzde bunların yerini ilim, kitap, medya, diyalog metodu ve iletiÅŸim araçları ile deÄŸiÅŸik hizmet donanımı almıştır. “İ’lâyı Kelimetullah” demek: Tanrılık müessesesinin tek mâlik ve temsilcisi Allah'ın adını âlemlere tebliÄŸ etmek, “Tevhid” kelimesini asrın anladığı dilde ispat ve îlân etmek, Kur' ân’ın sönmez ve söndürülmez bir nûr olduÄŸunu hikmet diliyle cihana duyurmak, Kur’ân’ın mesajını insanlara bilim, temsil ve hikmetle ulaÅŸtırmak gerekiyor. Güncel cihad sırasında, bazan muhtelif beÅŸerî ve sosyal faaliyetleri; fedâkarlık, cömertlik ve ahlâkî deÄŸerlere saygılı ve sanatla desteklemek gerekir. Artık günümüzün cihâdı akıllı, bilgili, imanlı, cesur, cömert, âdil, güvenilir, en az 7 sıfatlı bu gibi çalışkan insanlarla yapılır
Güncel fetihler, kültür ve inanç fetihleridir. İnsanları iknâ ederek ekonomik, teknik, bilgi yoluyla fethedebilirsiniz. Günümüzde, toprak iÅŸgali yoluyla fetih, büyük zulüm ve kıtal iÅŸi olduÄŸundan gâlipleri menfûr (nefret edilen) zâlimler, maÄŸlupları da ezilen ve maÄŸdur edilen mazlumlar haline getirir ki bu da ebedî kin ve düÅŸmanlığı doÄŸurur.
Medeniler iknâ ile, vahÅŸiler icbâr (zorlama) ile yola gelir. Günümüzün, güncel fâtihleri için bir örnek verecek olursak; Anadolu’nun yetiÅŸtirdiÄŸi tahsilli Müslüman genç öÄŸretmenlerin, dünyanın her yerinde baÅŸlattığı, mektep ve ilim yoluyla iknâ metodu, İslâm Ahlâkını temsil ve Türk Kültürü’nü fiilen gösterme ve yayma hizmeti takdire ÅŸâyan bir hizmet ve fetih örneÄŸidir. Meniyet, dînî v ahlâkî, bayındırlık ve sanat, ilim ve fen olmak üzere üçtür. Peygamerlerin getirdiÄŸi ahlâkî ve hikemî olan din medeniyeti olmadan diÄŸer medeniyetler vahÅŸetten ve zulümden kurtulamaz. Fâtih’in medeniyeti üçünü de câmî olduÄŸu için diÄŸer medeniyetleri yenmiÅŸtir.
Vaktiyle Mekkeli müÅŸriklerin kendi hemÅŸeri ve vatandaÅŸları olan Peygamber’i (s.a.v.) hicrete zorlayıp ona karşı savaÅŸ aÅŸtıkları... ve sonunda ona teslim ve mülâki oldukları gibi, güncel yerli münkirler de bir Serdârı Ekrem Hoca Efendi’yi hicretle gurbette ikamete mecbur etmiÅŸ... Ata Yurdu’ndan hicret eden alperenlerin yeni Anayurtlar fethettiÄŸi gibi, Anadolu dan gidenler de inÅŸallah fethi mübîne mazhar olacaklardır.
DİPNOTLAR
(*) Osmanlı Devleti’nin resmî adı. O’na düÅŸman olan Avrupalı müstaÅŸrıklar (oryantalistler) Osmanlı’nın bir defa bile kullanmadığı “İmparatorluk” isim ve kelimesini, O’nu tekbir etmek için deÄŸil, tahkir etmek için kullanıyorlar. Yerli gafiller de “Osmanlı İmparatorluÄŸu” diye yazıp söyledikleri zaman O’nu yüceltmiyor, bilakis bilmeden karalıyor ve düÅŸmanların ekmeÄŸine yaÄŸ sürerek, Osmanlı’yı yaÄŸmacı, zalim ve sömürgeci, emperyalist bir devlet gibi çağırmış oluyorlar.
(**) İstanbul’un fethi için, 21-23 kuÅŸatma olduÄŸu rivayet edilir. BaÅŸta Emevî Meliki Halîfe Hz. Muaviye zamanında, O’nun oÄŸlu Yezid komutasında, Ebâ Eyyübe’l-Ensârî’nin de (r.a) katıldığı ve ÅŸehid olduÄŸu ilk kuÅŸatma yapılır. Sonra Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı kuÅŸatmaları devam eder…
(1) Buharı, K. Cihad: 157, K. Menâkıb: 25, K. Îman: 3; Müslim, K. Fiten: 75, 76; Tirmizî, K. Fiten: 41
(2) Bediüzzeman Said Nursî, Mektubat, s. 102
(3) El-Hâkim, el-Müstedrek, C.4, s.422; Buharı, et-Târihü's-SaÄŸîr, Hadis No: 139
(4) Bediuzzeman, Mektubât, s.106
(5) Bediuzzeman, Mektubat, s. 112
(6) Ahmet b. Hanbel, Müsned, IV, 325.
(7) K.K. Nasr Sûresi.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.