| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
İman kıtlığı çeken bir adam, dünyaya ait büyük bir derdi varsa, tevekkül edemeden Allah’a dönüp “benim büyük bir derdim var” der ve kederinden strese düşer. Aynı durumda olan mümin adam, derdine dönüp “benim büyük bir Rabbim var” der ve Allah’a tevekkülünden imanı artar, stresten kurtulur. 06.06.2008 09:59:03
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkesin kendisine dert edeceği kadar sıkıntıları vardır. Stresle iman arasında ters orantılı bir ilişki vardır. İman tevekküle, stres intihara götürür. Sıkıntı ve hüzünlerle dolu bir hayat denilince her müminin aklına hep Peygamberler gelir. Allah, Kur’ân’da Peygamber kıssalarını gerekli gördüğü kadar ayrıntılarıyla anlatmış, o hüzünlü hayatlardan bir hikmete binâen okuyup ibret almamız için dersler vermiştir.
Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Peygamberlerin dahi kurtulamadığı hüznü ve kederi yaşamak ayrı şeydir, bunları kafaya takıp kalbi, sıkıntı ve stresle meşgul etmek ayrı şeylerdir. Şüphesiz her sıkıntı insanı mutsuz ve kederli eder. Kimi insan bu mutsuzlukla hasta bile olur. İşte iman, strese giren insanı, hüzün ve keder sebebiyle hasta olmaktan koruyan en önemli bir lütfu ilâhîdir. Kimisi, hastalıklarla mücadele etmekten yorulup mutsuz oluyor. Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor. Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor. Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor. Kimisi işiyle ve çevresiyle uyumsuz olmanın derdiyle uğraşıyor. Kimisi de bir sevdiğini toprağa verince, hüzünlenip hayata küsüyor.
Her mümin, dünya cehenneminde sıkıntı ve strese girer. Fakat, hüznü yaşasa da buna takılıp kalması, stres içinde hasta olması ona yakışmaz. Bu bir iman zafiyetidir. İmanı tam olan ve tevekkül eden müminin hüznü devam etse de takıntısı ve stresi devam etmez. Her kâfir, dünya cennetinde oyun ve eğlence ile zevk alır. Fakat, yaşadığı bu sevinçli hâli devam edemez, strese girdiği zaman derhal hasta olur. Çünkü iman lezzetini ve tevekkül nimetini bilmez. Strese girip ondan çıkamayanın ya imanı yoktur veya imanı zayıftır. Yani stresle iman, ters orantılı bir konumda birbiriyle yer değiştirir. Hüzün ve keder, strese dönüşüp bir takıntı haline gelirse; iman zaafa uğrar. Hüzün ve keder, kısa bir stresten sonra tevekküle dönüşürse; iman artar, kuvvet bulur. Bir kimse stres yüzünden hasta olursa; Allah o insana bunun hesabını bile sorabilir.
Bütün peygamberler hüzün ve kederi yaşamışlardır. Fakat, strese takılıp kalmadan Allah onları korumuş, imana dayandıkları için, imanın doruk noktasında Allah’a tevekkül etmişlerdir. Dünyada kutlu, âhirette mutlu olmanın yolu da budur. Çünkü, iman tevhîdi, tevhid teslîmi, teslim tevekkülü, tevekkül de dünya ve âhiret saadetini iktizâ eder. hakiki tevekkül nimetine ulaşan bir mümin asla strese düşmez.
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı örnekler sunabiliriz. Kimi peygamberler (dağ başında gemi yapmasıyla Hz. Nûh gibi) alay edildi. Kimisi Hz. Eyyüb gibi hastalıkla imtihan edildi. Kimisi Hz. Zekeriya ve oğlu Yahya gibi katledildi. Kimisi her türlü ölüm tehdidiyle (Hz. İbrahim’in ateşe atılması gibi) hicret ettirildi. Kimisi yokluk, kimisi de her türlü iftiraya maruz kaldı. Hz. Mûsâ firavunluğun, Hz. Îsâ ise, Yahudilerin ve Roma’nın zulmüne uğradı… Ama hepsinin sıdkı yanlandı. Allah, bizleri de aynı imtihanların benzerlerine tabi tutma hakkına sahip değil mi? Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan “Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsun ki” demiş olmuyor mu? Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi de evlatlarınızla imtihan edemez mi? Hz.İbrahim’i babasıyla imtihan eden Allah, bizi de öz babamızla imtihan edemez mi? Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, O, “Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun?” demedi. Hz. Yusuf’u kardeşleriyle ve bir aşk hastası kadınla imtihan eden Allah, belki bizi de kardeşlerimizle ve kadınlarla imtihan edebilir. Öyle değil mi?
Bütün peygamberin hayatları sıkıntı ve imtihanlarla doludur. Bizim hayatımızda da sıkıntı ve imtihanların olması kaçınılmaz bir durumdur. Bu dünya hayatı, sıkıntı ve imtihan içinde hizmet yeri. Âhiret hayatı ise, ödül ve ceza yurdudur. Bu yüzden hiç kimse imtihan edilmeden ölmüyor. Çocuklar müstesna, çünkü onların varacağı yer cennettir.
Tevekkül eden bir mümin, anne veya babasını kaybedince bunalıma girmez, imanı kıt kimseler gibi strese girip Allah’a itiraz ederek, “benim annemi-babamı niye alıyorsun?” deme hakkına sahip olmadığını bilir. “En büyük ölüm acısı, evlat acısıdır!” denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar “Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın!” derler. Ama, tevekkül eden anne-babalar, “mâlikülmülk vermişti, emânetini geri aldı” diyerek teselli bulur, hüzne girse de strese girmez. Çünkü, çocukları kendileri için şefaatçi olmak üzere cennetlik olmuştur. Buna inanan mümin anne-babayı asla stres kuşatamaz.
Musibet ve belâların en şiddetlisi nebilere, sonra velilere ve dayanma gücüne ve iman derecesine göre müminlere musallat olur. Sevablar da buna göre tevdi edilir. Bir kimsenin iyi amelleri ve sevabları bazı makamları elde etmesi için yeterli olamaz. Allah, bu sebeble, kaderin hükmüye, musibete sabreden kullarını yüce makamlara çıkarır. Bu dünyanın imtihan yurdu olduğu gerçeği unutulmamalı. Allah yolunda (nefsiyle) cihad etmeden ve musibetlere sabretmeden hiç kimse cennete giremez. (Âli İmrân, 142) Yetim büyümüş ve Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmayalım. Hiç kimsenin “Kardeşim onlar peygamber, biz insanız” demeye hakkı yoktur. Allah dağına göre kış verir, hiç kimsenin imtihanı, gücünden fazla olmaz. Yani, hiç kimse peygamberlere gelen musibetin benzerine tahammül edemez, bize nisbetle onların imtihanı daha ağırdır. Herkesin makamı yükseldikçe imtihanı daha da şiddetli olur. Yani, üniversite imtihanı ile ilk mektep imtihanı bir olmaz.
Peygamberler de bizler gibi insandır, acı çeker, üzülür, ağlar ve Allah’a sığınırlar. Allah tarafından görevleri sebebiyle özel seçilmiş olmalarına rağmen, insan olarak ayrıcalıkları yoktur ve bu görevleri sebebiyle acılara ve hüzünlere bizim gibi tepki gösterirler. Ama, streste kalmaz tevekkül ederler. Bize düşen de hayatı doğru anlamak ve onlar gibi tevekkül etmektir. Unutmamalıyız ki, Allah hiç kimseye torpil yapmaz. Ama, merhamete layık olan herkese rahmetiyle tecelli eder.
İman kıtlığı çeken bir adam, dünyaya ait büyük bir derdi varsa, tevekkül edemeden Allah’a dönüp “benim büyük bir derdim var” der ve kederinden strese düşer. Aynı durumda olan mümin adam, derdine dönüp “benim büyük bir Rabbim var” der ve Allah’a tevekkülünden imanı artar, stresten kurtulur.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.