| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Akyokuştan baktım sana bu akşam, ey Selçuklunun nazlı ve yorgun gözleri. 21:12’ydi, kirpiklerinden birini gözlerinin karasına daldırıp yazmaya başladığımda. 04.07.2008 00:01:45
Bin mi, milyon mu, milyar kadar mı kirpiklerin? Ne sayabildim ne de hepsini bir bakışta görebildim. Hep göz gözeydik ama gözlerinin rengini de seçemedim; belki de siyahı renkten saymadığım için. Kalbinde yanan kandillerin siyahı mı yoksa gözlerindeki; sevap yerleri parlak, günah yerleri mat.
Milyonlarca ışık çıkıyor göğsünden; dağınık, sıra sıra, mecalsiz, parlak… Ama rengârenk! Ama tek renk! Milyonlarca ışık gösterişli, şımarık, edepsiz, efe; sade, asil, mütevazı, ceylan ürkekliğinde… Ve milyonlarca ışık; sevinçli, üzüntülü, ihtiyar, genç… Kimi Allah’a kimi de günaha yol arayanların avuçlarında; sevdanın omuzlarında yananlar ise kategorilerin dışında. Ve gönül dostların… Onlarınki çay rengini tutmuş, gönül verenlerinin alnında.
***
Herkes benim gibi avare değil elbet; veda etmeye gelenler var yanı başımda, kimi ‘yâr’e kimi ‘şehr-i yâren’e. Bir yanımda kederler buharlaşıyor nefeslerden, her soluk alış verişte bedenler. Diğer yanımda şuh bakışlar atıyorlar, daha gözleri bile açılmamış gençler. Hepsi de sana bakıp konuşuyor ya, işte budur bendeki mantığın bitişine sebep. Aynı ışık birinin kederine beşik olurken, diğerinin sınırsızlıklarına nasıl olabiliyor gece? Biri habire sallıyor beşiği, uyutmak için kederlerini ve en çokta kendini. Diğeri ise kırk harami misali; akşama kadar bin güzelden topladığı simleri boşaltıyor kucağından, ucuz kahkahalarla terkipli. Her yönden bir ses geliyor ama seçebildiklerim yetiyor bana:
- Teyzem ne kadar hayat doluydu değil mi? Ama gitti işte…
- Oğlum aldım yolda gördüğümüz kızların numarasını. Sen hangisininkini istiyorsun?
- O görecek gününü ama! İyi bak, pişman edeceğim onu doğduğuna…
- …
***
Bu öyle bir yokuş ki; ölümü bekleyenlerin başında yakılan mumla insanlar neşelenirken, düğün gecesinin ışıkları insanları hüzünlendirip ağlatıyor. İnsanlar neye baktığını mı bilmiyor, yoksa sen mi değiştiriyorsun ışıkların anlamlarını? Yoksa insanlar “şeb-i aruz”da o derece kayboldu da her düğünü ölüm mü sanıyorlar? Veya her ölümü düğün…
Boşlukta bir zaman ve uykuya dalmış bir gece ama ara verilmiyor binlerce hikâyeye; kimi ciltler olmuş kimi birkaç hece. Bazıları silinip tekrar düzeltilirken bazıları imla hatalarıyla işleniyor kefenlere.
***
Gözlerine toz mu kaçtı yoksa sözlerim çok mu ağır geldi ey gece. Her şeyin günahı da sevabı da bu şehrin, her ne kadar senin karanlığında işlense de. Senin karanlığın değil, Selçuklunun gözlerinin ışıkları giriyor her kalbe. Ve o ışıkların tesiriyle işleniyor işlenen her neyse. Sen bir güneşe gebesin, onunla teselli bul bence. Hadi boşalt gözyaşlarını da tertemiz sokaklarla toprak kokulu pırıl pırıl bir sabaha kavuşuruz belki; senin tükenişini izleye izleye…
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.