Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Çocuk Olmak – Çocuk Ölmek

-

Yaşımız ilerledikçe, hayatın yükü omzumuza yüklendikçe, yükler paylaşılamadığında, paylaşımlarımızın en çok olduğu dönemi; çocukluğumuzu hatırlar ve o günlere, yıllara geri dönmek isteriz.13.07.2008 00:08:29
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

Çocuk yaşlarda fark edemediğimiz güzellikleri, büyüklerin çirkin dünyasını gördüğümüzde daha sık hatırlar ve “keşke çocuk olsaydım” deriz.

Bizim çocukluğumuz kelimenin anlamının karşılığını tam olarak verirdi. Şehirli yaşıtlarımız nasıl yaşadılar bilmiyorum ama biz köyde yaşayanlar o yaşın o şartlarda gerektirdiği her şeyi doyasıya yaşadık.

Sabah yapılan kahvaltının ardından kendimizi sokağa atardık. Sokağımız doğal oyun alanı gibiydi.  Kızların bebekleri, süslü çantaları, erkeklerin arabaları, değişik yiyeceklerden çıkan kartları  yoktu ama bunları aratmayan, istediğimiz oyuncağın yerine kullanabileceğimiz  eski eşyalar, kumaşlar, taş, toprak, su vardı.

Bulduğumuz gölge bir yerde evimizi oluşturur, ev ve mahalle kurallarını büyüklerimizden gördüğümüz gibi belirlemeye çalışırdık. Beyaz topraktan süt, çamurdan peynir yapar ihtiyacı olanlara verirdik. Annelerimizin verdiği yiyecekleri ortaya serdiğimiz bezin üstüne koyar ne varsa birlikte yerdik. Elma, armut, kavun, çerez olurdu genelde bu sofralarda.

Yaşım baya küçüktü, babam bir kese kağıdının içinde ilk kez gördüğüm ve hiç yemediğim bir şey getirdi. İki yuvarlak bisküvi içinde beyaz bir şey vardı. Anneme ne olduğunu sorduğumda “nedirek yavrusu” dedi. Kese kağıdını kapmamla sokağa fırlamam bir oldu, babamın getirdiği nedirek yavrusunu arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Paylaştığım ve o tadını bir daha hiç alamadığım kremalı bisküvi idi.

Çimenlere oturup taş oynarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmezdik. Ellerimize bulaşan çimen yeşilini ise akşam eve gittiğimizde elimizi yıkarken fark ederdik.

Bazen köye kavuncu gelirdi, bize kavun vermeden geçen pek olmazdı. Aldığımız kavunu bir taşın üstünde kırar, parçalar bir güzel yerdik. Elimizi toprağa sürdüğümüzde ne kir kalırdı ne de iz. Üstümüzün kirini çıkaracak çamaşır makinesi yoktu ama annelerimizin sabrı ve gücü vardı.

Oyunlar o kadar tatlı gelirdi ki acıktığımızın bile farkına varmazdık. Bazen oyunları kaçırmamak için öğün kaçırır, yufka ekmeğin içine toz şekeri katık yapar karnımızı doyururduk. Eve gitmediğimizde kimin evinde olduğumuz  sorgulanmazdı, birimiz eve gitmediysek annelerimiz bilirdi ki biz komşulardan birinin evindeyiz.

Ortaya konan sebzeli bulgur pilavının yanında bir bardak soğuk ayran akşama kadar bizi tok tutmaya yeterdi.

Yetinmeyi bilirdik, hepimizin maddi durumu birbirine yakın olduğu için aynı şeyleri yer, aynı şeyler giyerdik. Yarıştıracağımız markalar, bilgisayar oyunları, saç modelleri, babalarımızın meslekleri yoktu.

Televizyon karşısına hapsetmezdi bizi, diziler sevgi ve paylaşım üzeirneydi. Hep iyiler olurdu dizilerde,

Haberlerde annesini öldüren, üvey kardeşlerini kedi için öldürenler olmazdı. Kedileri bizde severdik, onlara çocukça zarar verdiğimizde ise büyüklerimiz bunun iyi bir şey olmadığını söylerlerdi.

Büyüyünce iyi olmayan şeylerin ya parçası olduk ya izleyicisi. Parsçı olduğumuzda kendimizce haklı nedenler bulup meşru hale getirdik yaptığımızı. İzlediğimizde ise bizden uzak olduğu için şükrettik.

Kötülüklerin uzak olduğu bir dünyanın çocuklara kalması dileği ile…….

Bu yazı toplam 130 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

Şu an sitemizde 2 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.