Son Dakika
BAĞLANTILAR
HAVA TAHMİNLERİ
Konya Ankara
Aksaray Kayseri
Karaman Antalya
Niğde Kırşehir
Afyon Isparta

ASIM'IN NESLİ ve 120

Nadide Ülkü ALTIPARMAK - info@hakimiyet.com

Mehmet Akif Ersoy'u sevenler 12 Mart'ta İstanbul'da ilginç bir etkinliğe imza atacaklar. İstiklal Marşının kabul edildiği tarih olan 12 Mart Çarşamba günü İstanbul'da ilginç bir anma gerçekleşecek. 12.03.2008 01:39:05
Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

ASIM'IN NESLİ ve 120

 

Mehmet Akif Ersoy'u sevenler 12 Mart'ta İstanbul'da ilginç bir etkinliğe imza atacaklar. İstiklal Marşının kabul edildiği tarih olan 12 Mart Çarşamba günü İstanbul'da ilginç bir anma gerçekleşecek. Ellerinde Safahat bulunacak olan Akifseverler İstanbul'un ortasından Akif'in kabrine kadar Safahat okuyarak yürüyecekler. Edirnekapı Şehitliğindeki kabre kadar Safahat okunarak yüründükten sonra Mehmet Akif'e ve onun can dostu Babanzade Ahmet Naim'in ruhlarına fatiha okunacak. Milli Şairin unutulmaması, Safahat’a sahip çıkılması ve organizasyonun düşünülmesi gerçekten çok güzel bir haber. Halen körelmeyen duygu kırıntılarımız, var demek ki.

 

Milli Şairin bir sözü vardır ki. O günlerin vahametini anlatır bizlere.

“Allah bu Millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”demiştir, Mehmet Akif.

Bu sözde binlerce beyit, bu beyitlerde dile gelmeyen acı, umut ve nice duygu saklıdır.  

Nasıl bir ortamda yazılmıştır “İstiklal Marşımız”!!!…

Var oluşla, yok oluş hislerinin çemberinde ki duygulardan kaleme alınmış, bilekle değil yürekle yazılmıştır

 

O günleri unutmamak lazım. Hafızamız hep tazelenmeli ki o günleri biz ve bizden sonraki nesil yaşamasın. Ama gerçek odur ki sabah yatağımızdan kalktığımızda başlıyor bir dünya telaşı, gerekli gereksiz konular, nemelazımcılık; bir fırtına tutuyor bizi, alıp savuruyor, adamsendecilikle. Sohbet ortamlarında ise herkes bilirkişi oluyor, kurtarıcı edasıyla gidiş hattaki yanlışları düzeltiyoruz, kurtarıyoruz vatanı. Televizyon başında ise, Engin Ardıç edasıyla savuruyoruz, yorumları.

Üretmek var mı, işini layıkıyla yapmak var mı önce kendinden başlayarak düzeltmek var mı…

Yoksa, gerisi laf-ı güzaf...

 

Ülkemin yarınlarına dair hep umutlarım olmuştur. En karanlık sıkıntılı günlerinde bile. Ama bazen, kendime, insanıma baktığım zaman ne oluyor, nereye gidiyoruz biz demeden de kendimi alamıyorum.

 

Bu arada 15 Şubat’ta aynayı yüzümüze tutmamızı sağlayacak bir film girdi vizyona. “120” Çocuk haliyle vatan için bir şeyler yapma gayretinde olan kocagönüllü yiğitlerin hikayesiydi, bu film.

Vizyona girdiğinin 2. yada 3. günü sinemaya konukomşu izlemeye gittik. Daha iyisi olabilir miydi? Bunu tartışmıyorum bile, önemli olan mesajı verebilmekti. Mesaj çok netti. Beğenerek izledik filmi. 120 çocuğun Karlara Yazılmış Gerçek Destanını izlerken salona baktığımda ilkokul,lise çağındaki çocuklarıyla gelen aileler, kucağında kundaklı bebeği ile gelen ebeveynler, orta yaşlılar velhasıl izlemek için film seçen değil, film için gelen izleyici vardı salonda.Bizim ekip hazırlıklıydı, selpaklar cepte hazırdı, ağlayarak izlediler filmi.

 

Filmde bir sahne vardı ki akıllara kazınacak kareydi…

Vali başta olmak üzere devleti temsil eden erkan, çocukların cepheye; cephaneyi götürmesine razı değil ama mecburiyet söz konusu, aileler çaresizliğini sessizliğine gizlemiş şekilde ve okul önünde toplanan 120 çocuğa soruluyor:

-Gönüllü olanlar bir adım ileri çıksın.

Türk asker doğar edasıyla, aynı anda bir adım atıyor, 120 çocuk.

En küçüğü henüz 12 yaşında…

 

3’ler 7’ler 40’lar 120’ler 100bin’ler verdi bu millet bu toprağa…

Kadın, kız, yiğit,körpe, nine,dede demeden

 

KİMLERİN vatan topraklarında ezanın susmaması, bayrağın inmemesi, namert ayakların vatan topraklarını çiğnememesi ve gelecek nesillerin vatan toprağında var olması için…  nelerden vazgeçtiğini hatırlayalım, hatırlatalım. Günler gelip geçerken, geçen günler hafızalarımızı silip gitmesin. Gidenler unutulmasın. Bizi biz yapan değerler unutulmasın. Dünya telaşesimi! O ne ki. İki lokma ekmek değil mi karın tokluğunu sağlayan, bedeni ayakta tutan. Kanaat eden her halükarda doyar. Önemli olan ruhu ayakta tutacak tokluk, zenginlik. Neden var olduğunu, ne için yaşadığını unutmamak.

Velhasıl önemli olan Asımın Nesli olabilmek !

 

 

Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "bu bir Avrupa'lı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Cehreler başka, lisanlar, deriler, rengarenk;
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kime bilmem ne bela...
Hani, ta'una zuldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

 

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez suni beşer;
Bu göğüslerse, Hüda'nın ebedi serhattı;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Asım'in nesli... diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar

 

Mehmet Akif Ersoy
(Safahat, Asım adlı şi'rinden)

 

Ruhları şadolsun …

Bu yazı toplam 234 kez okunmuş.

Yorumlar

Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.

İlk yorumu siz yapın!

Şu an sitemizde 5 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.

HakimiyetYeni Gazete İletişim ve Yayıncılık Ltd. Şti. | Copyright © 2008, All Rights Reserved. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Herhangi bir haber veya içerik; izinsiz ve/veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.