| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Medya savaşlarına alışmıştık…16.09.2008 10:36:08
Hürriyet, Akşam grubu… Sabah, Hürriyet grubu…
Ama son yaşananlar neredeyse tarihte bir ilk. Bir Başbakan ve bir medya patronu kavgası. İki farklı kesim ve iki farklı görüş. Birinci görüş; Yahu bu Başbakan neyine güveniyor da Türkiye’nin en büyük medya patronuna kafa tutuyor?
İkinci kesim ise bu nasıl bir güçtür ki koskoca ülkenin Başbakanına bir medya patronu kafa tutuyor?
Birinci kesimin insanları, medyanın ikinci, üçüncü değil bütün ülkeyi yönlendiren birinci güç olduğunu iyi bilenler... Ya da kaymağa alışık insanların ta kendileri... Biz bunların canlı örneklerini sürekli görmekteyiz. Gazete logolu mektuplarla özel mülk almaya çalışanlar… Devlet kademelerindeyken, gazete patronlarına yağ çekenler ve emekli olunca da gazete birimlerinde yerini alanlar…
Emin Şirin’i hepiniz tanırsınız. Hani şu neredeyse parti beğenmeyerek, partiler üstü bir vasfa sahip adam… Gazeteci Nazlı Ilıcak’ın eski kocası… Ve bildiğiniz gibi en son Genç Partinin yaşlı kurdu… Başbakan’la anlaşamadığını söyleyerek, başka bir partiye ve oradan da Genç Parti’nin ikinci adamı olarak Genç Parti’ye geçti. Genç Parti Genel Başkanıyla birlikte hareket ederek Başbakanı dize getirmeye çalışıyorlardı. Birinci stratejiyi takip edenler Genç Partinin (belki olamayan paralarına inanarak gittiği) maddi yüzüne aldanarak meydan savaşı başlatan ve bu savaştan ağır yaralı olarak kurtulabilen Emin Şirin’i örnek alırlarsa daha sağlıklı bir yol izlemiş olurlar. Daha mı? Neredeyse üç-dört dönem üst üste Türkiye’de hükümet olan partiyi devralıp sıfırı bile tüketen Erkan Mumcu’yu… Ya da Mehmet Ağar’ı…
İkinci kesim ise tamamen farklı duygular içerisinde. Bu kesim sadece olayın görünen yüzünden başkasını okuyamayan gariban ama ülkenin iyi niyetli sahipleri… Buna en güzel örneği karikatürist Salih Memecan vermiş, Başbakanın bu (deyim yerindeyse) savaştaki en büyük desteği, rakibin beğenmediği “göbeğini kaşıyan insanlardır” diyerek. Bu kesim bu medya patronunun halkının paralarının uçup gitmesine sebep olan bir sürecin, bir savaşın başlama düdüğünü çalanların onlar olduğunu okuyamayan, garip ama onurlu kesimdir. Bu kesim, bu patronlarının bir kere bahçeye dadanmış olduğunu bilmeyen kesimdir. Bu kesim tuttuğu parmağı yalayan başbakanların olduğu dönemden gelip, imtiyazlı döneminde bornozlarla Başbakan karşılayan ya da bornoza yüz sürecek Başbakanların olduğunu okuyamayan kesimdir… Bu kesim “fakir, ama onurlu” ülkenin omuz omuza savaşan gerçek varisleridir.
Aslında bir üçüncü kesim daha var, ama… Önce size bir soru sorayım mı? Bu iki kesim arasındaki en belirgin farkı bulabilir misiniz? İsterseniz bu soruya ben cevap vereyim… Birinci kesim, küreselleşen dünyada yerini alma atlayışında başarılı olamazken, kendi kabuğunu da kıramamıştır. Tam aksine ikinci kesim ise, doğru atılan adımlarla, ülkesinde söz sahibi olduğu gibi, dünyada da adından söz ettirerek, dünyadaki yerini hazır etmiştir. Doğru adım ve doğru adamlarla… Hatta o kadar ki kendi medya gücünü bile oluşturmuştur. Hemen bu bağlamda Aydın Doğan ve silahşorlarının unuttuğu en belirgin etken de zaten budur.
Üçüncü kesim ise, yeni bir medya gücü oluşturulduktan sonra ortaya çıkacağa benziyor. Yeni ortaya çıkacak grubun da farkındadır herhalde Aydın Doğan ve ekibi… Çok yakında piyasaya hızlı bir giriş yapacak olan grup, Doğan Grubunun pastasından da pay alacağa benziyor.
Tek korkum (!) nedir biliyor musunuz?
Yeni çıkacak bu grup da küresel dünyadaki yerini sağlamlaştırmak için ikinci kesime katılırsa, Doğan Grubu’nun vay haline…
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 7 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.