| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Bu şehirde, daha doğrusu bu ülkede öyle bir dönem yaşandı ki; doğum için masaya yatan hastalar, masadan kaçmaya yeltendi!10.06.2008 09:51:40
Evet evet, yanlış değil, ben biliyorum; “bunlar insan değil!” diye haykırarak doğumhaneden kaçan hastayı bizzat gördüm ben.
O günlerden bu yana çok şeylerin değiştiğini görmek “insanlık adına” gerçekten mutluluk verici.
***
Sulardan mı, yeni mahsul sebzelerden mi, yoksa mevsim değişimlerinden mi olduğu tam olarak açıklanamayan “Noro virüs” vakıasından sonra, bizim Meryem İkbal ve Mehmet Arif peş peşe hastanelik olmuşlardı, malûm.
“İyileştiler” diye düşünüp eve gidişimizin üçüncü gününde Mehmet Arif’i tekrar hastaneye götürmek zorunda kaldık.
Bu kadar uzun süre hastaneye gidip gelince “artılar ve eksileri” de hem hasta gözüyle hem de gazeteci gözüyle görme fırsatımız oldu.
***
Mesela çocuk servisinin hemen girişinde düzenlenen “Anne Oteli” dikkat çekiciydi.
Hastaların “doğum masasından feryat figan kaçtıkları” dönemler geride kalmış; anneler “Otel konforunda” misafir ediliyor, bebeklerinin emzirme saatine kadar dinlenebiliyorlar.
***
Yine biliyoruz ki, hastaneler de “iyi yemek” bulmak bir ayrıcalıktı!
Elbette tüm hastaneleri kastetmemekle birlikte “yemekten- bakıma” birçok konuda sıkıntılar yoğundu.
Bizim, hastanede kaldığımız 10-12 günlük sürede yemeklerden en ufak şikayet duymadık. Bilakis methedenler çoğunluktaydı.
***
Doktorların, hemşirelerin hastalarla olan münasebeti, yöneticilerin servis denetimleri gözle görülür bir şekilde ilerleme kaydetmiş.
Duvarlarında böceklerin kol gezdiği dönemleri de biliyoruz hastanelerin. Bugün mübalağa olmasın; tabelasını indirip “özel” levhası assanız, yeridir!
***
Gelelim güzel hizmetlere düşen gölgelere;
Mesela, asansörlerin performansı pek de hoş değil.
7-8 katlı bir binada dakikalarca asansör bekleyen hastaları görmek biraz üzücüydü.
Bir asansörün, 15 kişinin bulunduğu sırada arızalanması, hastane adına ciddi bir “olumsuz not” olmalıdır.
Düşünün; asansörde 15 kişi var, arıza yapmış, katlar arasında dolaşıp duruyor. Kapısı açılmıyor, havalandırması çalışmıyor, kabinde telefon var, ses yok, cep telefonlarınız çekmiyor!
Tek şansınız; hastanedesiniz!
Allah korusun, acil durum olursa, müdahale gecikmez!
***
Bir başka şikayet…
Hastane bahçesinde volta atarken, arabamızda “basın” yazısını gören iki hasta el işaretiyle durdurup dert yanıyorlar:
“Bizim kaldığımız blokta sabahın sekizinden akşamın onuna kadar matkap, balyoz sesleri var. Gürültü içinde uyuyamıyoruz.”
Bu şikayetle ilgili olarak bir başkası ise, hastaneye yatışı yapılmadan önce “Tadilat var. İsterseniz başka hastaneye gidin” önerisine rağmen burada kalmayı tercih ettiğini belirterek gürültüye “kabahat” bulmuyordu.
Baştan sona tadilatta olan bu blok için “yıkıp yeniden yapmaya” Sağlık Bakanlığı izin vermemiş. Bence “Keşke verseydi”
Eminin yenisini yapmak, eskiyi onarmaktan kolay olacaktı.
Hem, reformların “zorlayıcısı” Başbakan Erdoğan görseydi eminin “yıkın bu binayı. Yenisini de hemen yapın” derdi!
***
Bu arada Meryem İkbal ve Mehmet Arif’in rahatsızlıklarını haber alan İl Sağlık Müdürümüz Hasan Küçükkendirci, basın bürosu vasıtasıyla “geçmiş olsun dileklerini” iletti. Bir de küçük ve önemli bilgi geldi bununla birlikte “Biz salgınla ilgili halkı gerekli şekilde bilgilendirmeye özen gösterdik” diyordu.
Sağlık Müdürlüğü’nün, “salgına yönelik” bilgilendirmelerine, uyarılarına bir diyeceğimiz yok. Alınabilecek önlemleri basın yoluyla paylaşmak önemli bir “gayrettir”
Ancak, Sağlık Müdürlüğünün de ötesinde bir girişim gerekliliği vardı.
Ve halen de “virüs aramızda” dolaşıyor!
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.