1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. Zehirlenerek şehit olan, Hz. Hasan (ra)
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

Zehirlenerek şehit olan, Hz. Hasan (ra)

A+A-

İslam tarihinde 7 Nisan 669 Hz. Hasan'ın (rivayete göre) hanımı tarafından sehit edildiği gündür. Resûl-i Ekrem’in torunu, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın büyük oğlu ve müslüman kanının dökülmesini istemeyerek hilâfetten feragat etmiş bir kişi olan, Hz. Hasan (ra), Hicret'in 3. yılında (Miladi 625)¸ Ramazan ayının ortasında dünyaya geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) büyük bir sevinçle torununu görmek için kızının evine gitti. “Oğlum nerede¸ onu bana gösteriniz.” buyurdu.  Kundak içinde getirilen Hz. Hasan'ın yüzünde bir başka güzellik vardı. Dedesi (s.a.v.)¸ “İsmini ne koydunuz?” diye sordu. Hz. Ali¸ “Harp” deyince bu ismi beğenmemiş olacak ki şöyle buyurdu: “Muhakkak siz kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. Öyle ise çocuklarınıza güzel isimler koyunuz.” Peygamberimiz (s.a.v.) daha sonra torununun sağ kulağına ezan¸ sol kulağına da kamet okuduktan sonra “İsmini Hasan koydum.” dedi. Doğumunun yedinci gününde de akîka kurbanı kestiği ve Hz. Fâtıma’dan saçının ağırlığınca fakirlere gümüş dağıtmasını istediği bilinmektedir. Kaynaklarda, Resûlullah’a çok benzediği için Hz. Ebû Bekir’in onu, “Ey nebîye benzeyen, Ali’ye benzemeyen” diye sevdiği ve Hz. Ali’nin de buna tebessüm ettiği belirtilir. Torunu Hz. Hasan'ın başını sık sık öpen Peygamberimiz (s.a.v.)¸ ümmetine Hz. Hasan'ı özellikle sevmeyi öğütlemiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Allah'ım¸ ben onu seviyorum¸ Sen de sev; onu seveni de sev!” Peygamberimiz (s.a.v.)'in “Dünyada sevip kokladığım reyhanımdır.” buyurduğu Hz. Hasan¸ sekiz yaşına kadar Peygamberimiz (s.a.v.)'in yakın ilgisi altında büyüdü. Hz. Hasan (ra) ömrünün yedi yılını dedesi Hz. Resulullah’la (s.a.v) birlikte geçirmiştir. Şii ve Sünni kaynaklarda Hz. Hasan’ın (ra) Hz. Resulü Kibriya efendimizin yanındaki şan ve konumunu ortaya koyan birçok hadis yer almaktadır. Hz.Peygamber sav) efendimiz bir hadis'de Hz. Hasan (ra) ve Hz.Hüseyin (ra) hakkında şöyle buyurmaktadır: “Hasan ve Hüseyin (ra) cennet gençlerinin efendisidir.” Hz.Hasan (ra) 37 yaşında iken imamet makamına ulaşmıştır. Hz.Hasan (ra) kardeşi Hz.Hüseyin gibi ilk halife döneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almamıştır. Hz. Osman’ın hilâfeti sırasında kardeşiyle birlikte Saîd b. Âs’ın Horasan seferine katılmış, daha sonra da babası tarafından yine kardeşiyle birlikte Hz. Osman’ı isyancılara karşı korumak ve evine su taşımakla görevlendirilmiştir. Babası Hz. Ali’nin şehid edilmesinin ardından, Ubeydullah b. Abbas b. Abdülmuttalib, Kûfeliler’i halife olarak ona biata davet etti ve bir rivayete göre aynı gün, bir rivayete göre de iki gün sonra Kûfe’de kendisine biat edildi. Hz. Ali’nin şehid edildiğini ve Hz. Hasan’ın halifeliğe getirildiğini haber alan Muâviye b. Ebû Süfyân, onun taraftarlarını ve Kûfeliler’i kendi safına çekmek için yoğun bir faaliyet başlattı; Abdullah b. Âmir kumandasında Suriye, Filistin ve el-Cezîre kuvvetlerinden oluşan bir ordu hazırlattı. Bu durumu Kûfe’de bulunduğu sırada öğrenen Hz. Hasan da Abdullah b. Âmir’le karşılaşmak üzere Medâin’e doğru yola çıktı. Bu sırada, iki taraf arasında anlaşmazlığın barış yoluyla çözümlenmesi konusunda zaman zaman eski meseleleri de kurcalayan mektuplaşmalar oldu. Hz. Hasan, kardeşi Hüseyin’in şiddetle karşı çıkmasına rağmen Muâviye ile anlaşarak Hz. Peygamber’in işaret ettiği gibi müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemiş ve insanların kısa bir süre için de olsa barış ve huzur içinde yaşamalarına vesile olmuştur. Hz. Hasan daha sonra ailesiyle birlikte Medine’ye gitti ve hayatının geri kalan kısmını orada siyasetten uzak bir şekilde geçirdi. Ancak sonunda, rivayete göre Yezîd b. Muâviye ile evlendirilmek vaadiyle kandırılan eşlerinden Ca‘de bint Eş‘as b. Kays tarafından zehirlendi ve (7 Nisan 669) tarihinde vefat etti.

Rivayete göre kardeşi Hz. Hüseyin, kendisini zehirleyen kişiyi söylemesi için Hz Hasan'a, ısrar edince, zehirleyen kişiyi öldüreceğinden dolayı ismini vermemiş, bazı rivayetlerde de isimden emin olmadığı şeklinde geçmektedir.

Hz. Hüseyin Hz. Hasan’a dedi ki:

- Ey Muhammed’in babası, sana bu zehri içireni bana söyle?

- Niçin ey kardeşim?

- Onu öldüreceğim. Vallahi seni defnetmeden önce onu öldüreceğim. Ya ona güç yetiremem ya da yanına ulaşamayacağım bir yerde olur. Bunun dışında o neredeyse öldüreceğim.

- Ey kardeşim, bu dünya geçici ve fani birkaç geceden ibarettir. Bırak da onunla Allah’ın huzurunda hesaplaşayım.” Böyle dedi ve kendisine zehir içiren kimsenin adını söylemedi.

Bu durumda emin olmadığından dolayı bir isim vermediği anlaşılmaktadır. Ayni zamanda karsı tarafın güçlü olduğu ve kardeşini tehlikeye atmak istememesiydi. Bu dönemde haşimoğullarını yenebilecek ve bu soylu ailenin saygınlığını umursamayacak tek kabile ümeyyeoğullarıdır.

Rivayetlerin ağırlıklı noktası Hz. Hasan’ı karısı Ca’de binti Eşas’ın zehirlediği şeklindedir.

Hatta dönemin şairlerinden Kesir Nemre şöyle bir şiir söylemiştir:

“Ey Ca’de! Hasan’a ağla, ağlamaktan usanma.

Ona gerçek bir ağlayışla ağla, ağlayışın sahte olmasın.

Evine onun gibisini koyamazsın artık, insanlar arasında ne pabuçlu, ne yalın ayaklı hiç kimseyi ona benzer göremezsin.

O adamı kasdediyorum ki, ailesi onu öyle bir zamana teslim ettiler ki, o zaman kuraktır.

O zamandan ürün isteniliyor ama ürün vermiyor.

Ateşi yakıldığı ve tutuşturulduğu zaman Hasan’ın benzersiz asaleti o ateşin alevlerini yükseltir ki, o ateşi, ayakları zincire bağlı perişan halli bir kimse görmesin, ya da ehil olmaya lâyık olmayan kavmin bir ferdi görmesin.

*Ölmeden önce kardeşi Hüseyin’e Resûl-i Ekrem’in yanına, bu mümkün olmadığı takdirde Cennetü’l-Bakî‘de annesinin yanına gömülmesini vasiyet etmiş, Mervân b. Hakem birinci teklife karşı çıktığı için Medine Valisi Saîd b. Âs’ın kıldırdığı cenaze namazından sonra Cennetü’l-Bakî‘de annesinin yanına defnedilmiştir.

Onun hilâfette kalış süresi hakkında farklı görüşler vardır; müelliflerin bir kısmına göre dört ay üç gün, bir kısmına göre de altı ay üç gün halifelik yapmıştır. Hz.Hasan’ın soyundan gelenlere “şerif”, Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere "seyyid'' unvanı verilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar