1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. ZENGİNLİK VE FAKİRLİKTE TERCİH
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

ZENGİNLİK VE FAKİRLİKTE TERCİH

A+A-

İsrail oğulları içinde Salih bir adam varmış. Onun da Salih bir karısı varmış. Allah Teala o zamanın peygamberine şöyle vahyeder: - Filan Salih  kula git, söyle. Ben onun ömrünün yarısını zengin kıldım, yarısını da fakir. Eğer gençliğinde zengin olmayı seçerse, biz onu gençliğinde zengin kılar, ihtiyarlığında da fakir kılarız. Eğer zenginliği ihtiyarlığında isterse biz onu gençliğinde fakir, ihtiyarlığın da ise zengin kılarız. O zamanın peygamberi adama bunu bildirir. Adam karısına gelip, durumu anlatır ve: Bu hususta fikrin nedir, diye sorar. Karısı: Sen seç der. Adam karısına: Ben fakirliğin gençlikte olmasını seçtim. Çünkü ben o zaman yoksulluğa ve Rabbime ibadet etmeye sabredebilirim. İhtiyarladığım vakit, zengin olursam geçim sıkıntısı çekmem, yiyeceğim bulunur, Rabbime ibadet ve taatte bulunmaya da gücüm, kuvvetim bulunur. Bunun üzerine karısı şöyle der: - Ey adam! Eğer gençlikte fakir olursan, Allah a ibadet etmeye gücün yetmez, çünkü biz o vakit, geçim derdi ile meşgul olur, Allah a ibadet ve taatta bulunmaya ve tasaddukta bulunmaya eremeyiz. Eğer zenginliği gençlikte seçersek, vücutlarımızın ve bedenlerimizin kuvvetli olmasından dolayı, Allah a ibadet ve itaat etmeye gücümüz yeter. Adam karısına: - Görüşün çok güzel, ben de böyle yapacağım, der. Bunun üzerine Allahü Teala o peygambere şöyle vahyeder: - O adam karısına, Allahü Teala şöyle buyuruyor de: - Siz bizim taatimizi tercih ettiniz. Siz bütün çalışmalarınız bana ibadet etmenize ayırdınız. Ve her ikinizin niyeti hayır işlemekte birleşti, ben de sizin bütün ömrünüzü zenginlik içinde geçirmenizi takdir ettim. Sen ve ailen bana ibadet ve taat üzere olun. Dilediğiniz sadaka olarak verin ki, dünyada ve ahirette nasibiniz olsun. Allah her şeyden müstağnidir.

 

SABIR, MUSİBETİN İLK ANINDADIR

Allah’ın Resûlü bir gün bazı sahabîlerle Medine’de dolaşıyordu. Kabristanın yanından geçerken, çocuğunun kabri başında feryat ederek ağlayan bir kadına rastladı. Evlat acısına yüreği dayanmayan kadıncağızın bu hâlini gören Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, “Allah’tan sakın ve sabret!” dedi. Kederinden onun Peygamber olduğunu fark edemeyen kadın, “Bana ilişme! Benim başıma gelen senin başına gelmedi (de ondan böyle rahat konuşuyorsun)!” deyiverdi. Bir müddet sonra oradakilerden biri kadına onun, Allah’ın Resûlü olduğunu söyledi. Kederli anne özür dilemek üzere Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kapısına geldi. Yaptığına pişman olan kadın, “(Kusurumu bağışla) Allah’ın elçisi olduğunu bilemedim.” diyerek mazeret beyan etti. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) ona şu karşılığı verdi: “Esas sabır musibetin ilk başa geldiği anda gösterilmelidir.” (Buhârî, Cenâiz, 31) Peygamberimizin bu olayda işaret ettiği üzere, mü’min olan kişi özellikle musibetle ilk karşılaşma anında metanetini korumalı, musibetler karşısında mü ‘minin sabrı, inancı daha da güçlenmelidir. Mü’min, yaşadığı musibetlerden manen güçlenerek çıkmayı başarmalıdır. Çünkü o, hem nimetlere şükretmesini hem de musibetlere sabretmesini bilen insandır.

 İBRİK MENKİBESİ

Muhyiddin-i Arabi Hz.leri gençlik yıllarında iken, Bağdat'ta bir işi olması sebebiyle uzun bir yolculuğa çıkar...!

Bu yolculuk esnasında  bir dere kenarında balık tutmaya çalışan derviş bir adama rastlar, yanına yaklaşır ve selam verir, ne yaptığını  sorar!

Adam: Ben gördüğün şu sazdan yapılmış kulübede yaşıyorum, geçimim için de her gün iki balık tutarım, biri kendim için, birisi de  sizin gibi yolu düşenlere ikram etmek için der.

 

Muhyiddin-i Arabi Hz.leri adama misafir olur...adam ne tarafa yolculuk yaptığını sorar...mübarek :Bağdat’a doğru gidiyorum deyince adam:  çok sevinir ve "benim orada çok sevdiğim bir ALLAH dostu var. Onun yanına uğrayıp benim için nasihat etmesini rica edermisin." der..

Muhyiddin-i Arabi Hz.leri : tabii, zaten gidiyorum,oraya da uğrarım der, yolculuk devam eder..

Bağdat'a varır.Kendi işlerini gördükten,  sonra; "şu dervişin dediği zata bir uğrayayım diye düşünür... ve o adrese uğrar..

 

Bir bakar ki, kapıda nöbetçileri ve bir sürü hizmetçileri olan  buyük bir konak! 

Derdini anlatır, "O"  zatın kendisini kabul edeceği haber verilir...içeri girer "O" zatla tanışır.! Sohbet ederler, dervişten bahsedince "O" zatta dervişi tanır..

 

Muhyiddin-i Arabi Hz.leri müsaade istemeden önce dervişin nasihat istediğini söyler...

 O" mübarek zat bir süre başını eğdikten sonra kaldırır ve "söyle ona: dünyayı gönlünden çıkarsın" deyince,

Muhyiddin-i Arabi hz.leri  şaşırır ama bir şey söylemez....ve oradan ayrılır...

 

Bu yazı toplam 210 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar