| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
“Bizim çocukluğumuzda”, “bizim gençliğimizde” diye başlayan cümleleri kuracağım günlerin gelmesini sabırsızlıkla beklerdim, beklentilerimin az olduğu zamanlarda. 13.06.2008 09:53:43
Bu ifadeleri kullanan kişilerin birçok konu hakkında deneyim sahibi olduklarını, paylaşacak güzel anıları olduğunu, hayata dair pek çok şeyi biliyor olduklarını düşünürdüm. Sonra bir baktım ben ve yaşıtlarım da cümlelerimizin başında bu ifadeleri kullanmaya başlamışız.
Bizim çocukluğumuzda televizyon evlere yeni yeni girmeye başlamıştı, mahalledeki tek televizyonun olduğu eve toplanır, gözlerimizi ekrandan ayırmadan izlerdik sihirli kutudan çıkan her şeyi. Rahmetli ninem izlediği TRT korosunun her bir üyesinin bize misafir olacağını düşünür “oğlum bunlara nasıl yetişecek” derdi. Bizim zamanımızda bez bebekler yapardı annelerimiz bize, bebekler adını yurt dışından ya da şehirden gelen tanıdık çocuklardan alırlardı. Barbie ve türevi bebekler bizim oralara uğramazdı. Oyuncak mağazaları yoktu içinde koşturup çıldırmış gibi oyuncak seçeceğimiz. Bizim zamanımızda rengârenk ambalajlarıyla çikolatalar, tatlılar da yoktu. Bize verilen harçlıkla köyün tek bakkalından un kurabiyesi ya da gofret alırdık en fazla. Onların da ambalajı hiçbir zaman olmadı.
Bizim zamanımızda akşamüzeri oyunları vardı mahallenin tüm çocuklarının katılımıyla oynanan. Akşam ezanı içeri girme zamanımız olduğundan hocanın oyalanmasını ve bize zaman kazandırmasını isterdik kendimizce.
Bizim zamanımızda kitaplar vardı. Okuyanlar vardı. Kitaplar olmadığında onu isteyenler vardı. Yaz tatillerinin en güzel yanıydı okumak ve okuduklarımızı paylaşmak. Çocuklara yönelik tüm klasikler vardı kitaplık niyetine kullandığım büfenin camlı bölmesinde. Annem başka evlerde büfenin camlı bölmesine kahve fincanları konulduğunu söyleyerek kitaplarımın başka yerde durmasını isterdi. Annem yıllarca evin her kullanılabilir bölümünü dolduran kitaplarımızdan şikâyet etti durdu. Şikâyet etmek annemin, istenmemek de kitaplarımın kaderi olmuş gibiydi.
Bizim zamanımızda olan pek çok şey gibi kitap okuma alışkanlığı da teknolojiye yenik düştü. Değil ilkokul, lise ve üniversite öğrencileri bile okumuyor artık. Neden okumuyoruz? Sorusuna verilen klasik cevapların başında “kitaplar çok pahalı”, “zamanımız yok” geliyor. Memleketin her köşesinde bir tane kütüphane varken, çoğu kişi bulunduğu yerdeki kütüphanenin nasıl bulunacağını ya da kütüphane neler bulabileceğini bile bilmiyor.
İnternetin olmadığı zamanlarda ansiklopediler biricik ödev kaynağımız iken uğranılırdı kütüphanelere, ama artık “google” her şeyi tek tıklamayla ve binlerce seçenekle sunuyor bize. Dolayısıyla cilt cilt ansiklopedilerin arasında kaybolmaktan kurtulduğumuzu sanıyoruz. Ama okumamanın verdiği rehavetin içinde kaybolup gidiyoruz.
Okumanın insanın kendisine ve hayata bakışını değiştirdiği okumayanlara söylendiğinde yüzlerinde alaycı bir ifade belirir ve okumayanların ne kadar başarılı oldukları ile ilgili bir sürü örnek verirler kullandıkları toplam kelime sayısı iki yüzü geçmeyen kelime hazineleriyle.
Kendimiz okumadığımız gibi okuyanlarla alay etmeyiz severiz. Yurt dışından gelen turistler güneşlerin güneşlenirken okumalarına, hastane ya da postane gibi sıra beklenen yerde okuyanlarla içten içe alay ederiz. Bağıra bağıra konuşup çevreyi rahatsız ettiğimizi düşünmeden konuşurken sessizce okuyanlara güler geçeriz.
Geçtiğini anlayamayacağımız bir yaz tatili başlarken bol bol okumamız ve okutmamız dileği ile….
Sizde bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz!
Şu an sitemizde 1 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.