| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Dördüncü sınıflar öğretmenlerinin nezaretinde beden eğitimi dersinde futbol oynuyorlardı. 11.07.2008 00:45:24
. Metehan yine bütün hünerlerini sergileyip arkadaÅŸlarının ve öÄŸretmeninin beÄŸenisini kazanmıştı. “Büyük futbolcu olur. Üstelik derslerinde de çok baÅŸarılı, çok zeki.” diyordu, öÄŸretmeni. Maçta artık sonlara yaklaşılmış herkes iyice hırslanmıştı. Metehan kendini zorluyor; pas atıyor, çalım atıyor, koÅŸuyor… Yani yırtıyor kendini minik futbolcu. Derken Metehan arkadaşıyla girdiÄŸi ikili mücadelede yerde kaldı. Herkes kalkmasını beklerken O hiç kıpırdamadan yatıyordu. TelaÅŸlanan öÄŸretmeni sahaya girip Metehan’ı yerinden kaldırmaya çalıştı, baÅŸaramayınca kucaklayıp alelacele arabasına koyarak hastaneye götürdü. Bu arada ailesine de haber verdi.
Herkes “ne olacak ufak bir ÅŸeydir” düÅŸüncesindeydi. Ama yanlarına gelen doktor çaresiz bir yüz ifadesiyle Metehan’da bir kemik hastalığı olduÄŸunu ve tedavi edilmesi gerektiÄŸini söyledi. Aile Metehan’ı alıp önce Sakarya, daha sonra da İstanbul’da çeÅŸitli hastanelere götürdüler. Doktorlar pek tatmin edici bir sonuç vermiyorlardı. Onlar da fazla kuruntu yaptık galiba diyerek geri döndüler. Metehan okuluna yine devam etti. Ama artık daha az futbol oynuyordu.
Yedinci sınıfa geldiÄŸinde Metehan yine rahatsızlandı. Bu sefer O’nu hastaneye TuÄŸba ablası götürdü. Doktorlar hastalığının çok ciddi olduÄŸunu tedavisinin de pek mümkün olmadığını söylediler. Sezer abla kardeÅŸinin halini anlamak istemedi. Ne yapacağını ÅŸaşırdı, oracıkta yığılıp kaldı.
Lise sınavlarına giren Metehan Sakarya Anadolu Lisesini kazandı. Çalışkanlığıyla burada da öÄŸretmenlerinin beÄŸenisini kazandı. Ama her geçen gün güçten düÅŸmeye, yürüyememeye baÅŸladı. Lise ikinci sınıfa geldiklerinde ise ablası Selçuk Üniversitesi’ni kazanınca ailecek Konya’ya taşındılar. Metehan de Meram Anadolu Lisesi’nde okumaya baÅŸladı. Fakat aradan birkaç ay geçtikten sonra artık yürüyemez hale gelmiÅŸti. Babası ona diÅŸinden tırnağından artırdığı ile bir tekerlekli sandalye aldı. Her gün annesi veya ablası okula bırakıp-alıyordu. “TuÄŸba abla” demiÅŸti bir gün, “Beni bir ÖSS dergisine abone yapsanız baÅŸka bir ÅŸey istemem.” Ablası da onun isteÄŸini yerine getirmede hiç tereddüt etmedi. Metehan, bu ÅŸekilde hazırlanıp ÖSS’de Selçuk Üniversitesi İnÅŸaat MühendisliÄŸi’ni kazandı.
Yakın bir zamanda öleceÄŸini hem Metehan hem de ailesi çok iyi biliyordu. Ama O yılıp, hayata küsüp, ölümü beklemek yerine olabildiÄŸince neÅŸeli olabildiÄŸince hayata baÄŸlıydı. “Belki kazandığım bu üniversiteyi bitirmek nasip olmayacak.” diyordu arkadaÅŸlarına. Üniversiteye baÅŸladığı aylarda tekrar hastalandı. Bu kez hepsinin yüreÄŸi aÄŸzına geldi ama 3 ay yoÄŸun bakımda kalıp hayatın bir ucundan tekrar tutundu. Üniversiteye gelip gitmesi iyice masraflı olmaya baÅŸlayınca artık gitmemeye baÅŸladı. Bunu öÄŸrenen fakülte dekanı öÄŸretim görevlilerini toplayıp sırayla her gün birisinin arabasıyla Metehan’ı getirmesini istedi. Bu ÅŸekilde ikinci sınıfa kadar öÄŸretmenleri taşıdı.
♥ ♥ ♥
Bir gün eve gelen TuÄŸba Hanım kardeÅŸinin fenalaşıp hastaneye kaldırıldığını öÄŸrendi. KoÅŸarak gitti hastaneye ama artık kardeÅŸi konuÅŸmuyordu. Artık bundan sonra kimse ona “Tu abla” demeyecek, O’da kimseye “Ordunun Dereleri” ÅŸarkısını söyleyemeyecekti. Bunca meÅŸakkate, hastalığa dayanan Metehan, artık Cennet’e uçtu. Koltuk deÄŸneÄŸi, tekerlekli sandalye de olmadan koÅŸup oynayacağı dünyasına kavuÅŸmuÅŸtu artık.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.