| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Arabca salâtın başı bu dünyâda namazdır. Iyd’ın (bayramın) başı da (cennette Allah’ı görme) Rü’yet’ullah’dır. Yâni bu dünyada hizmet, öte dünyada ücrettir.29.09.2008 13:55:28
Salâtın diğer anlamlarından bazıları selâm, duâ, ibadet, saygı, bağlılık, güzel bir âdeti koruma ve kollama gibi mânâları tazammun eder. Bayramlar da zahmet ve hüzünden kurtuluşu, ödül alma ve sevinci ifade eder. Bu yazımızda, bir mü’min için namazın en büyük salât olduğunu ve bayramın da onun ödülü olduğunu özetle vurgulamağa çalıştık.
Namaz, yâni salât, kişinin yaratılış sebebine ve var oluş gâyesine uygun hareket etmesi ve davranmasıdır. Yâni, insanın fıtratı selîmesini koruması için, Rabbi olan Allah’ın emrine itaat etmesi ve O’nun emrine göre yaşaması, namazla kendini Allah’a sevdirmesi ve günahlara karşı kendisini muhafaza etmesidir.
Salâtın çeşitleri vardır. Allah’ın salâtı, kullarına karşı “Rab”lik vazifesini hakkıyla yapmasıdır. Meleklerin salâtı, yaratılış gayelerini göre, Allah’ın emrine uygun çalışmaktır. Peygamberlerin salâtı, risâlet ve örnek kulluk görevlerini yerine getirmektir. Cin ve insanların salatı da, başta Allah’a itaat ve ibadet olmak üzere, peygambere ve adâlete itaat etmektir. Bunun için de akıllı, bilgili ve imânlı olmak yeterlidir.
Bayramlara gelince: Bunlar 6 adet olup baştan sona doğru gittikçe şerefi ve azameti artan bayramlardır. Senede iki kere tekerrür eden ve hayat boyu yaşadığımız bu mübârek bayramların her ikisi de orijinal ve semâvî havasıyla, bizim dünyevî hayatımızı Arşın Rabbi olan Allah’a bağlar. Her çalışmanın bir ücreti, her hüznün bir selâmeti vardır. Bayramlar da hüzünlerin sevince ve çalışmanın ücrete ve ödüle dönüştüğü sevgi ve sevinç günleridir. Altı bayramın ilk ikisi her sene tekrar eden 1. Ramazan ve 2. Kurban, (diğer üçü birer kere yaşanır) 3. Ölürken îman, 4. Mahşerde Emân, 5, Cennete Girildiği zaman. Altıncısı en büyük lütuf olan bayram, sonsuz güzellik yurdu olan cennette, sonsuz güzelliğin aralıkla tecelli ettiği sevgi ve aşk bayramı, Rü’yet’ullâh’a Mazhar olunduğu an’dır. Bütün bayramlar, 6.Bayram’a hazırlık ve alıştırma için ihsan edilmiştir.
Hz. Peygamberi (asm) inkâr eden hiçbir nûra ve hayra mazhar olamaz
Peygamberler, salât emrini tebliğ ve bayram lütfunu tebşîr için geldiler. Salâtsız ve itaatsızları Cehennemle tehdît etmek, salât ve itaat ehlini cennetle müjdemek için örnek bir tebli görevi yaptılar. Müslümanın sadece namazı değil, her türlü ibadeti; orucu, zekâtı ve haccı da rabbi için onun salâtıdır. Hz.Muhammed (sav) Bütün peygamberleri temsil ve tezkiye etmek için gönderildi. Çünkü İslâm’dan önceki dinlerin, namazı, bayramı ve inanç esasları tağyîr ve tebdil edilmişti. Peygamberler için, sonradan mukaddes kitablarda iftiralar yazıldı. Hz. Muhammed (sav) hak ile bâtılı fasletmek, yalanla doğruluğu tashih etmek ve Allah’ın dinini tekmil etmek için gönderildi.
İnsanların mücerred “Lâilâheillallah” demeleri kâfi değildir. Yâni, “Muhammedürrasûlullah” demezse hiç kimse ehl-i necat olamaz. Çünkü, Kelime-i şehâdetin iki rüknü birbirinden ayrılmaz, birbirini ispat eder, biri diğerine delil ve hüccetir. Muhammed’in (sav) Resûl olduğu mûcize ile desteklendiği gibi, O da Allah’ın varlığını ve birliğini iddia ve isbat için, Kur’ân diliyle konuşur. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam “Hâtemü'l-Enbiya”dır, bütün enbiyanın sonuncusu ve onların vârisidir. Elbette, Allah’a ulaşma ve bütün hayırlara kavuşma yollarının başındadır. Onun büyük caddesi ve doğru yolundan başka hakikat ve necat yolu olamaz. Bütün ehl-i marifet ve hak yolunu bulan büyük imamlar, Şeyh Sâdi-i Şirâzî gibi derler: "…Hz. Muhammed'i (sav) örnek almadan bir kimsenin selâmet ve safâ yolunu bulması imkânsızdır. “Hem Muhammed’in (sav) tevhide giden doğru yolundan başka bütün yollar kapalıdır. Ancak Hazret-i Muhammed'in (asm) yolu açıktır" demişler.
Ancak, bazı insanlar bilmeden fıtrata tâbi olarak cadde-i Ahmediye’de (sav) gittikleri zaman doğrulukla onun yoluna girmiş olurlar. Hem bazen olur ki, Peygamberi bilmeden; hayat tarzları ve fıtrî temiz ahlakları ile gittikleri yol, cadde-i Ahmediye’ye çıkan patikalar hükmündedir. Dünyanın cazibeli fitnesinden, para ve mal hırsından uzak kalan münzevîler, bir nevi fetret hayatı yaşayan bedevî ve köylüler gibi, fıtrat peygamberini düşünmeyerek "Lâilâheillallah" demeleri onlara kâfî gelip necat bulabilirler.
Fakat bununla beraber, en önemli bir husus da şudur ki: Kabul etmemek başkadır, kabul edecek şeyi bilmemek başkadır. Yâni, Peygamberi bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlâhi’den yalnız "Lâilâheillallah"ı biliyorlar. Bunlar ehli necat olabilirler. Fakat Peygamberi işiten ve dâvasını bilen kimseler, onu tasdik etmezse, Cenâb-ı Hakkı tanımış olmaz. Böyle kimselerin Allah hakkında yalnız "Lâilâheillallah" kelâmını söylemeleri, kurtuluş sebebi olan tevhidi ifade etmez. Çünkü, kendine ulaşan bilgiyi ve hakkı, tahkîk ederek kabul etmeyen, peygamberi ve getirdiği mesaj olan Kur’ân’ı inkar olduğu için küfre düşmekten kurtulamaz. Tabii ki namazı ve bayramı da olamaz. Fakat, bir dereceye kadar, kabul edeceği şeyi bilmeyenin mazereti vardır ve sadece Allah’ı bilmesiyle imânı yeterli olur.
Binlerce mu'cizâtıyla, Kur’ân âyetleri ve sünnet olan asârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev-i beşerin eşrefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamı inkâr eden bir adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nûra mazhar olamaz ve Allah'ı tanıyamaz.1
Her dinde namaz farzdı
Allah, her peygambere ve ümmetine, temelde değişmeyen iman esasları başta olmak üzere, şekil ve detaylarında kısmen farklılıklar olsa da, namazı, orucu ve zekâtı emretmiştir. Bunu Kur'ân'dan öğreniyoruz. Meselâ, "Ey îman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı"2 âyetiyle orucun bizden önceki ümmetlere de farz kılındığını bildiren Kur'ân’a göre bizden önceki ümmetlerin de bizim gibi namaz, oruç ve zekât la mükellef olduğunu görüyoruz. Bu hususta Kur’ân’dan birkaç örnek arzedelim:
1- Hazret-i İbrâhim’in (sav) namazı: “İbrahim dedi ki: '...Rabbimiz! ben zürriyetimden kimini… namazlarını Beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadide yerleştirdim.....Yâ Rabbi beni ve benim neslimden olanları namazda devamlı kıl. Ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur” 3
2- Hazret-i İsmail'de (sav) namaz ve zekât: "Kitapta İsmail'i de an. Muhakkak ki o vaadinde sadıktı ve Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Ve Rabbinin katında rızâya erişmiş bir kul idi” 4
3- Hazret-i İshak ve Hazret-i Yakup'ta (as) namaz ve zekât: "Biz İbrahim'e İshâk'ı verdik. Bir de torunu Yâkub'u ihsan ettik. Her birisini sâlihlerden kıldık. Onları, emrimizle doğru yolu gösteren rehberler yaptık. Ve onlara hayırlı işlerde bulunmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahy ettik. Onlar ancak bize ibâdet eden kullardı” 5
4- Hazret-i Lokman'da (as) namaz: “…Oğlum! Namazını dosdoğru kıl! İyiliği emret! Kötülükten sakındır! Başına gelene sabret! Şüphesiz ki bunlar, uğrunda azim ve sebat edilmeye değer şeylerdir. “6
5- Hazret-i Şuayb'ta (as) namaz: "Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı yasaklayan senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin.” 7
6- Hazret-i Musa'da (as) namaz ve zekât: "Seni Ben peygamber seçtim. Şimdi vahy olunanı dinle. Muhakkak ki, Allah Ben'im. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et. Ve Beni anmak için namaz kıl. Kıyamet mutlaka gelecektir. Onun vaktini gizliyorum ki, herkes neye çalışıyorsa onun karşılığını görsün."8
"Mûsâ ve kardeşine, 'Mısır'da milletinize evler hazırlayın. Evlerinizi namazgah edinin. Namaz kılın.' diye vahy ettik. 'İnananlara müjdele.”9
"İsrail oğullarından, 'Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı kılın. Zekâtı verin." diye söz almıştık. Sonra siz, pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zâten döneksiniz."10
7- Hazret-i isa'da (as) namaz ve zekât: "…Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi. Ve beni peygamber yaptı. Bulunduğum her yerde beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namaz ve zekâtı emretti. Ve beni anneme itaatkâr kıldı. Beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün de, öldüğüm gün de, hayat verilerek diriltileceğim gün de selâmet üzerimedir." İşte Meryem oğlu Isâ budur."11
Mülk Sûresi’nin başında, insan ve cinlerin ibadet için yaratıldıkları belirtilir. İbadetin başı, namaz olduğu gibi, bayramların başı ve en büyüğü de Cennette Rab Teâlâ olan Allah’ı görmektir. İyi namaz kılmak için akıllı, bilgili, doğru ve iyi ahlaklı olmak gerekir. Namaz kılmayanlar ve arada bir kıldığı zaman sıkılanlar, ya itikadı bozuk, ya cahil veya ibadet tembeli kimselerdir. Namazı bir kaygıdan kurtulma adına edâ eden, onu hızlı ve çabuk kılan ve kıldıranlar gafil müminlerdir. Ancak îmânı kamil namaz âşıkları ve Efendimiz’in (sav) “gözümün nûru” dediği namazın hakkını (huşû ile) verenler “Rü’yetu’llah” bayramını hak ederler. Çünkü dünya hayatı hizmet ve çalışma yurdu; âhiret hayatı ise, ödül ve sevinme yurdudur
______________________________
Dipnotlar:
1- Bediüzzaman, Mektûbât, s. 321
2- K.K. 2 / Bakara Sûresi,183
3- K.K. 14 / İbrâhîm Sûresi, 37-40
4- K.K. 19 / Meryem Sûresi, 54-55
5- K.K. 21 / Enbiyâ Sûresi, 72, 73
6- K.K. 31 / Lokman Sûresi,13-17
7- K.K. 11 / Hûd Sûresi, 87
8- K.K. 20 / Tâhâ Sûresi, 13 -15
9- K.K. 10 / Yûnus Sûresi, 87
10- K.K. 2 / Bakara Sûresi, 83
11- K.K. 19 / Meryem Sûresi, 29-34.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 6 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.