| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Mümin kimse hakka taraftardır. Ya hak üzeredir, yahut (kendi aleyhine de olsa) hakkı teslim eder. 13.06.2008 09:54:21
Hakkın onlarca manası vardır. Biz bu anlamlardan üçünü seçtik. Bu manada "hakk" tevhid, adalet ve ilimdir. Bunların zıddı, delalet, zulüm ve cehalet olur. Allah, Kur’ân’da bildirdiÄŸine göre, kainatı ve dünyayı hak (ve denge) üzere yarattı. Yani bunun temeli tevhid, adalet ve ilimdir. Hakkın çoÄŸulu “hukuk”tur. Haktan sapanlar, yeri ve göÄŸü fesada verirler. Kur'an'ı bilmedikleri gibi tabiatı da anlamazlar. Mesela insan eli deÄŸmemiÅŸ arazi parçalarında fıtri bir adalet (ekolojik bir denge) vardır. HAKsız İnsanlar bu dengeyi bozarlar. Bilmezler ki, yeryüzünde saadet, ancak fıtrata tabi olmakla ve çoÄŸunluÄŸun hakka taraftar olmasına baÄŸlıdır. Yani, çoÄŸunluÄŸun iman, ilim ve adaletle eÄŸitilmesine baÄŸlıdır.
Allah Hakkın ta kendisidir. Ancak bunun izahı konumuzu aÅŸar. Zât-ı akdes'in mahiyetini bilemeyiz. Fakat, yeryüzünde Hakk'ın tecellileri ve esmasının cilvelerine mazhar olan ve ebede bakan beÅŸeriyet vardır. Ancak bir dereceye kadar, eserden müessire, mahlûkâttan Halik'a ve sanattan yüce sanatkara yol bulabiliriz. Bu da tevhid inancı, adalet tutkusu ve ilim aÅŸkı ile mümkün olabilir.
Kur'an Hak'dır ve Hakkın kelâmıdır. O'nun hakikatini da Allah ve Rasülü bilir. Ancak, bir dereceye kadar, hadis ve sünnet ışığı altında müslüman alimler de fehmeder (anlar ve anlatır).
Tabiat bir hakktır. Ona, Kur'an dürbünü ile bakan fen alimleri, tabiatı inceler ve manasını tefsir eder. (yorumlar). Çünkü Kur'an'ı söyleyen Zât ile, tabiatı yaratan aynı Rabb'dır. Tabiat bir eser ve sebebtir. Müessir ve müsebbib deÄŸildir. Kur'an durulmuÅŸ bir kâinât ve kâinât da açılmış bir kitab gibidir. Yazanı ve yaratanı aynıdır. Bütün eÅŸya Haktan yana ve hakkı ilan ediyor. Bir gözü yaratan ile bütün gözleri yaratan aynı zattır...
Müslüman Hakperesttir. Kimin eliyle, nerede ve nasıl olursa olsun Hakk'a taraftar olur. O'na göre cehâlet ve hased, Hak düÅŸmanıdır. İlim öÄŸrenmekten maksat da bilginin rehberliÄŸi ve mürÅŸitliÄŸi altında hak yolda yürümektir. Hakk'ın. yolu ilimden geçer. Hakka düÅŸman olan peÅŸin olarak cahil kalmaÄŸa mahkumdur. Çünkü Hakk; akıl, ilim, iman ve adalet erkanı üzere bina edilir. Bunlardan biri eksik olursa Hak tecelli etmez. Akıl ilme, ilim imana ve iman da adalete sebeb olmuÅŸtur. bunlar da Hakka sebeb olur.
MeÅŸveret ve Åžûrâ'ya gelince : Allah Rasülü, İnsanların hepsinden daha akıllıdır. Fakat onun asıl aklı Kur'an idi. Yani Hakkın kelâmı... O, Hakk olan zat, Kur'an'a danışarak "ehakka" ulaÅŸtı. O'na özenen her mü'min, kendisinde {en azından), akıl, ilim ve takva sıfatı bulunan kimselere dost olmalıdır. Her mü'min sırasıyla kendisinden daha akıllı, daha alim ve muttaki kimselere gönül vermeli; dostum, üstadım, ÅŸeyhim, rehberim veya mürÅŸidim denilecek kimseler de en az bu üç fazileti haiz olmalıdır. Yoksa, Hakkı ararken batıla yem otur. Hak adına bid'atlara sapmamak ve bilmeyerek batıla hizmetçi olmamak için, Hak yolun yolcuları, Kur'ân'ın emrettiÄŸi gibi istiÅŸare eder, meÅŸveret ve ÅŸûrâ ile hizmet eder. Ancak, istiÅŸarenin temeli olan müsteÅŸar bir kimsede aranan ÅŸartlar ve sıfatlar kendisinde bulunmayan gafillerle istiÅŸare edilmez ve onlarla yola çıkılmaz.
Åžurası unutulmamalıdır ki, bütün hakimler birer müsteÅŸardır. Çünkü, kendilerine arz edilen bir dâvâyı, akıl, hukuk bilgisi ve kânunlara göre yorumlayıp hükme baÄŸlarlar. Hevâlarına göre deÄŸil, hak ve hakikate göre hükmederler. İstiÅŸare ile karar almayı, müÅŸâvere ederek hüküm vermeyi, Allah Kur’ân’da (Âli-İmran, 159) emretmektedir. Yukarda arz ettiÄŸimiz gibi aklen, ilmen ve dinen reÅŸid olan ÅŸûrâ üyesi müsteÅŸarın (kendisi ile istiÅŸare edilen mü'min kimsenin) sıfatları ÅŸunlardır:
1 - MüsteÅŸar emindir. Sır saklar. Her bakımdan kendisine güvenilir. Laf taşımaz, onun gönlü sırların mezarıdır. Ölülerin girip çıkmadığı gibi, onun gönlü da sırların kabri gibidir. Yâni o, emanet ehlidir.
2- MüsteÅŸar akıllıdır. Aklı vasatın üstünde olmalıdır, ahmaklarla ve vasat insanlarla ÅŸûrâ olmaz. MüsteÅŸar ileri görüÅŸlü, fetanet ve firaset erbabından olmalıdır.
3- MüsteÅŸar bilgilidir. Danışılacak konuya hakim olmalıdır. Kendisine sorulan mesele hakkında bilgi ve görgü sahibi olmalı, ruhsatlı bir âlim olmalıdır. Bilgisiz cahillerle istiÅŸare etmek tehlikelidir.
4- MüsteÅŸar muttakidir. Dindar ve sünnete uygun bir ibadet hayatı olmalıdır. MüsteÅŸar sâlih, ihlaslı ve Hakkın rızasını gözeten, samimi ve ciddî bir kimse olmalıdır. Ciddiyetsiz, eÄŸlenceyi seven fâsık kimselerle ve günah iÅŸleyenlerle istiÅŸare edilmez.
5- MüsteÅŸar adildir. Hak ve hukuku gözetir. Menfaat beklemeden doÄŸru bildiÄŸini tavsiye eder. Zalimlerle istiÅŸare edilmez, zulme sebeb olur. (Bir ideolojinin esiri olmuÅŸ, hak düÅŸmanı öyle yargıçlar vardır ki, bunların kararları âdil olmadığı gibi, kendilerinin dahi hakim olmaya hakları yoktur.)
6- MüsteÅŸar cömerttir. (Fakat müsrif deÄŸildir) Cimrilerle istiÅŸare edilmez çünkü cimriler haktan uzaktır, tamâ ettikleri için doÄŸru yolu gösteremezler.
7- MüsteÅŸar cesurdur. Korkaklarla ÅŸura yapılmaz. Çünkü hak ve adaleti söylemekten çekinen korkaklar istiÅŸareyi akim bırakır. (Yukardaki ÅŸartları taşıyan cesur kadınlarla da istiÅŸare edilebilir.)
Zakiriz Tevhidi hattâ hakka hizmet sayimiz.
Hakkı tebliğ. Hakkı teslim. Hakk'a ermek gayemiz.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.