1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. “Zenginlik yaşta değildir!”
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

“Zenginlik yaşta değildir!”

A+A-

Bugün şöyle bir dünyanın zengin denilen ülkelerine bir göz atacak olursak, bir çoğunun geçmişi ve uzun asırlara dayanan bir tarihleri ve kültürleri dahi yoktur. Zengin ve fakir ülkelerin arasındaki farkı gözlemlersek, yaşla yani geçmiş tarihle, çok eski kültürle hiç bir ilgisinin ve olmadığını göreceğiz.
Mesela, Hindistan ve Mısır gibi fakir ülkelerin, tarihi verilere göre bilebildiğimiz kadarı ile iki bin yıldan belkide çok fazla bir geçmişi, yaşı ve kültürü vardır.yani çok eski medeniyetlerdir.
Çağımızda zengin ülkeler arasında yer alan ve G-8, ila G-20 arasında bulunan bir kısım devletlerde mesela, Kanada, Avusturya ve Yeni Zellanda gibi, zengin ve kalkınmış, refah seviyeleri yüksek ülkeler arasında yer almaktadırlar.
Ve bunların yani Hindistan ve Mısır kadar tarihi yaşları ve kültürleri de yoktur. Bu ülkelerin belki de yüz yüz elli yıl önce esameleri dahi duyulup bilinmiyordu. Demek ki neymiş zenginlik ne yaşta ve ne de eski medeniyet ve kültürde imiş. 
Ayrıca bir ülkenin yer altı ve yer yüzü kaynaklarının çokluğu veya yokluğa da o ülkenin fakir ve zengin olma ölçüsü olamamıştır.
Mesela Japonya, Güneş’in Oğlunun İmparatorluğu iken, ABD mağlubiyetinden sonra kendisini tamamen ekonomik kalkınmaya vererek zenginler kulübüne girmiş bir ülkedir.
Japonya, ufacık bir adaya sıkışmış, arazisinin yüzde sekseni tarıma ve hayvancılığa uygun olmayan bir kara parçasıdır. tarım yapılamayan bu ülkede bugün sanayi hamleleri ile, zenginlik ve refah yönüyle de dünyanın birinci sırasına girmese de, ikinci hadi bilemedin üçüncü zengin ülkesi konumundadır.
Bu adalar ülkesi sanki dev bir yüzer fabrika görünümündedir. Japonya bugün bütün dünyadan hammadde ithal eden bir ülkedir. İthal hammaddeyi işleyip yine dünyaya işlenmiş madde olarak ihraç ederek zengin olmuş bir ülke konumundadır.
Bir başka örneği de burada ele alacak olursak, buna en güzel misali de bir Avrupa ülkesi olan İsviçre örneğinde görmek mümkündür.
İsviçre topraklarında kakao üretimi yapamayan bir ülkedir. Ne var ki bu küçük Avrupa ülkesi dünyanın en kaliteli çikilotalarını üreten ve bunları tüm dünyaya ihraç eden bir marka ülke konumuna gelmiştir. 
Yine kış şartlarının 7-8 ay gibi uzun sürmesine rağmen Avrupa’nın bu küçük ve zengin ülkesi, 4-5 ayda olsa, kısacık yaz döneminde topraklarını ekerler, biçerler ve hayvancılık ta yaparlar. Et ve süt ürünlerinde yine dünyanın en kaliteli markalarına sahiptirler.
Avrupa’nın bu küçük ülkesi dünyaya yansıttığı güvenli, kaliteli, düzenli ve çalışkan ülke imajı sayesinde dünyanın da ayrıca para kasası durumuna gelmiş bir konumdadır.
Zengin ve fakir ülkelerin yönetim konumunda olanlarını birbirleriyle kıyasladığımız zaman aslında aralarında çok önemli bir farkın olmadığını görürüz.
Irk ve deri rengi de bu konumda çok bir öneme haiz değil hatta hiç bir değeri yoktur. Yani siyah, beyaz, sarı, kırmızı olmak bu konuda hiç bir şey ifade etmemektedir. Türk, Arap, Alman, Rus veya Afrikalı olmakta bir şey ifade etmemektedir.
Kendi ülkelerinde tembel olarak bilinen işçi grupları, nedense Avrupa ülkelerine gelince karınca misali didinerek zengin Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin can damarı yada iskeleti olmuş, lokomotif görevi konumundadırlar. Avrupa ekonomilerinin üretici güçleri bu insanlardan oluşmuştur.
O halde!...
Zengin ülke ve fakir ülke arasındaki bu farklar nereden kaynaklanmaktadır? 
Zengin ve fakir arasındaki bu fark; uzun yıllardır eğitim-öğretim ile kültür ve bakış ve iş ahlakı açılarıdır. 
zengin ve kalkınmış bir ülke insanlarının davranışlarını incelediğimiz zaman, büyük bir çoğunluğun şu prensiplere kalben inanıp, ona göre yaşadıklarını görürüz:
a-Temel ahlaki kurallar
b-Temel iş ahlakı kuralları
c-Doğru dürüst iş görme ahlakı ve dürüstlük
d-Sorumluluk (devletine karşı, kendine karşı sorumluluk vergiden kaçırmama)
e-Devletin koyduğu kanun ve kurallara tam bir teslimiyetle teslim olma
f-Başkalarının hakkına sayğı(kul hakları ve amme hukuku)
g-Çalışkanlık(İş disiplininden taviz verme ve iş vaktinden çalmadan en verimli halde onu kullanma)
h-Tasarruf ve yatırıma yönelme(insanların israf ekonomisinden kaçınması ve her daim yeni iş yerleri açma niyetinde olmaları. Daha çok devlet yerine özel sektörde büyüyen bir ekonomi de görev almaları).
ı-İrade (Devletin refah seviyesinin en verimli hale getirilmesi için irade sahibi olmaları, bu konuya inanıp o yönde irade koymaları).
j-Dakik (İş giriş, çıkış ve istirahat saatlerinin dışına çıkmamak ve zamanı iyi kullanmak)
Geri kalmış ülkelerde nüfusunun çok küçük bir azınlığı bu kurallara uymakta, çoğunluk ise “devletin malı deniz yemeyen keriz” görüşündeler.
Oysa bizler doğal kaynaklarımız olmadığı için yada tabiat bize zalimlik ettiği için fakir değiliz. Biz, doğru bakış açısına sahip olmadığımız, ehil olmadığımız için fakiriz.
Zengin ve kalkınmış ülkeleri, zengin eden işlevsel prensiplere uymak ve bunları yeni yetişen nesillerine aktarmak olmuştur. Bizde nesillerimizi böyle yetiştirmeliyiz. Zengin olma azim ve irademizi her daim öne çıkarmalıyız.
Eğer vatanımızı ve ulusumuzu seviyorsak bu değerleri herkese ulaştırmak ve yeni bir neslin tohumlarını saçmak mecburiyetindeyiz. 
Ne kadar hızlı bir şekilde doğruluğu, çalışkanlığı, kalkınma azmini ve iş ahlakını, iş yeri adaletini benimseyip kabullenirsek, o kadar hızlı bir şekilde düzlüğe çıkar G-8 veya en azından G-20 ülkeleri arasına girmiş oluruz.
Hadi bakalım, ne kadar becerebileceğiz veya becerikliyiz? gösterelim!..
Fi Eamenillah!...
 

Bu yazı toplam 876 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.