| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Müslümanların medeniyeti sadra şifâ veren doğruluk, iyilik ve güzellik üzerine bina edilmiştir. Akıllı insan kalbini doğruluk üzere bina eder. Çünkü, doğruluk şeref, yalancılık şerefsizliktir.25.07.2008 09:45:34
Kalp, varlığımızın hayatî merkezidir. Mecâzî anlamda yük taşıyan merkeb kalp göÄŸsümüzün sol yanında ve vücûda kan pompalayan malum kalptir. Ama, esas merkezi kalb beyindedir. Beyin, kalbin merkezi sinir sistemi ve kalbimizin zekası için canlı bir bilgisayar gibidir. Beynin kumandası kalbe aittir. Kalp de rûhun en önemli bir fonksiyonudur. Ölüm halinde, Rûh, kalp vasıtasıyla beyni kullanamazsa ölüm vâkî olur. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sas) ÅŸöyle buyurmuÅŸtur: " Åžüphesiz vücutta bir et parçası vardır. O düzelirse vücudun tümü düzelir, o bozulursa vücudun tümü bozulur. Dikkat edin, o kalptir." (Buhari, îman, 39; Müslim, Musâkât, 107)
İnsanın en deÄŸerli yetisi kalbidir. DüÅŸünme ve akletme merkezi olan kalb, kelime anlamı olarak, bir ÅŸeyi aslına ve ilk haline ircâ etmek, çevirmek (inkılab ettirmek) demektir. İnsan kalbine gelen düÅŸünce ve fikirleri hızlı bir ÅŸekilde evirip-çevirir, içinde dolaÅŸtırır ve bir karara varır. Bu karar ve hükümle yapacağı iÅŸe niyet eder. Niyet ve hüküm kalpte sürekli deÄŸiÅŸkenliÄŸe uÄŸradığı ve inkılab ettiÄŸi için ona kalp denilmiÅŸtir. Kalpler, geniÅŸ bir arazide rüzgârın evirip çevirdiÄŸi tüyler gibidir. Kalpleri deÄŸiÅŸtiren de Allah’dır. (İbni Mâce, Mukaddime,10.) Resulullah (sav) Efendimiz ÅŸöyle dua ederdi: "Ey kalplere sebat veren Allah'ım, Sen'in dinin üzere kalplerimize sebat ver." (Tirmizi, Kader, 7.)
İyi-kötü, güzel-çirkin, doÄŸru-yanlış, inanç-inkar, adalet-zulüm, sevgi-nefret… gibi hükümler kalbde gerçekleÅŸir. Vicdanı ölmemiÅŸ ve aklı sönmemiÅŸ her kalb sahibi iyi niyetle ve doÄŸru hükümle karar verir. Akla ve vicdana aykırı kötü niyetler ve buna baÄŸlı olarak verilen yanlış karar ve hükümler, sahibini alçaltır. Zamanla vicdanı ölür ve doÄŸru hüküm veremediÄŸi için de aklı söner. Bu türlü kalpler, kafir ve zâlim kalpler olup Allah tarafından mühürlenir. Artık bunlar iyilik, güzellik ve doÄŸruluktan ayrılırlar. Mühürlü kalplerin eylemleri de, menfi ve çirkin olur.
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiÅŸtir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır." (2/Bakara, 7) KiÅŸi, Allah'ın indirdiÄŸi vahiy ve kitabını düÅŸünmeyip günah sayılan fiillere devam ettiÄŸi zaman kalbini mühürletmiÅŸ olur. Selîm kalp sahibi kimselerin kalbi, iman, ilim, salih amel, tefekkür, zikir, dua, züht ve takva ile çalışır. Bu sayede kalp ayna gibi parlar ve varlık aleminden yansıyan her ÅŸeyi yansıtır. "Kulaklarda ağırlık olması" okunan Kur'an'a ve Peygamber öÄŸretilerine kulak tıkamak demektir. Kur’ân, varlık âlemi üzerinde düÅŸünme, araÅŸtırma ve doÄŸru hüküm vermeyi emreder; varlığı ve ondaki zenginliÄŸi ancak müÅŸahede etmek, görmek ve fark etmekle mümkündür. Hayret eden ve hayranlık duyan insanların kalpleri ancak gerçeÄŸi fark eder. Basîretsiz gözler, varlığın dış yüzünü görür, mâhiyetini ve iç yüzü dediÄŸimiz melekûtunu anlayamaz. Böylece inanmayanların, kalpleri mühürlü, kulakları ağırlıklı ve gözleri de perdeli oluyor. "Allah onların küfürleri yüzünden kalplerini damgalamıştır." (4/Nisa, 155)
Kalbi ayna gibi parlatan iman, ilim, salih amel, tefekkür, zikir, dua, züht ve takva iken; onu karartan, paslandırıp kapatan da zulüm, küfür, inkâr, isyan ve günahlardır. İşte, günahla kalbin üzeri kapanınca, Allah da mührünü vurmuÅŸ olur. "Hayır, onların kazandıkları, kalpleri üzerini pas tutmuÅŸ-örtmüÅŸtür." (83/Mutaffifin, 14)
Kur'an-ı Kerim'de kalbin baÅŸka türevleri, farklı kelimelerle ifade edilmiÅŸtir. Bunlardan biri "fuâd"dır: "Biz onu senin kalbine (fuâdına) iyice yerleÅŸtirelim diye böyle yaptık." (25/Furkan, 32) DiÄŸeri "sadr" dır: "Biz senin göÄŸsünü-kalbini (sadrını) ÅŸerhetmedik mi?" (94/İnÅŸirah, 1) “Allah’tan kokun, ÅŸüphesiz ki Allah (sadırların) kalplerin özünü bilir” (5/Mâide, 7)
Aklın beyinle doÄŸrudan deÄŸil, dolaylı bir iliÅŸkisi vardır; beyinle doÄŸrudan iliÅŸkisi olan "zekâ"dır. Her zeki akıllı deÄŸildir. Modern insan çok zekidir; ama akıldan mahrumdur. Kur'an-ı Kerim, çok çarpıcı bir biçimde "akleden kalp"ten bahsetmiÅŸtir: (22/Hac, 46.) Bu çerçevede, sadrın içinde fuâd, fuâdın içinde kalp ve kalbin içinde akıl olduÄŸunu söyleyebiliriz. Bütün bunlar insanın temel fonksiyonlarına iÅŸaret eder. EÄŸer insan bunları kaybetmiÅŸse, hadiste de buyrulduÄŸu gibi, kiÅŸi, artık "Ma'rûfu ma'rûf olarak bilmez, hiçbir münkere karşı çıkmaz, sadece kendisine içirilen nevâyı (boÅŸ istek ve tutkuyu) bilir." (Müslim, İman, 231)
Akıllılık, hak ve batılı bilip haktan yana olmaktır. İyi ile kötüyü kavrayıp iyilik yolunu tutmaktır. Güzelle çirkini fark edip güzelliÄŸe yönelmektir. Adaletle zulmü bilip adalet yolunu tercih etmektir. .. Ve nihayet helalle haramı bilip helal yolda yürümektir. Akıllı insan kalbini doÄŸruluk üzere bina eder. Çünkü, doÄŸruluk ÅŸeref, yalancılık ÅŸerefsizliktir.
Müslümanların medeniyeti sadra ÅŸifâ veren doÄŸruluk, iyilik ve güzellik üzerine bina edilmiÅŸtir. Sadra inÅŸirah veren irfandır. İrfanın da temeli bilgi ve hikmet, yani 'vahiy'dir. Vahye dönmekle aklımız ve kalbimiz dirilir. Yeni medeniyetin adı, aklın ve kalbin üstâdı, Kur’ân Medeniyeti olacaktır.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.