| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
İçinde yaşamakta olduğumuz zaman diliminde her dine, her inanca, her ırka, her coğrafyaya, her dile ve her siyasi sisteme mensup olan insanların kahir ekseriyeti dünya malına, mülküne aşırı derecede bağlanır ve gönül kaptırır duruma gelmiştir.22.10.2008 00:26:48
Aşırı derecede mala rağbet, delice makam ve mevkie düşkünlük, bir türlü doymak ve kanmak bilmeyen nefsani arzulara esaret, insanın dünyevileşme hastalığına yakalanmasına sebep olur. Uhrevileşmeyi, yani ilahi emirleri ve yasakları unutmak veya elinin tersiyle arka plana itelemek kişinin dünyaya bağlanmasında en önemli sebep olarak karşımıza çıkar.
Allah ne diyor, Peygamber ne diyor gibi gerçekleri bırakıpta başkaları ne der, çevre ne der gibi düşünceler, fikirleri gündemde tutanlar, böylesine yanlışlara kendilerini kaptıranlar; hak ve hakikatten kopmuş, kulluk vazifelerini yerine getirmekten uzaklaşmış ve dünyanın geçici debdebesine, şatafatına aldanmış olurlar.
Dünyevileşmenin bazı sebepleri, bazı cazip ve aldatıcı yönleri vardır. Kötüyü iyi, çirkini güzel, yanlışı doğru gösteren bu aldatıcı yanlar ve yönler; gereği gibi ayırt edilemez, bunlar üzerinde titiz şekilde analiz yapılamaz ise adem oğlu yakayı dünyaya kaptırmış sayılır.
Dünya; aldatacağı, avutacağı, kendine dost edeceği, bağlayacağı, emri altına alacağı kimseleri ya parayla, ya çeşitli mal ve mülkle, ya makam ve mevki ile, ya çor-çocuk ile, ya da sevilen, hoşa giden bir şeyle aldatarak kendine çeker, kişilerin maneviyat cihetini ya kısmen, ya da tamamen unutturarak dünyevileşmesini gerçekleştirir.
Dünya sevgisini, her sevginin üstünde tutmak, “Üç günlük ömre dört günlük nafaka” gerçeğini unutarak helal ve haram ayrımı yapmadan meşru ve gayri meşruluk sınırlarını hesaba katmadan, Hak’ka kayıtsız, şartsız teslim olma hakikatini asla akla, fikre ve gönüle getirmeden hepten çok kısa olan geçici hayata bağlanmak, onun kulu ve kölesi haline gelmek dünyevileşmenin yüze çıkan en belirgin görüntüsüdür.
Geride bırakmış olduğumuz yirminci asır ile içinde yaşadığımız yirmi birinci yüzyılda; dünya milletlerinin hemen hemen tamamını maddeye bağlanmış, ekonomik gücü her şeyin üstünde kabul eder duruma gelmiş ve parasal açıdan kıyasıya bir yarışın içine girmiş bulunduğunu hep birlikte görüyor, müşahede ediyor ve bizatihi de yaşıyoruz.
Dünya dediğimiz yer küre, insanları kendine çeken görüntüsü hoşa giden bir takım cazip nesnelerle doludur. İşte bu hoşa giden cazip nesneler dünyevileşme hastalığının temelini oluşturur. Dünyaya ve içindekilere fazla rağbet edenler yanılgıya düştüklerini eninde ve sonunda anlarlar amma ve lakin o zaman iş işten geçmiş, ok yaydan fırlamış olur.
Bunları söylerken ve bu açıklamaları yaparken dünya işleri terk edilsin manası çıkarılmamalıdır. Demek istediğimiz; inanmış insanlar olarak bu hayatın yalnız bir parçasını alıp, esas olan ebedi kısmını unutmayı hatırlatmak ve işi dengeli şekilde götürmeye dikkatleri çekmektedir.
Aklı başında her insan, gerçek inanç sahibi her Müslüman, “Dünyaya, dünyada kalacağı kadar, ahirette kalacağı kadar değer vermeli, ona göre zaman ayırmalıdır.”
Elimizde böyle bir ölçü olunca ve onun muhasebesini de en doğru şekilde yapma alışkanlığı bulununca hiçbir insan dünyevileşme denilen hastalığa yakalanmış olamaz. Kendilerini dünyaya kaptıranların, her şeyin ancak bu hayattan ibaret olduğuna inananların ve dünya varlığını ve dünya sevgisini baş tacı edenlerin, ölümsüz ahiret hayatıyla ilgisi ve irtibatı olmayanların dünyevileşme hastalığından kurtulmaları-imkansız demeyelim de-çok zordur. Böylesine bir zoru yenebilenler canı gönülden kutlanır, tebrik edilir.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
- yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 2 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.