| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Bu memlekette hayat tarzı, aldığı eğitim ve yetişme şekli ne olursa olsun, din konusu üzerine ciddiyetle eğilmemiş herkesin bir “din bilgisi” sorunu var. 01.07.2008 00:19:59
Prof. İsmail Kara, “Cumhuriyet Türkiye’sinde İslâm” adlı yeni kitabıyla ilgili olarak yapılan Pazar günkü röportajında; “Türkiye’de Sosyal bilimciler ilkokul düzeyinde bile ilmihal bilgisine sahip değiller” (Zaman, Pazar eki) diyerek bunu gayet anlaşılır şekilde özetlemiş.
Mesele sadece sosyal bilimcilerle de sınırlı değil. Bu genellemeden olarak; fen bilimcilerin, sağlık bilimcilerin, eğitim bilimcilerin, eğitimcilerin, gazete köşelerinde kalem tutanların, şapkalıların, üniversitelerden mezun olmuşlardan kahir ekseriyetin; önyargılarından, veya öğrenme tembelliğinden yahut din ile kendi aralarına ördükleri kadim duvarlardan dolayı ilmihal bilgileri yok.
Derin tahlil gerektiren konulardan söz etmiyoruz. Bilmiyorlar ve en basit konulara bile kendi hayat algılarının öngördüğü bir karşı koymayla karşı koyuyorlar. Akıllarına ne uygun geliyorsa onun geçerli olduğuna inanıyorlar. Katolikliğe savaş açan Protestanlar gibiler.
Yazar, Şerif Mardin örneğinden yola çıkarak; onun Batı’da İslâmoloji çalışan akademisyenlere göre fevkalade zayıf bilgisine, İslami ilimlere vukufiyetsizliğine, yetersiz Osmanlıcasına vurgular yaparken, böyle bir noksanlıkla onun gibilerin derin tahliller yapamayacağının altını çiziyor. Bundan sonra varın siz diğerlerinin ne halde olduklarını düşünün.
Söz konusu genelde din, özelde İslâm ve onun sosyal hayata sirayeti olunca, hemen herkesin kafasında oluşturduğu, hikâyesi gerilerden gelen, rasyonalist şablonlar ve sloganlar var. İrtica edebiyatı bu sebeple bitmek bilmiyor, irtica edebiyatı yapanlara karşı koyanların müdafaası bu sebeple sona ermiyor.
Cuma namazının cemaatsiz kılınamayacağını bilmeyenler, hac ile kurbanı aynı zaman diliminde gördüklerine taaccüb edenler, başörtüsünden bez parçası olarak söz edenler, inançtan kaynaklanan tavır ile pozitif bilginin bir arada olamayacağına hükmedenler, kamusal alan söylemiyle duvarın öteki yanını aslında kutsal hale dönüştürdüğünün farkında olmayanlar, kahrolsun şu bu diyenler…Bunlar cehalet örnekleridir.
Şu halde, din hakkında söz söylemeden, yazmaya girişmeden evvel, orijinal tespitler yapabilmek için bilgilenme bir zaruret olmalı. Değilse argümanlarınızı muarızlarınızın ortaya koydukları sonuçlardan alarak kısır döngünün devamına yol açar, gerilimi sürdürmeye mecbur olursunuz.
Kara’nın röportajın bir yerinde geçen; “eğer Türkiye kurucu ve yaşatıcı biricik unsuru olarak din ve İslam’la olan ilişkisini dünyanın yeni şartlarında ve tedavüle giren yeni kavramlarla bir daha kurmak ve anlamak peşinde ise en zıt fikirler dahil olmak üzere her şey ciddiye alınabilir, her tartışmaya katlanılabilir” ifadesine kulak vermek lazım. Biz bu tespitin başka bir ifadesini sokaktaki insanın ağzından “bizi bize bıraksalar neler yaparız” sözüyle de duyarız. Bu da işin bir başka yönü.
Türkiye’de din olgusuna tepkileri olanların tavrı tıpkı öğrenilmiş çaresizlik gibidir bir de. Çaresizlik iyi değildir. Yaz günleri müsait. Bir Kur’an meali ile muhtasar bir hadis tercümesi okusunlar bunlar. Sonra da gusülden başlamak üzere ufak tefek fıkıh bilgisi öğrensinler. Mekke ve Medine nerdeymiş haritadan bulsunlar. Dört İncil okumak için vakit bulurlarsa onu da aradan çıkarıversinler (Gerçi çoğu okumuştur). Mukayeseli bilginin zararı olmaz.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
Şu an sitemizde 3 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.