| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Emanet, bize ait olmayan, başkasına ait bir şeyi, geçici bir süreliğine kullanmadır. En büyük emanet insan rûhu olup o da Allah’a aittir. Allah, emanetini aldığı zaman insan ölmüş olur. 01.08.2008 00:50:15
Bu emanetle ilgili ayette Allah ÅŸöyle buyurur: "Biz emâneti göklere, yere ve daÄŸlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındılar ve sorumluluÄŸundan korktular. Onu insan yüklendi.”1 İnsan bu emanete riâyet ederse cennete gider. Etmezse, emanete hıyânetin cezası olarak cehennemi boylar.
Hazret-i Ömer (ra) bir pınar başında su içti ve aÄŸladı. Neden aÄŸladığı sorulduÄŸunda, kendine geldiÄŸi zaman ÅŸöyle cevap verdi: "Hatırladım ki Cenâb-ı Allah; 'Nihayet o gün, dünyada yararlandığınız nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz'2 buyuruyor. Bu doya doya içtiÄŸim suyun hesabını düÅŸündüm. Allah'ın üzerimizde ne büyük nimetleri vardır! Hesabını verebilecek miyiz?" Allah’ın bize lutfettiÄŸi sayısız nimetler ve bir çok emanetler vardır. Bir bardak tatlı ve soÄŸuk su, bir dilim ekmek, bir lokma yiyecek, bir tane hurma, faydalandığımız ve ÅŸükretmekle yükümlü olduÄŸumuz her tür malımız, mülkümüz, canımız, gözümüz, kulağımız, elimiz, ayağımız, hayatımız, varlığımız, benliÄŸimiz (enemiz), nefsimiz, aklımız, irâdemiz, düÅŸünce gücümüz, hafızamız, duygularımız, kabiliyetlerimiz, güç ve kuvvetimiz, iktidarımız, görev ve sorumluluklarımız, Allah'ın dini ve Allah'ın kitabı... Kısacası, elimiz altında bulunan ve olmazsa olmaz derecede bizi ihya eden herÅŸey, faydalandığımız bütün nimetler, birer emânettir veya emânetin birer parçasıdır.
Bir dilenci, bir gün Peygamber Efendimiz'den (sav) bir ÅŸeyler istedi. Peygamber Efendimiz (sav) ona bir hurma verdi. Dilenci: "Sübhânallah! Koskoca bir Peygamber! Bir hurma sadaka veriyor!" dedi, sadakayı küçümsediÄŸi için elindeki o tek hurmayı fırlatıp attı. Peygamber Efendimiz (asm) adama: "Bu hurmada kaç zere ağırlığı var biliyor musun?" buyurdu. Bir baÅŸka dilenci daha geldi. Allah Resulü (sav) buna da bir hurma verdi. Adam sevincinden uçacak gibi oldu. Dedi ki: "Sübhânallah! Allah'ın Peygamberi bana bir hurma verdi! Yemin ederim ki, saÄŸ kaldıkça bu hurmayı saklayacağım ve bundan bereket umacağım!" Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) ona iyi bir ÅŸey verilmesini emretti. Adam çok geçmeden beklenmedik biçimde zengin oldu.3
Görülüyor ki, bir hurmayı saygısızca atmak, nasıl bir nankörlükse; bir hurmayı emânet sayarak ondan bereket ummak da fevkalade bir iyi niyetin sonucudur. Bir hurmalık emanete karşı gösterdiÄŸi saygının bereketini çok geçmeden bu dünyada dahi görmesi, emanete riayetin bir ödülü olarak tecelli etmiÅŸtir.
Sosyal hayatın ve cemiyetin ruhu hükmünde olan ÅŸey adalettir. Bu uçup gitti mi, geriye kargaÅŸalı bir kitle yığını kalır. Yönetimi elinde bulunduran hakim kiÅŸilerin sorumluluÄŸu kadar yetkileri ve mükâfatları da büyüktür. Çünkü, adaleti ayakta tutarak; halkı huzura ve saâdete sevk etmek veya adaleti zedeleyip insanları anarÅŸi içinde öç almaÄŸa sevk ederek huzursuz ve mutsuz etmek, yönetici ve hakim kiÅŸilerin elindedir. Tabii ki herkes, vüs'ati (gücü yettiÄŸi kadar) sorumludur. Bu sebeble emânete riâyet edene büyük ödül, etmeyen de ceza vardır. Emânete riâyet etmek ve adaletle hükmetmek, insanlara karşı insaflı davranmak demektir.4 İnsaf ise dînin yarısıdır. Yâni, dînin yarısı Allaha ibâdet ise, diÄŸer yarısı da halka hizmet demektir. Bu hususta İbnu Mesud "herÅŸeyde emânete riâyet vâcibtir. Hatta abdestde, namazda, oruçta ve zekatta bile..." diyor. Burada halkı ilgilendiren ve zenginle fakirin arasını düzelten zekat, emânet bakımından önemli bir meseledir. Fakat, emânet meselesi, Allah'ın farzlarından sonra doÄŸrudan doÄŸruya cemiyet ile alakalıdır. Elde edilen bir devlet makamının halka hizmet için adaletle iÅŸlemesi, ödünç alınan bir eÅŸyanın sahibine saÄŸlam olarak iâde edilmesi, ölçü ve tartılarda doÄŸru davranılması emanete riâyettir. Hem insanların sırlarını ifÅŸa etmemek ve kusurlarını araÅŸtırmamak ta emanettir...Ayrıca, bilginlerin halkı irÅŸâd etmesi, karı-kocanın birbirine itaatli ve vefakâr olması, erkanı devlette halkın iÅŸlerini ehline yâni, becerikli ve doÄŸru insanlara tevdî etmek de emânete riâyettir…5
İnsanın zalim ve cahil oluÅŸu, sahip olduÄŸu eÅŸsiz emanetlerin farkında olmayışıdır. Kâlû-belâda verdiÄŸimiz sözü hatırlamak gibi bir kabiliyetimiz yoktur. Bu söz iradî deÄŸil, fıtrî olarak verilmiÅŸ bir sözdür ve bu konuda Kur'ân’a itimad etmemiz ve mümin olmamız yeterlidir.
DİPNOTLAR:
1- Ahzab Sûresi, 33/72;
2- Tekâsür Sûresi, 102/8;
3- Haya-tü's-Sahâbe, 3/214.
4- Beyzâvî, Envâr...C.2,s;102 (Mecmuatü minet-Tefâsir içinde)
5- Hâzin, Lubâb… C.2, s.102 (Mecmuatü minet-Tefâsir içinde)
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
ABDÜLKADİR ETÖZ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.