1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Zaman Tüneli!..
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Zaman Tüneli!..

A+A-
 Kendim yaşam çizgime bakıyorum.
Yaklaşık yarım asırı hatırlıyorum.
Sosyal ve siyasal yaşamda Türkiye nereden nereye geldi.
1923 Cumhuriyetin ilanı,
1946 seçimleri…
1950 Seçimleri ve siyasi iktidarın değişmesi,
1960 yılı ihtilalı.
1980 ihtilalı.
ANAP dönemi,
Koalisyonlar dönemi ve 28 Şubat süreci.
2002 AKP dönemi…
2013 sonuna doğru gidiyoruz.
Bir bakıyorsunuz 17Aralık operasyonu…
Arkasından cemaat- paralel devlet olayları…
Sonra 2014 yerel seçim kavgaları ve arkasından seçim.
Sonuç AK parti yüzde 46 oy…
Yola devam…
Zaman tünelinden bir geriye bakalım isterseniz.
1970’li yılların sonuna kadar Konya’mızda televizyon yoktu. Türkiye’nin büyük bölümünde yoktu.
Gazete büyükşehirler hariç birçok yerde bulunmazdı.
Buna rağmen sanki o günleri birçoğumuz özler gibiyiz.
Çünkü belki teknik, bugünkü teknik almanda, teknolojimiz yoktu ama, Hava kirliliği yoktu. GDO’lu yiyecekler tüketmiyorduk. Kanser bu kadar yaygın değildi. Hormonlu yiyeceklerle tanışmamıştık.
Kışlar bir başka, yaz bir başka güzeldi. Keyfimiz pek kolay bozulmaz, sinirlerimiz azmazdı.
Kışın dışarıda kar…
Evlerimiz kuzine sobaları ile ısınır, sobanın üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde rahmetli analarımızın yaptığı burcu, burcu kokan tandır ekmekleri. Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış bir ekmek kokusu…
Ne güzel günlerdi o günler.
Ekmeğimizde kansojen olan katkı maddesi yoktu.
Pek çok aile için sucuk lükstü. Belki bugünde öyle aileler vardır. Evimizin bahçesinde, köyümüzde evimizin önünde tavuklarımız, kuzularımız, kedilerimiz, köpeklerimiz var. Yumurtalar ağzımızın tadına tad katardı.
Bir defa olsun kümesten yumurta almamış, bir defa olsun anasının tandır ekmeğini, yufkasını yememiş, yapılışları sırasında kokusunu teneffüs etmemiş, şimdilerde alış veriş merkezlerinin restoranlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım değil mi? Dışarıda kar, içeride kanaat… Yuvada huzur, sevgi ve saygı…
Komşular arasında dayanışma… Televizyon yoktu. Radyo ise şöyle böyle. Gazete her zaman olmazdı. Cep telefonu, internet ismi, MSN, Skype isimleri hiç bilinmezdi.
Öyle güzel bir yaşamımız vardı ki,
Büyüklerimizin akşamları anlattıkları hikâyeleri yaşar gibi dinlerdik.
Radyoda “arkası yarın” “Radyo tiyatrosu” yaşamımızın en güzel anlarını süslerdi.
Kışın portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna ram olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Birçoğumuz arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş, besleyici ve gelenek, göreneklerimize uygun, ibret alıcı, eğitici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafta, o lezzetli yiyeceklerimizin kokusuna da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz elle üretilirdi ama sağlıklıydı. Lezzetliydi, mis gibi kokardı. Çayın ayrı bir tadı vardı. Boya, kimyasal maddeler yoktu. Domateslerimiz ağız tadıydı. Kütür kütür yerdik. Anamın küçücük tulumba ile suladığı bahçede yaz gelse de domatesler, salatalıklar yetişse , yesek diye iple çekerdik. Domateslerimiz bazen “Yanıkara” olurdu da anam üzülürdü. Zamlar yılbaşlarında yapılır, daha sonra az duyardık.
Doğalgaz ı bilen olmazdı. Bugün Doğalgaz kesilecek endişesi yaşarız dururuz. Yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi de yoktu ve kimin umurundaydı. Ne güzel günlerdi o günler? Resim yapmayı belki pek çoğumuz bilmezdik ama, ben mutluluğun resmini çiz deseler o günleri hatırlar ve çizmeye çalışırım.
Benim yaşımda ve daha büyük olanlar etrafınıza bir bakın.
Hey gidi günler diyen kaç kişi kaldık ki…
Bu yazı toplam 51 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.