| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Milli Takımın zaferi tüm Türkiye’yi sevince boğdu. Ülkemizin ufkunun Ankara tarafından karartıldığı bu günlerde, Çek galibiyeti bütün ülkeyi aydınlatan bir güneş gibi doğdu. Ben spor yazarı olmadığım için işin teknik, taktik tarafını yazamam. Fakat maçın sosyal ve siyasi etkisini dillendirmek istiyorum.17.06.2008 09:44:38
Ülkemizde ”dindar” kesimin nasıl bir sosyal değişim yaşadığını en iyi futbola olan ilgileri açıklar. Hiç unutmam biz küçükken top oynamak istediğimizde “dini bilen!” büyüklerimiz bize çok kızar ve “bırakın bu oyunu! O top Hz. Hüseyin Efendimizin başı…” derler ve bizi oynatmazlardı. Maçlara gitmemizi de pek hoş karşılamazlardı. Gerçi bu konuda (yani stada gidip maç seyretmenin maddi ve manevi tehlikeleri, (kavga dövüş küfür…)) pek de haksız sayılmazlardı. Bu güne gelince, birçok aile gibi “dindar” ailelerde çocuklarının futbolcu olmasını istiyorlar. Bizim mahallede birçok dindar kadın milli takımın başarısı için Kuran okuyup dua ediyor. Eminim hangi siyasi görüşten olursa olsun (dışlandığını düşünen gruplar hariç) tüm milletimiz aynı duyguyu yaşıyor. Sadece Türkiye mi? Hayır internetten takip edebildiğime göre başka ülkelerdeki ırkdaşlarımız ve dindaşlarımızda Milli Takımımızın başarılarına sevinip yenilgilerine üzülüyorlar “Dindar” sayılabilecek birçok kişi kulüplerde yöneticilik, çalıştırıcılık yapıyor. Hakan Şükür, Emre Belezoğlu, Arif Sağlam gibi birçok “dindar futbolcu” da bu sporun dindar kesimlerce benimsenmesinde rol oynadı. Böylece daha önce kabiliyetlerini bu alana aktaramayan birçok gencin futbol piyasasına girmesi ile rekabet arttı. Rekabet de beraberinde başarıyı getirdi.
FUTBOLDAKİ İLERLEME DEMOKRASİYE DE ÖRNEK OLMALI
Son yıllarda futbolda gerek kulüpler gerekse milli takım seviyesinde başarılarımız arttı. Bunda alt yapı sorunlarının giderilmesi, bu spora olan ilginin artması gibi unsurların yanında onun evrensel kurallarını aynen benimseyip uygulamamızın da büyük rolü var. Eğer; “Burası Türkiye! Bizim saha uzunluğumuz daha kısa olmalı, kale yüksekliği daha düşük olmalı…” deseydik yerimizde saymaya devam ederdik. İnsan haklarında, hukukta, yönetim anlayışımızda, ekonomide, eğitimde de aynı olguyu benimsemiş olsaydık ve ;”Bizim özel şartlarımız var, bu yüzden şu şu kurallar bizde işlemez” demeseydik bu konularda da çağdaşlığı ve başarıyı yakalamış olurduk.
Milli takımın reklâmı her şeyi anlatıyor aslında. Bu reklâmda görüyoruz ki bazı futbolcularımızın annesi kapalı bazılarının ki açık. Fatih Terim de bazı rektörler ve bazı kurumlar gibi açık – kapalı ayırımı yapsaydı katiyen bu başarıyı elde edemezdi. Bu başarı ve anlayış hepimize örnek olmalı.
Bu sosyal vakıa “ayırım” yapan kişilere bir şeyler hatırlatmalı. Onlara, başarının ancak evrensel kurallar uygulandığı zaman geleceğini öğretmeli. GS lisesinin uluslar arası başarısı ile GS futbol takımının uluslar arası başarısı arasındaki makas her şeyi ortaya koyuyor. Bizim değil, bilimin ve evrensel gelişimin kurallarını uyguladığımız gün futbolda elde ettiğimiz başarıyı bilimde de yönetimde de… Elde edeceğiz.
Bu gerçeği bizlere gösterdikleri, bir milletin birlik ve beraberliğinin nasıl sağlanacağını gözler önüne serdikleri, sadece Türkiye’yi değil Türk ve İslam âleminde ki 1,5 milyar insanı coşturdukları için Fatih Terim başta olmak üzere tüm futbolculara sevgiler saygılar.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 6 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.