1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ali ACAR

  3. Yeni dünya Düzeninde Türkiye'nin Rolü
Prof. Dr. Ali ACAR

Prof. Dr. Ali ACAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni dünya Düzeninde Türkiye'nin Rolü

A+A-
C.Başkanımız Sayın Erdoğan İİT dönem başkanlığına seçildi İslam’ın terör ve şiddet ile bağdaştırılmamasını, bu terör örgütlerinin tüm zulümleri, tüm zararları Müslümanlara fatura edildiğini vurguladı. ."Bunun yanında BM'yi de eleştiren Erdoğan "Kendisi adaletsizlik üzerine kurulu bir sistemin kendisinin adaletli olmasına imkan yoktur. Dünya nüfusunun 4'te birini temsil eden İslam nüfusundan bir kişi var mı? O yüzden BM'nin yapısının bir ana önce değişmesi lazım. Hakkımızı aramanın mücadelesini vereceğiz. Şeklinde sözlerine devam etti.
Aslında İİT dönem başkanlığının Türkiye’ye geçmesinin önemli olduğunu da vurgulamak gerekir. Tarihin hiç bir döneminde ekonomi siyasetten siyaset de ekonomiden bağımsız olmamıştır ve görünür gelecekte de olmayacaktır. Küresel ekonomik etmenler kesinlikle siyasi olaylarla ilintilidir ve bu ikisi karşılıklı olarak birbirini besler, birbirini etkiler. Her şeyden önce, küresel ekonomik karşılıklı bağımlılıkların yoğunlaşması gökten zembille inmez; tersine, bir dizi siyasi kararla hayata geçirilir. Ekonomik düzenin etkisi, arkasındaki siyasal kararlardan ve siyasi güçten ileri gelmektedir. Bu siyasi güç de ülke dışı karar alma sürecine katılım ve uluslararası anlaşmalarla, ülke dahilinde ise normatif düzenlemeler yaparak böylece dışsal ve içsel ortamın ekonominin şartlarına uyumu için bağlantılara girer. Bu bağlantıların Türkiye açısından iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çift kutuplu dünya şartlarında yapılanmış dünya düzeni soğuk savaşın hitamında çok kutuplu bir düzene doğru yol almıştır. Siyasal globalleşme bu anlamda, siyasal mekanın devletler üstü bir tarzda yeniden eklemlenmesi ve devletler-arası ilişkilerin artık evrensel ya da bölgesel uluslararası örgütlerin çatısı altında yeni bir düzenlemeye girmesi anlamına gelir. Ulus-devlet hiç bu kadar sınır ötesine bağlantılar, bağımlılıklar içine girmemiştir. Bu gelişmeler önemli kilometre taşlarındandır. Çünkü günümüz sorunları ve her türlü siyasi dinamik her boyutu ile birden çok ulus-devleti ve uluslararası kurumu, örgütü doğrudan ilgilendirmektedir. Bu durum alınacak her kararın birden fazla direkt ve endirekt etkenle bağlantılı olmasının sonucudur. Burada yapılan saptama şu: güvenlik, barış, ve demokrasi artık devletlerarası ilişkilerle sınırlanmaması gereken ve global bir yaklaşıma gereksinimi gündeme getiren sorunlar. Bu sorunların çözümü devletlerin egemenlik pratiklerini devletler üstü siyasal birimlerle (BM, IMF, AB gibi) paylaşılma zorunluluğunu gerektirmektedir. Çünkü siyaset de ekonomi gibi artık sınırların ötesine taşınmıştır.
Dünyanın herhangi bir yerindeki siyasal karar ve edimler, kısa sürede dünya çapında etkiler doğurabilir. Siyasal eylem ve/veya karar alma alanları, süratli iletişim sonucunda karmaşık siyasal etkileşim ağlarına dahil olabilir. Yenidünya düzeni eski düzende var olmayan bir takım prensipler ve gelişmeleri beraberinde getirdi. Bozulan Doğu-Batı güç dengesinden sonra sadece dışardan gelen tehditler karşısında değil çöküntünün doğurduğu dahili yeniden yapılanma sorunları, bu krizin doğurduğu bölgesel ve yerel çatışmalar karşısında müdahillik ihtiyacının gerekçelerini değiştirdi. Devletler hukuku açısından en azından teorik olarak içişlerine karışılmaması varsayımının her zaman geçerli olmayacağı bir çok olayda sınandı ve BM çerçevesinde bunun kuramsal tartışmaları bile yapıldı. Körfez krizinde Irak'a müdahale, Bosna Sırp savaşında NATO’nun devreye girmesi, Afganistan'daki Taliban yönetimine yapılan müdahaleler artık "insanlık için" veya "bölgedeki uluslararası güvenlik ve dünya barışı için" ya da "kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi "gerekçeleriyle yapıldı. Bu tür transnasyonel hareketlerin örneğine daha önce rastlanmamıştı. En son Libya’daki isyan sırasında NATO’nun devreye girmesi v.b. gibi olaylar artık bir takım şartların oluşması halinde "içişleri" gibi bir varsayımın anlamının kalmadığını göstermektedir.
Yenidünya düzeninin evrensel bir kurumsallaşmaya doğru teyit edici bir derinliğe doğru yol aldığı artık tartışmaz bir vakıadır. BM dünya çapındaki ilişkilerin meclisi gibi çalışmaktadır. NATO bir dünya ordusu gibi, Dünya Sağlık Örgütü bir sağlık bakanlığı gibi, UNESCU bir kültür bakanlığı gibi, UNICEF bir aile bakanlığı gibi, HABİTAT konferansı bayındırlık bakanlığı gibi, İLO bir çalışma bakanlığı gibi, IMF bir maliye bakanlığı gibi, Lahey Adalet Divanı bir anayasa mahkemesi gibi, Dünya Bankası bir merkez bankası gibi, FİFA bir spor bakanlığı gibi fonksiyon görmektedir. Bunlar gibi ulusal devlet organları gibi çalışan kurumların sayısı çoktur ve tüm bunlar dünya çapında bir siyasal kurumsallaşmanın gerçekleştiğini fazlasıyla göstermektedir. "Siyasi küreselleşme, en açık biçimde birbirine ortak kurallarla ve çıkarlarla bağlanmış ülke ötesi kurum ve birliklerin ortaya çıkışında görülebilir.

Siyasi ve askeri güvenlik alanları günümüz dünya düzeninin ekonomiden sonraki en önemli ikinci ayağıdır. "Hatta 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kulelerine yapılan saldırı sonrası siyasal ve güvenlik ayağının ekonomik ayağın önüne geçtiği gözlenmektedir. Çünkü bu olaylardan sonra dünya çapında siyasal çalkantılar, yeni öngörüler ve beklentiler ile sınır ötesi güvenlik tedbirlerine başvurma olgusu tüm dünyaya zorla ve kerhen kabul ettirilmiş oldu. "11Eylül olaylarının yeni bir çağın başlangıcı olduğunu herkes anlamış bulunmaktadır. Tarihin bu kırılma noktasından sonra dünyanın bir çok bölgesinin savaş ve çatışmalara sahne olması, Amerika'nın kendi ülkesinin güvenliğini koruma bahanesiyle bir çok yere müdahale etmesi bizatihi dünyanın tek kutuplu bir hale dönüşmesinin ne kadar tehlikeli boyutlara yol açacağı konusunda ipuçları vermektedir. Bu tarihsel kırılma hareketi sonucu paranoyak bir ruh haline giren ABD'nin, ismi konulmamış düşmanlarla verdiği savaşın korkunç maliyetleri 2008 yılında tüm dünyanın bir ekonomik girdaba girmesine de yol açmıştır.
Yeni dünya sisteminde siyaset kurumları sınır ötesi birimlerle son derece dinamik ilişkiler geliştirmektedir. Bazı belediyeler ve iller birbirleri ile o kadar içli-dışlı ilişkiler kurmuşlardır ki bu kentlerin bazıları kendi ülkelerindeki sıradan bir şehirden daha fazla ulus ötesi kentlerle ilişkiler geliştirmişlerdir. Dünya Metropoller Birliği gibi. Mesela Londra ile New York'un ilişkileri Londra ile İngiltere'nin herhangi bir kentiyle olan ilişkilerinden daha fazladır. Bu durum demokrasinin bir dışa vurumudur. Bu anlamda yeni dünya düzeninin en en önemli siyasal boyutu demokrasi ve özgür ilişkilerin serbestiyet kazanmasıdır. Bu gelişme aynı zamanda sivil insiyatifin de güçlenmesidir.
Demokratik uygulamalar ile insan hakları alanında da yeni dünya düzeni artık ülkelerin sınırlarını aşkın bir boyut kazanmıştır. Yüzyıllardır devletler sisteminin ana aktörü olanulus devlet formunun temel varsayımı olan ulusal egemenlik ve içişlerine karışmazlık ilkesi artık küresel yeni düzende sorunlu hale gelmiştir." Şekillenen yeni normatif ve uluslararası yapı, ulusal devletlerin hemiçerde izledikleri insan hakları politikasını etkilemekte, hem de dış politikalarındaki insan hakları sorunlarına duyarlılıklarının yansıtılmasını gerektirmektedir."(Dağı, 2000: 15). Bunun devamı olarak yeni sistemin yenisivil toplum olgusu da tek başına bu normatif yapı üzerinde tartışılmaz bir baskı unsuru olarak yer almakta ve ülkelerin yeniden pozisyon almasında etkinrol oynamaktadır.
Modern dünya sisteminde insanlar yerel yaşasa bile evrensel düşünmektedir. Ulusal normatif kurallara içten gelen bir uyum sağlansa bile onun yetersiz kaldığı ve içselleştirilemeyen uygulamaları uluslararası kurumlara taşınmaktadır. Ulusal bir topluluğun kaderi artık kendi ellerinde değildir. Bölgesel ve kültürel ekonomik, çevresel siyasal süreçler ulusal kararların içeriğinin yeniden tanımlanmasında büyük ölçüde etkilidir.
Bu süreçte demokrasi sadece bir yönetim modeli olarak değil bir meşruluk kaynağı da olmuştur aynı zamanda. "Demokrasinin düşmanları demokratik söylemleri ağızlarına alıp ayinlerini taklit etmeye başlamışlarsa, demokrasi savaşı kazandı demektir. Bir çok diktatöryal yönetim[A1] bile göstermelik bile olsa halkın oyuna başvurmak zorunda kalıyor, onu kendine referans yapıyor. Kitleler her yerde iktidarları demokrasi konusunda baskı altına alıyor, onları değişime zorluyor. Kitlelerin bu toplu talepleri karşısında "[...] çözüm Üçüncü Dünya'da demokrasiyi paspas altına almakta değil." Üçüncü dünya ülkelerindeki demokrasi ihlalleri batı tarafından kişisel çıkarlar uğruna çoğunluk görmezden gelinmektedir. Esasen bu ülkelerdeki iktidarlar da geliştirdikleri bir takım zırhlarla toplumlarını bu konuda kanalize etmeyi kısmen başarmaktadır. Bunların sıklıkla baş vurduğu araçlar" içişlerine müdahale edilmemesi", "bağımsızlık", "milli çıkarlar", "fitne çıkarma" gibi sembolik savunma araçlarıdır. "Üçüncü Dünya ülkelerinin üzerinde ısrarla durdukları bir kavram olmuştur: devlet, içte ve dışta egemen sıfatıyla varlık bulmuştur." Bu yolla bu devletler siyasal anlamda dışa karşı bir zırh edinmeye çalışmışlardır. Demokratik yapısını tamamlamış hiçbir ülkede ulusalcılık, milli egemenlik bu kadar gündem olmaz.
Toplumların ekonomik refah seviyesi, sahip oldukları olgunluk düzeyleri, eğitim ve küresel entegrasyon, ülkelerin siyasal sistemlerinin yavaş da olsa hızlı da olsa kabuk değiştirmesine neden olmaktadır. "Bunun sonucunda, her geçen gün daha fazla devletin açık küresel pazarın nimetlerinden faydalanarak sanayileşmesi ile birlikte 'Üçüncü Dünya' hızla değişmektedir. "Artan ekonomik ve siyasi karşılıklı bağımlılık ülkelerin dahilde ve hariçte savaşla sorunlara çözüm bulma çabalarını azaltmakta, yerel ve küresel çapta barış girişimlerinin, uzlaşının artmasına neden olmaktadır. "Küresel ekonomik bağımlılığın hızlı artışı göz önüne alındığında, kapitalist ülkelerin kendi ekonomileriyle başa çıkabilmeleri eskisinden çok daha zordur."
Türkiye yeni dünya düzeni ile beraber demokratik gidişatını ve etkinliğinin bir resmini ortaya çıkararak, böylece gidişatın demokrasiden yana olduğunu göstermek için farklı coğrafyalardan örneklemelerle bir modern demokrasi dersi sergileyeceğine inanmaktayım.
 
Bu yazı toplam 343 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.