| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Gençlik Radyo’da hazırlayıp sunduğum Pozitif Bakış programımın bu haftaki konuğu Konya İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Halil Şahin beyefendi idi.09.09.2008 00:32:04
Şahin, yeni eğitim öğretim yılına ilişkin çok önemli açıklamalar yaptı. Bütün açıklamalarının ortak noktası milli eğitim olarak, eğitim adına yapılan her şeyin takipçisiyiz. Ben de programcı olarak eğitim adına köprü olmaya (eğitimci-veli-öğrenci arasında) çalışacağımı ifade ederken Sayın Şahin’den de bu konuda sözümüzü aldık. Yalnız şu kadarını söyleyeyim; Sayın Şahin ziyadesiyle beyefendi…
Bize çok güzel bir jest yaptılar. Umarım dinleyicilerimize de faydalı olabilmişizdir. Ben Sayın Şahin’in nezdinde yeni eğitim -öğretim yılının tüm öğrenci ve öğretmenlerimize hayırlı olmasını temenni ederken, İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin’e tekrar teşekkür ediyorum.
Bu arada programda söz verdiğim ama yetiştiremediğim bir öğretmenin mektubunu sizlere sunuyorum. Yeni eğitim yılının ilk günlerinde daha iyi ve gelecek vadeden şeyler yazmak isterdim, ama maalesef bunlar da bizim gerçeklerimiz.
Merhaba!
İstanbul'da bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Çalıştığım okul, çoğunluğu Anadolu’nun en ücra köylerinden gelip yerleşen (yerleşemeyen) insanların oturduğu bir çevrede.
Etrafımız gecekondu mahalleri.
Gecekondu olmayan yerlerde de derme çatma binalar var.
İstanbul’un pek çok yerinde artık görmeye alıştığımız bir manzara var aslında burada da.
Sözünü ettiğim yerleşim yerinin 5 dakikalık mesafesinde modern bir alışveriş merkezi var!
Atardamarın hemen üzerinde bu okul.
Bu okuyacaklarınızın hepsi gerçektir
Ve sizin şehrinizin varoşlarında da yaşanmakta olduğuna veya çok yakında yaşanacağına şüpheniz olmasın…
Bu yıl lise 1. sınıfta okuma yazma bilmeyen bir öğrenci var.
Bir öğrenci okula "satır" getirmekten uzaklaştırma cezası aldı.
İki hafta önce okulun önünde çıkan bir kavgada bir öğrencimin boynu döner bıçağı ile kesildi; 28 dikiş atıldı.
Bu çevrede kimse kışın akşam beşten sonra sokakta yalnız yürümüyor.
Geçtiğimiz hafta, bebek bekleyen müdür yardımcımız bir öğrenci tarafından karnı tekmelenmekle tehdit edildi.
Dışarıdan elini kolunu sallaya sallaya giren bir adam, kendisini dışarı çıkarmaya çalışan kat nöbetçisi bayan öğretmeni bıçakla tehdit etti.
Derste sıkıntı yarattığı için öğretmeni tarafından cezalandırılan öğrencinin aşiret olan ailesi okulu bastı.
Bir öğretmenimiz sınıfta bıraktığı öğrenciden tehdit telefonları aldı.
Öğrencilerimizin % 86'sı sigara içiyor.
Öğrencilerimizin % 42'si hap kullanıyor.
Okulun etrafında hap satanları, okulun içinde hap kullananları polis biliyor.
Öğrencilerimizin % 23'ü ensest ilişki mağduru.
Geçtiğimiz yıl bir kız öğrencimizin babası çocuğundan (öğrencimizden) dayak yediği için okula sığındı.
Yalnızca koridorda birbirlerine çarptıkları için kavgaya tutuşan iki kız öğrencinin aileleri okulun önünde birbirlerine yumruk yumruğa saldırdılar.
Bazı kız öğrenciler 100 kontör karşılığında minibüs şoförlerine, halı saha sahiplerine kendilerini kullandırtıyorlar. (cinsel anlamda)
Bu yıl bir erkek öğrenci, bir kız öğrencinin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söyleyerek şikayette bulundu.
Geçtiğimiz yıl bir anne, kızının saçının boyalı olması üzerine okula çağırıldığında, kızını okula koca bulmak için gönderdiğini bu nedenle de süslenmesi gerektiğini söyledi.
Velilerin % 42'si kayıttan sonra bir daha okula uğramıyor.
Maddi yetersizlikten dolayı üç, dört aile bir oda-bir salon bir evi paylaşıyorlar. (sayıları azımsanamayacak
Her ay öğretmenler aramızda para toplayıp bir öğrenciye bot, palto veya okul araç gereçleri alıyoruz.
Geçtiğimiz yıl cuma okul kapanış töreninde baygınlık geçiren bir öğrencinin iki gündür hiçbir şey yemediğini öğreniyoruz.
Öğrencilerin çoğunun hayatında kan davası, intihar, boşanma, dayak, kaçma, kaçırılma, hapis gibi hikayeler var. (ailelerinde yaşanmış)
Geçtiğimiz yıl iki gün boyunca evine gitmeyen bir öğrenciyi velisi gelip okulda arıyor. (kızın biriyle kaçtığı anlaşılıyor daha sonra.)
Annesi babası ayrı veya boşanmış olan öğrencilerin çoğu uzak akrabaların yanında kalıyor. anne ya da baba almak istemiyorlar veya üvey anne-babalar istemiyor.
Geçtiğimiz yıl sorun çıkardığı için müdür tarafından tartaklanan bir öğrenci mahalleden topladığı tanıdıklarıyla müdürün odasını basıp tehditler savurdu.
Veliler toplantılara "ocakta yemeklerini bırakarak", ayakkabılarının topuğuna basarak, mantolarını omuzlarına atarak geliyorlar.
Velilerin büyük bir çoğunluğu öğretmene nasıl hitap edileceğini bilmiyor. (güzelim, hanım kızım, sen, hocaaaaa, ablası!!!)
Sakallı, şalvarlı, cüppeli bir veli toplantılara gelip yalnızca erkek öğretmenlerle görüşüyor!
Geçtiğimiz yıl 1000 öğrenci kapasitesi olan okulda kütüphaneye üye olanların sayısı 7(yedi)'ydi.
Öğrenci tanıma formlarındaki "çaldığınız müzik alet(ler)i" bölümüne radyo, teyp, walkman yazan azımsanamayacak sayıda öğrenci var.
Öğrencilerin azımsanamayacak bir bölümü doğum tarihlerinin gün ve ay kısımlarını doğru yazıyorlar ancak yıl bölümüne 2004 yazıyorlar!
Lise birinci sınıf öğrencilerim "soru işareti nerede kullanılır?" soruma yanıt veremediler.
10. sınıfa kayıt yaptıran bu öğrenciler çarpım tablosunu bilmiyorlar; 10 ve katları ile çarpma ya da bölme işlemi yaparken bile hesap makinesi kullanıyorlar. (geçtiğimiz ay sinirden gözlerine kan oturmuş bir halde sınıftan çıkan matematik öğretmenimiz koltuğa çökerken öğrencilere bir ders boyunca 300'ü 2'ye böldüremediğini anlattı.)
Maddi durumu iyi olan sayılı öğrencilerden birinin velisi, geçtiğimiz yıl akan damımızı onardı. (notlarının hemen hepsi zayıf olan öğrencinin sınıf geçmesi şartıyla!)
Öğrencilerimizin % 60‘ı sağlıksız beslenmeden dolayı hasta (aralarında dispanserlik olanlar var) ancak öğrencilerimizin % 90’ında cep telefonu var. (cep telefonları son model, bazıları kameralı)
Ben bu okulda 3 yıldır öğretmenlik yapmaya çalışıyorum.
Bu olaylara alışmamak için, artık alışıp bunları neredeyse doğal karşılayan yılların öğretmenleri gibi olmamak için uğraşıyorum.
Biliyorum ki eğer alışırsam geleceğe dair hiçbir umudum kalmayacak.
Her gün büyük bir çaresizlik ve endişeyle "acaba bugün ne olacak?" diye başlıyorum işime.
Olaysız geçen günler Allah’ın nimeti!
Sınıfta gezinerek ders anlatırken Atatürk’ün gözleriyle karşılaşmamaya çalışıyorum, kafamı kaldırıp resmine bakamıyorum.
Başımın üzerinden "ey Türk gençliği!" diye bağırdıkça utancımdan omuzlarıma gömülüyorum.
10 Kasım’larda, 29 Ekim’lerde şiirler okunurken, marşımızı dinlerken ağladığımda herkes günün anlamına ağladığımı sanıyor; oysa çaresizliğe ağlıyorum.
Daha yazacaktım, ama utancımdan yazmaya devam edemiyorum.
Saygılarımla…
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 7 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.