1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. YİNE HAZAN MEVSİMİ GELDİ
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

YİNE HAZAN MEVSİMİ GELDİ

A+A-

Sonbahar..

Çocukluk yıllarımızda büyüklerimiz  hep masallarında araya sıkıştırırdı, sonbahar hüzündür diye.. yıllar sonra anladım, hüznün hep sonbahar yapraklarında saklandığını..

Sarı yaprakların, penceremin önündeki hışırdayan ağacın yaprak sesleriyle umutsuzlukla beraber beynimde gözlerin, yüreğimde büyük bir sevdanın kırıklıkları acıtarak yürüyorum hayallerimi rahatsız etmeden. Kırık pusulamı ortaya koyup bir kaç tane anımızı toplayarak bavulumu alarak gitmeye çalışıyorum bu sevdadan.. Yaşadıklarımıza elveda diyorum bir bir. Bininci kez kanatıyorum daldığım tüm hayallerin ardından yüreğime..

Ama kızım, canım, ciğerim Zeynep’im var.

Zeynep’im  benim için hep ilkbahar gibi.

Hani o hüzünlü şarkıyı hatırlayınız.

Sanatçı kim olursa olsun okurken, beni çok etkiliyor.

“Yine sonbahar,

Yine hazan mevsimi geldi.

Yine rüzgarlar esecek,

Yine yapraklar rüzgarla sürüklenecek.

Yine dertli başım,

Yalnızlığı, hicranı, hüznü,

Kendi başına yaşayacak.”

+++                              +++

İşte  Sonbahar ın ilk ayı Eylül bitti. Sarının, kızılın, kahverenginin mevsimi...

Etrafta neler oluyor fark ediyorsunuz değil mi, doğada...

 

Ama tuhaf bir hali bu sonbaharın, insana nedense hep aynı şeyi düşündürüyor . Hazan; hüzün, belki de   kızılı, sarıyı sevenler için, rüzgarı, yaprakların uçuşunu seyredenler  ve ayrılıklardan zevk alanlar için güzel bir mevsim.

Peki  ömrümüz nerede ?
Kaç sonbaharımız kaldı acaba?

Ya da yaşadığımız kaç sonbaharı istediğimiz gibi yaşadık acaba?

Belki de hiçbirimiz istediğimiz gibi yaşayamadık hiçbir sonbaharı, hayatı...

Hep ‘bir daha ki sefere’ dedik...

Hep erteledik hayatı...

Niye ertelediğimizi anlamadan, ertelemenin aptalca olduğunu sezerek, hatta hiçbir zaman o ertelediğimizi gerçekleştireceğimiz zamanın gelmeyeceğini bilerek...

Sonbahar, tüm pişmanlıkların ‘ben de buradayım, ben de buradayım’ diye insanın ruhuna üşüştüğü bir mevsim...

Ama gerçekten sonbaharı bir deniz kenarında geçirseniz bile, kokusundan mıdır, renginden midir bilmem, çocukluğunuzdan kalma eski bir şarkıya yakalandığınızda olduğu gibi mesela, aniden bütün duyguların en altından hüzün çıkıyor...

Kaybettiklerimizden, yapamadıklarımızdan, yapıp bir daha tekrarlayamadıklarımızdan, unuttuklarımızdan, unutamadıklarımızdan arta kalan bir hüzün...

İnsanı üşütmese de ürperten bir serinlik var...

 

Işıklar değişti... Kokular değişti...

Sabah serinlikleri…

 

Uzun günlerin arkasından erken kararan hava…

Geceleri açık bıraktığımız ve üşüten pencereler…

Gelmekte olanı haber veriyor bize…

Hayatımızda böyle değil mi,

Çocukluğumuz, ele avuca sığmayan delikanlılığımız,

Sonra yavaş yavaş duruma ve  oturduğumuz yerden kalkma erigenliğimiz…

Bir bakıyorsunuz gökyüzü balya balya bulutlarla kapanıyor, gri bir renk basıyor kenti...

 

Uçucu hiçbir şey kalmaz.

 

Duygular, ağır demir bilyeler gibi yerleşir yuvalarına.

 

İşte sonbahar gelirken beni en çok hırpalayan şeydir bu.

 

Her ışık, her yağmur damlası, her rüzgar, her yaprak, her şarkı içimize değer…

 

Hiçbir şey uçup geçmez artık.

Bir süre daha sıcaklar devam edecek sanırım..

 

Yani ben etsin isteyenlerdenim...

Erken kararmaya başlayan gün…

Geceleri açık bırakıldığında artık üşüten pencereler…

Gelmekte olanı haber veriyor işte…

Hayatımıza bir sonbahar daha gelmekte.

Yaralar daha sancılı…

Özlemler daha dayanılmaz olur.

 

Sonbahar geldi mi içimize çöken hüzün budur işte.

 

Başkalarından kaçsak bile duygularımızdan kaçamayız…

 

Bu mevsimde bütün insanlar, bütün duygular, kara kalemle çizilmiş keskin çizgilerle girer hayatımıza.

 

Bize gelen herkes kendini de getirir…

 

Gittiğimiz herkese kendimizi de götürürüz.

 

Ne ilkbaharın çocuksu yanları, ne yazın baştan çıkarıcı yalanları sonbaharın ağırbaşlılığı içinde kendine yer bulabilir…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 163 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.