Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Doğru Soruyu Sormak

-

Abdullah Palazoğlu Müslüman olmuş. Dindar kesimin dikkatini onun nasıl Müslüman olduğu konusu çekiyor.17.09.2008 00:21:18
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

Aslında bir Müslümanken nasıl Hıristiyan olduğu bizi asıl ilgilendirmesi gereken konudur.

  Kafamızda öyle tek yönlü yargılar var ki; doğruluğunu sorgulamıyor ve habire peşinden koşturmayı görev biliyoruz. Tüm dünyayı Müslüman yapmak gibi bir bilinçaltına sahip olduğumuzu düşünmeye başladım.

  Böyle bir bilinçaltının bize ne gibi bir fayda sağlayacağını da henüz çözebilmiş değilim. Öyle anlaşılıyor ki çözebileceğimi de sanmıyorum.

   Misyonerlik, kilisenin sistemli olarak yaptığı bir sömürge hareketi. Bunun karşısında başarısızlığımız artık ayan beyan ortada iken, dindar kesimin kendisine doğru soruları sorup cevap bulması gerekmektedir. Ama bizde başımızı kuma gömme olayından vazgeçecek yürek yok. Bir türlü kabullenemiyoruz kilise karşısındaki mağlubiyeti. Bir kabul edebilsek, inanın o gün galibiyete ilk adımı atabileceğiz.

   Kabullenmenin ilk adımı bu olay özelinde doğru soruyu sorabilmektir. Bu soru da: Abdullah Palazoğlu ne oldu da Andreas Palaylogos oldu?

  Bunu sorabilirsek, "biz nerede yanlış yaptık?" sorusunun da doğru cevabını bulma şansımız artar.

  Görsel basından takip edebildiğim kadarı ile Abdullah Bey’in hayatında sevgi’nin eksik olması onu bu çalkantılı hayatı yaşamaya itmiş. Aileden sevgi görmemiş, bunun üzerine bir de Kur’an Kursu’na gitmiş. Gitmiş diyorum, çünkü o ortamlardaki sevgisizliğin mağdurlarından  biri de benim.

  Kur’an kurslarının misyonerliğe hizmet ettiğini iddia etsem, bu olay bile delil olarak yeterdi, ama ben yaptığı yanlışları savunmayı cihad sayan bazı şahıslara fırsat vermek istemiyorum.

   Kur’an Kurslarında geçmişte yaşananların tanığı olan ben; korkudan değil (o adamlar öğrencilerinden korkarak yaşıyorlar artık) onların kendilerini adam sanmamaları için böyle bir iddiaya yeltenmiyorum. Seksenli yıllardan doksanlı yılların başlarına kadar o ortamlarda bulunmuş ve o sevgisiz ortamdan nasibini dayak olarak almış birçok dostum var.

   Şimdi eğer samimi iseler önce ortaya çıkıp geçmişte yaptıklarından dolayı bu milletin evlatlarından özür dilerler. Yoksa inlerinde hayatlarını tüketsinler, nasıl olsa öteki dünyada kendilerini ilah gibi gören bu adamlar karşıma/karşımıza gelecekler ve orada sevapları benim/bizim alacaklarıma/alacaklarımıza bile yetmeyecek. Bundan şüpheleri olmasın. 

  89 yılında hocam konumunda (hocam demiyorum-bana bir şey öğretmedi, Kur’an okumayı önce öğrenmiştim) bulunmuş bir şahısla, 2001 baharında S.Ü. İlahiyat fakültesi kantininde karşılaştım. Bana geçmişte yaşananlardan dolayı küfredip etmediğimi sordu. Ben de kendisine “benim için siz küfredecek kadar değerli değilsiniz” demiştim. Bu cümleyi sarf ettiren adamların Kur’an eğitimi verdiklerini düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum.

   Bu cümleyi anlayacak kapasite yoktu karşımda duranda, bunu biliyorum; ama iyi bir şey söylemediğimi anlamıştı. Zaten aksini bekleyecek bir geçmişe de sahip değildi.

Bu yazı toplam 142 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.