Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

Kazanımları Doğru Kullanmak

-

Misyonerlik karşısında sağlam bir toplumsal duruşa sahip olmadığımızı cümle alem biliyor. Bu konuda en dirençli nokta olan Sünni halk bile artık risk altında. 23.09.2008 07:50:14
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

Bu ifadelerimden misyonerliğe karşı olduğum gibi bir sonuç çıkarılmasın. Tam tersine Müslümanlar arasında bilinçli dindarlığın güçlü misyoner faaliyetlerle ortaya çıkacağını düşünenlerdenim.

   Öyle ortamlarda bulundum ki; “misyonerler ellerini çabuk tutsunlar ki, Müslümanlar dinlerini anlatmak için daha rahat bir ortama kavuşsunlar,” dediğim zamanlar çok olmuştur.

 

     Samimi dindarların faaliyetlerinin irticai faaliyet olarak görüldüğü yerleşim yerlerinde bulunursanız ne demek istediğimi daha net anlayacak ve bana hak vereceksiniz.

 

  Öncelikle misyonerlerin her geçen gün birilerini kazanmakta olduğunu kabul etmek gerekir ki, bu bizim kaybımız anlamına geliyor nicelik olarak; nitelik olarak öyle olmasa da.

  

  Yeni kayıpların olmaması için kazanımların doğru ve yerinde kullanımı kaçınılmazdır. Buda olayın neresinde olduğumuzu iyi tespit etmek gereğini ortaya koyar.

 

  Olayın neresinde olduğumuzu tespit edebilmenin yolu ise olup-biteni doğru okuma yanında kendimizi ve olmasını istediğimiz şeyi iyi görmekten geçer.

 

    Abdullah Palazoğlu’nun  yeniden Müslüman olması hasebi ile gündeme gelen “İslamı seçme nedenleri” üzerinde oluşan ilginin doğru kanalize edilebilmesi için, bugün işe yararlığının ortaya konabilmesi gerekir. Biz onun gibilerin Müslüman olmasından; Müslüman bulunmuş olmamız hasebi ile, kendimize bir pay çıkarma yarışına girme eğilimindeyiz. Oysa böyle bir  şeye ne hakkımız var,  nede lüksümüz.

 

   Eğer biz birinin Müslüman olmasında, dolaylı da olsa bir katkıya sahip değilsek; sadece Müslüman olan şahıslar adına sevinebiliriz, başka değil.

   Palazoğlu, doğru yararlanabilirsek bugün bizim bir kazanımımızdır, ama o hâlâ haftalık 50 YTL’ye hamallık yaptığına göre henüz kazanım sayılmaz. Sadece Allah’ı tanımış olması hasebi ile onun adına mutluyuz.

  

   Doğru faydalanabilmek için koltuklarında kurulmuş oturan bilgiç kesimin aynaya bakıp cahaletini hatırlaması ve bu şahsa kulak vermesi şart. Onun hayatının kırıldığı noktadan itibaren iyi okunması, tek bir virgülünün bile gözden kaçırılmaması ilgililerin görevidir.

   Onun hayatının kırıldığı nokta “din eğitimi ve sevgisizlik” olduğuna göre, bu noktada mahalle imamından İlahiyat dekanına kadar birçok sahsa il bazında büyük iş düşmektedir.

 

  Anlayabildiğim kadarı ile sevgisiz/baskıcı Kur’an Kursu anlayışı Anadolu’nun tamamında rastlanan bir durum değil. Öğrenci üzerinde baskı kurarak zorbalık yapma işi Konya’daki şahıslara özgü bir şey gibi duruyor.

 

  Abdullah bey tam da bu noktada Kur’an Kurslarında Din sunumu konusunda Danışmanlık yapabilir. Bu konuda kadrolu eleman olması gerekmez, zira maddi olarak bir maaşla danışmanlık istemek etik değildir.

 

   Ayrıca İlahiyat Fakültelerinde diğer dinler ve mezhepleri ile ilgili kürsüler artık kurulmalıdır. Diyanet  ise misyonerlik üzerinde çalışan ve İl/İlçe yapılanmaları olan bir birimi vakit kaybetmeden oluşturmalıdır.    

Bu yazı toplam 113 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

Şu an sitemizde 4 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.