| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
8 Ekim günü yayınlanan “Akşam Gazetesi”ni okuyanlar gördüklerine inanamadı. Gazete, ancak dil bayramları vesilesiyle hatırlanan Türk Dili’ni tartışan meclisi “hiç alakasız konular için saatlerce enerji harcadı” ifadelerini kullanarak manşetten verdi.17.10.2008 08:58:03
Türk Dilindeki yabancılaşmayı konuşmak mı alakasız olan? 26 Eylülün dil bayramı olmasından dolayı zaten gecikmeli olarak yılda bir kez görüşülen bu konuyu önemsemek yerine yermeyi tercih eden gazetenin yaptığı maalesef bir talihsizlik ama milletimizin genel eğilimini göstermesi açısından ise ürkütücü. Türkçenin korunması en başta gelen gündemimiz olmalı ki; bir milleti millet yapan birinci özellik korunmuş olsun. Türkçemizi koruyalım ki, kültürümüzün binlerce kelimeyle çekilen fotoğrafları gelecek nesillere ulaşsın.
…
Karaman belediyesi mayıs ayında Türkçe şenlikleri yapıyor ama şenliklerde Türkçenin “T”si bile geçmiyor. Mehmet Bey’in kabri başında ayran pilav yenip sonrada Türkçe özürlü sanatçılarla statlarda sözüm ona ziyafetler çekiliyor. Yani o kadar alakasız bir kutlama programı hazırlıyorlar ki sonunda “karpuz şenliğinde seçilen karpuz güzelini” örnek alıp bir Türkçe güzeli seçmedikleri kalıyor. Bu ülkenin okullarında her şey için şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenleniyor ama basireti bağlanmış insanlar sıra Türkçeye gelince nedense hiç önemsemiyor. Türkçenin bize armağanı, atalarımızın diline ve dudaklarına bulaşmış güzel kelimeleri yan yana getirecek, edebi eserler üretecek bir yarışma yapmaktan bile aciz kalıyoruz. Dilimizin güzellikleri birkaç akademisyenin tozlu raflarında “tez” olmaktan çıkartılıp vatan sathına yayılmalıdır. Her şeyi korumaya yönelik tedbirler alıyoruz ama Türkçemizi koruyacak ve kollayacak bir birimimiz yok. Spor bakanlığı bile var ama Türkçe Bakanlığı yok. Dilimiz açık alanda ve her türlü saldırıya karşı korunmasız durumda. Her geçen yılda birkaç kelimemiz daha toprağa gömülüyor. İstanbul Türkçesi ve “gösteriş entelektüeli” olma adına köylülerimizin dilinde kalmış Türkçe kelimeler ya onlarla ölüp gitmekte ya da ayıplanma korkusuyla yeni nesillerce kullanılmamaktadır. Hatta bu şekildeki yüzlerce Öztürkçe kelime Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde yer almamaktadır. İstanbul Türkçesinde karşılığı olmayan birçok kelime unutulup sonra ihtiyaç duyulduğunda ise yabancı dillerden aşırma ile dile kazandırılıyor. Yani bunun anlamı şu: sen evindeki ekmeği çöpe atacaksın sonra karnın acıktığında da komşudan çalacaksın. Bu davranışın etikle uzaktan yakından bir alakası olmadığını hepiniz takdir edersiniz. Tamam, insanların yabancı sözcük kullanmalarının önüne geçemiyorsan bari benim sözcüklerimi sözlüğümden silme. Bırak millet “mama” desin, sen benim “ana”mı sözlüğümden silemezsin.
…
Bin yıl önce ve o zamanın koşullarına rağmen Türk Dilinin en önemli eserlerini yazan Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacip’in yazdıkları olmasa şimdi halimiz ne olurdu hiç düşündünüz mü? Bu iki Türkçe sevdalısı kendi başlarına bunca çalışmalar yaparken koskoca kurum ve kuruluşlarımızla biz ne yapıyoruz? Kocaman bir hiç! Ne yaptığı belli olmayan bir Türk Dil Kurumu’nun dışında bu işle kim ilgileniyor acaba? Her şeyle ilgileniyoruz, her şeye para buluyoruz ama Türkçe araştırmalarına ve bunun yaygınlaştırılmasına para bulamıyoruz. Geçin hadi paralı işleri, biz daha halkımızın ağzındaki kelimeleri bile sözlüğümüze kaydetmekten aciziz. Asla bir gün bir ay sonra değil hemen şimdi ya Türkçe Bakanlığı veya çok aktif çalışacak en azından bir genel müdürlük kurulmalıdır…
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
BEKİR CEVİZCİ - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 1 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.