| Konya | Ankara |
| Aksaray | Kayseri |
| Karaman | Antalya |
| Niğde | Kırşehir |
| Afyon | Isparta |
Konya’yı tanıttığı için her ödül töreninde filmin yapımcısına ya da yönetmenine ödül takdimleri de sıradan olmaya başladı. Tanıtım noktasında takıldığım hususları da ifade etmeden geçersen konuya haksızlık yaptığımı düşünürüm. Filmin çekildiği ana mekan Selçuklu ilçesinin Tatköy Mahallesi. Konya’nın birkaç kilometre yakınında. Sanki kuşkonmaz kervan geçmez, metruk bir yerleşim alanı görüntüsü veriyor. Evler, sokaklar, bahçe duvarlarıyla, yıkılmaya yüz tutmuş durumlarıyla mı Konya’yı tanıtıyor. Burası Konya ise Konya henüz gelişme kaydetmeye başlamamış bir şehir imajı oluşturuyor değil mi?
Seyirciyi kendine bağlayan, seyretmeye sevk eden esas unsur, sanırım filmin temelinde var olan düşünceleri ifade eden kelimeler, kavramlar, düşünceler. Yani bizi yansıtan fikirler belki de. Allah, din, iman, vatan ve millet kavramları da bunda etkili.
Öyle bir zamanda yayınlanıyor ki filmi seyretmemek için özel bir kaçış gerekiyor. Böyle önemli bir zaman diliminde yayınlanacak bu film için bazı konularda özenli davranmak, özen göstermek gerekmez mi?
Kardeşim, çoluk çocuk bu filmi nasıl izler, diye senaryoyu yazan hiç düşünmez mi? Hadi senarist düşünmedi, yönetmeni hiç aklına getirmez mi? Hadi onu da geçtik, çizgisinden ödün vermeden (bu yönüyle gerçekten takdir ediyorum) bugüne ulaşmış olan Samanyolu televizyonunun yöneticileri de mi düşünmez? Filmin başından sonuna kadar şiddet, korku, işkence, kan, kin, barut, silah…
Sürekli silah, sürekli kavga, sürekli kan, sürekli ölüm… sıkıyor kardeşim. Ayrıca üzüyor. Ben çocuklarımla seyrederken çoğu yerinde filmi kaptmak zorunda kalıyorum. Silahla parçalanmış yüzler, kopan organlar, göğsünden giren merminin bomba gibi patlatılarak insanın paramparça görüntülerinin ulu orta sergilenmesi ne kadar insani? Çocukların duygusal gelişimini olumsuz etkileyen bu görüntülerden temizlenerek, daha doğrusu makul hale getirilerek filmin katkı sağlayacağı ya da katkısının artacağını söylemek bilgelik olmasa gerek.
Küçük bir köyde onlarca insan öldürülüyor ve hiçbir şey olmamış gibi devam eden hayat sunuluyor. Öldüre öldüre bitmeyen küçük bir köyün insanları… bu zamanda köydeki tek telefonla idare etme taktikleri gerçeklerden uzakta duruyor. Her bölümde onlarca mantık dizini hatası seyrediyorsunuz.
Köyün delisi iki dakikada köye ulaşıp Berfin’in kurtulduğunu haber veriyor, Berfin akşama kadar köye gelemiyor, olacak iş mi? Muhtar tiplemesi insanı çıldırtıyor. Seyirciyi çileden çıkartıyor muhtarın davranışları. Muhtarın bu kadar bariz bir şekilde jurnalcilik yapmasını köy halkının ve doktorun bunu anlamaması mümkün mü? Bazı roller oturmuyor, abartı diz boyu, senaryo çok sığ kalıyor.
Böyle derinlikli bir konunun kanaviçe gibi nakış nakış işlenmesi ve biraz gizem kokması gerekmez mi? Açılım diyorum gerçeklerle örtüşen açılım. İyi bir konu, iyi bir seyirci yakalanmışken bu kadar basit ve sadece şiddet görüntüleriyle olmuyor bu film.
Şivan’a yüklenen rol nedir? Bir vahşete imza attırılıyorken arkasından normal bir insan duygusuyla hareket ettiriliyor…
Konunun vahşet gerektiği söylenecekse, vahşeti göstermeden hissettirilebilir. Sen tut, keski ile adamın parmaklarını kopar, kan revan içinde kopan parmakları göster… Ben sinema tekniklerinden bahsedecek değilim. Ama verilmek istenen duygular, seyirciye dakikalarca kan revan seyrettirmeden de verilmesinin mümkün olduğunu farklı filmlerde görebiliyoruz.
Hülasa, bu filmi önemsiyorum. Yukarıdaki bana göre yanlışlara lütfen dikkat, diyorum.
Derinlikli bir senaryo. Zemmedilen vahşet. İnsanların yüreklerine yol bulacak ufuk açıcı mesaj. Kötülüklerin hissettirilip güzelliklerin güzelce sunulacağı bir film…
Hadi kolay gelsin.
Bu yazı için kayıtlı yorum bulunmamaktadır.
Duran ÇETİN - yazara ait bütün köşe yazılarını için TIKLAYIN.
Şu an sitemizde 6 aktif ziyaretçi bulunmaktadır. [+] Ayrıntılı istatistikler için tıklayın.