1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz...”
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

“Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz...”

A+A-
Çok eski zamanlardan, yetmişli yıllardan bir marşın, nedense aklıma son zamanlarda sıkça takılan bir mısrasıyla başlamak istedim. Anadolu insanı için yol baştan beri hep çetindi, çetin olmaya da devam edecek gibi görünüyor. Milletin kendi iradesi ile idare edilmek arzusunun gerçekleşmesi idi belki de en çetin yol, müesses nizamın yıkılmaz görünen kaleleri karşısında. Artık “ben kendim gibi olanlarca, kendimden olanlarca, benim gibi inanan, benim gibi yaşayan, benim acılarıma yanıp, benim sevincime ortak olan, benimle aynı sofrada aynı ekmeği, bir sıcak çorbayı, aynı hayalleri, ülküleri, idealleri paylaşanlarca yönetilmek istiyorum…” diyordu kısacası. Aynı dün olduğu gibi bugün de dünyada belirleyici bir güç olmak, mazlum milletlere umut olmak, adaleti yeryüzüne hâkim kılmak gibi unutulmaya yüz tutmuş, üzeri küllendirilmiş arzularını tazeleyecek, gün yüzüne çıkaracak, bu kutlu hedef uğrunda can vermeyi cana minnet bilecek bir şuura erişmesine vesile olacaklarla kol kola girmeyi diliyordu.

Bir ölçüde bunlar gerçekleşme yoluna girmeye başlamış, başı önüne eğik, tarihi ve geçmişiyle küs ve yabancı insanımızda yeniden bir ümit ve şevk oluşma aşamasına girilmişti. Elbette ki on yıllarca açlığa, yoksulluğa, yolsuzluğa ve ilkesizliğe mahkûm edilmiş bir toplumun bir anda sihirli bir değnek değmişçesine bu durumlardan kurtulması ve kaderini değiştirmesi de beklenemezdi. Ancak bu yoldaki samimi gayretler netice vermeye, kaybolan özgüven yerine gelmeye başlamış, kendi silahlarını üretmeye başlayabilen, dışa bağımlılığı azaltma yoluna girmiş, bölgesinde ve tarihi mirası üzerinde belirleyicilik iddiasına sahip olma potansiyelinde bir devlet şekillenmeye başlamıştı. Bu durum bu ülkenin gelişmesine ve büyümesine, bölgesel ve küresel bir güç olmasına sıcak bakmayan güç odaklarının elbette ki dikkatinden kaçmamıştı. Ve hemen tedbirlerini almaya başladılar…

Yüzyıllardır uyguladıkları klasik denebilecek oyunlarını devreye sokmakta hiç de gecikmediler. Zaten “aynı delikten ısırılmaya” alışkın, hatta teşne olan yapımızın da zaaflarını kullanarak senaryolarını devreye soktular. Önce kardeşlerin arasını açmak, birbirine düşman etmek, içerden parçalamak gerekiyordu. Hani Eba Müslim Horasani ‘nin dediği bir kez daha gerçekleşsin diye. Gereken tedbirleri daha fazla gecikmeden almak adına hatırlayalım dilerseniz; “Onlar zararlarından emin oldukları için; dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu”.

Bir kez daha var olma veya parça parça olarak yok olmanın eşiğindeyiz. Yol arkadaşlarımızı iyi seçmeli, yola çıktıklarımızı, kader birliği yaptıklarımızı yolda bulduklarımızla değişmemeli, diğer taraftan yolumuzun gerekleri ile uyuşmayan, yoldan çıkan, yolun kutsiyetine halel getiren, yolu araç olmaktan çıkarıp amaç haline getiren, bizimle yola gidiyormuş gibi yaparken kendine başka başka yoldaşlar edinenlerle zamanı gelince yollarımızı ayırma kararlılık ve iradesini de gösterebilmeliyiz.

Yürüdüğümüz yol Hak yoluysa eğer, hakkı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılma sevdasıysa sevdamız; o yolun ağırlığına uygun, asla terk etmeyecek, yüzüstü bırakmayacak, zor karşısında eğilip bükülmeyecek, hiçbir bedele satılmayacak ve satmayacak, milletin menfaatlerini, devletin bekasını ve hepsinin özünde Hakk’ın davasını canından aziz bilecek olanlarla bir olup, yola onlarla devam etmek gerekir. Yoksa kaderimiz Mark Twain’in de dediği gibi “Aynı yolda beraber yürüdüğümüzü sandıklarımız, bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyorlardır” dünyevîliği derekesine mahkûm olur ki buna lüksümüz de, takatimiz de yoktur. Zira değil milletimiz ve bölge insanı, tüm mazlum milletler gözlerini Türkiye’ye dikmiş, onlara bir umut ışığı olur muyuz diye beklemekte, ümit etmektedirler.

Böyle bir yol ancak yiğitlerle, mert insanlarla, özü sözü, içi dışı bir olanlarla, serdengeçtilerle yürünebilir. Onlar dalkavukluk etmezler, kendileri için bir şey istemezler, kula kulluk etmeyi onurlarına yediremezler. Sadece devletine ve milletine hizmet etmeyi, bu yolla Hakk’ın rızasına ermeyi düşünür ve isterler. Çünkü onlar Allah’tan başka ilâh tanımaz, O’ndan başkasının önünde eğilmezler. Bu anlamda devleti yönetenlerin belki de en önemli vazifesi; etraflarında oluşturulan duvarların dışına bakabilme ferasetini ve basiretini göstererek, her yaptıklarını alkışlayan, dün de iktidardaki başka birilerinin etrafında kümelenmiş, bağ ve bağlantılarını kendilerine veya bağlantılı olduklarına menfaat devşirme yolunda kullananların etkilerinden kurtulup, yukarıda tarif ettiğimiz mert, cesur ve Hakk’ın rızasından başka bir şeye tevessül etmeyen, her türlü menfaate tav olmayı kendisine zül addeden insanlarla buluşmak, gerekirse onları arayıp bulmak, onlarla birlikte yeni ve yüksek ufuk ve ideallere doğru yolculuk etmek, onları en güzel şekilde yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak, dolayısıyla ülkenin geleceğini hazırlamak olmalıdır. Bu dava ancak bu vasıf ve erdemlere sahip insanların güçlü omuzlarında yükselir. Zira görünen ve yaşananlar bir kez daha teyit ediyor ki hakikaten “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmıyor, aşılamıyor…”
 
Bu yazı toplam 108 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.